2018’in En İyileri I N. Levent Tanıl

Fantastik yapımlardan ters köşe yapan Türk dizilerine, Netflix’in atılımlarından Kidding gibi istisna işlere verimli bulduğum bir seçki hazırladım sizin için. Umutlarınızın hep diri kalacağı unutulmaz bir 2019 yılı geçirmeniz dileğiyle…

2018’de hem sinema hem de dizi piyasasında şaşırtıcı gelişmeler oldu. Senenin son çeyreğinde Disney’nin Netflix’e rakip olarak tasarladığı yeni platformunu resmen duyurması ve bunun üzerine Netflix’in Marvel yapımlarının tek tek iptal edilmesi, gelecek dönemlerde bu iki oluşum arasındaki soğuk savaşın ilk işareti niteliğindeydi…

Daredevil, Luke Cage, Iron Fist‘in iptali ardından Jessica Jones‘la Punisher‘ın akıbeti belirsizliğini korurken Marvel’ın aksine DC, Titans‘ı sahaya sürerek adeta son dakika golü attı. Batman ve Superman gibi karakterlerin geri planda tutup tamamen Robin ile arkadaşlarına odaklanan dizinin şu sıralar DC’nin en mantıklı işlerinden birine dönüştüğünü söyleyebilirim.

2018’de sadece fantastik yapımlar değil, birçok farklı ve kaliteli diziyi izleme şansına da doğdu. Puhu TV’nin Onur Saylak-Hakan Günday ortaklığında çıkardığı özgün polisiyesi Şahsiyet‘le BluTV’nin ters köşe yapan komedisi Bartu Ben, yerli internet televizyonculuğu alanında gelecek dönemler adına umut veren en iyi işler…

Bunun dışında yılın son çeyreğine damgasını vuran Narcos: Mexico‘dan tutup da evrensel bir fenomene dönüşen La casa de papel‘e kadar 2018’de verimli bulduğum yerli-yabancı diziler hakkında kısa bir sıralama yaptım.

Şimdiden umutlarınızın hep diri kalacağı unutulmaz bir 2019 yılı geçirmeniz dileğiyle…

This Is Us

This Is Us, kurgusu, karakterleri ve sırtını drama dayamadan ilerlettiği sıcak hikâyesiyle bana 90’lı yıllardaki dizi kültürümüzü anımsatıyor. Öyle ki bu diziyi izlerken aniden sahneye Perran Kutman, Sümer Tilmaç ya da Şevket Altuğ girecekmiş gibi hissediyorum; o denli içten ve gerçekçi. 3. sezonu daha geniş bir olay örgüsüne yerleştiren senaristler sayesinde This Is Us, en az üç sezon daha dinç ilerleyecektir.

Narcos: Mexico

Medellin Karteli ve Pablo Escobar’ın ardından gelen bir sezonluk Cali macerası, Narcos‘un durağanlaşmasını engelleyememişti. Bu durumun farkında olan yapımcılar da Narcos: Mexico ile evrenini Kolombiya’dan çıkartarak Meksika semalarına taşıdı. Bu hamle dizinin daha diri ve bambaşka bir konuma erişmesini sağlamış. Diego Luna ve Michael Peña’nın evrene adapte olması ve anlatılan olayların zamansal açıdan dengede tutulması, Narcos‘u hem senenin hem de Netflix’in en başarılı yapımlarından birisine dönüştürmüş.

Kidding

Son yıllarda sinemadan uzak kalmayı tercih eden Jim Carrey’yi yönetmen Michel Gondry ile kurduğu ortaklık Kidding‘de izleme şansı bulduk 2018’de… Carrey ile Gondry’nin 2004’te çektikleri Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan) sonrasında bir kez daha buluşmasına mı sevinelim, yoksa hikâyenin sıcaklığına mı, bir türlü bilemedim. Çocuğunun ani ölümünden sonra hayatı ve ölümü sorgulamaya başlayan bir çocuk programı sunucusunun çıkmazlarını anlatan Kidding, Michel Gondry’nin kuklalar ve stop motionlarla dolu sinemasını özlemiş olanlar açısından bulunmaz bir nimet.

Wild Wild Country

Netflix’in sezon içindeki en kaliteli işlerinden biri oldu Wild Wild Country. Ruhani bir topluluğun aşama aşama nasıl silahlı bir örgüte dönüştüğünü anlatan bu altı bölümlük belgesel, Netflix’in nitelikli bir kurmaca dizisiyle eşdeğer kalitede. Üstelik olayın bizzat içinde bulunmuş birinci şahısların ağzından anlatılıyor olması da ayrı başarı…

The Handmaid’s Tale

The Handmaid’s Tale, benim için 2017’nin açık ara en kaliteli işlerinden biriydi. Dizinin kurduğu distopik atmosfer, kurmaca anlatısıyla birebir örtüşerek izleyicinin de benimsemesini sağlıyor. Anlatılanlar her ne kadar hayal ürünü gibi bir izlenim yaratsa da zihinlerde oluşturduğu endişe, bir kurmacanın ötesine geçecek kalitede. 2. sezonunda ilkine oranla biraz tempo düşüklüğü yaşayan The Handmaid’s Tale, her şeye rağmen 2018’de kalitesini yükseklerde tutmayı başaran dizilerden biri.

Glow

Netflix’in eğlenceli mini dizilerinden biri de Glow. Dizinin iki sezonunu da bu sene izledim. 80’li yıllarda popüler hale gelen Amerikan güreşi gösterilerinin kadın versiyonunun televizyona aktarılma macerasını anlatan dizi sayesinde ekran başında Hulk Hogan’ın çıkmasını beklediğim günlere geri döndüm adeta. Glow için senenin en iyilerinden diyemeyiz belki ama özellikle 2. sezonunda 80 döneminin televizyon kültürünü yansıtan skeçleri sayesinde gelecek dönemlerine sağlam bir altyapı oluşturmayı başarıyor. Bu yüzden benim için bir nefeste izlenilecek diziler arasında yer aldı.

Şahsiyet

Şahsiyet‘in bu topraklardan çıkan bir iş olması, beni çok mutlu ediyor. Daha ile sinema perdesinde başarılı bir ortaklığa adım atan Hakan Günday-Onur Saylak ikilisi, Şahsiyet‘te alzheimer hastası bir seri katil hikâyesini merkezine alıyor. Günday’ın karanlık ve hiciv dolu kalemi, Onur Saylak’ın umut veren yönetmenliği ve Haluk Bilginer’le Necip Memili başta olmak üzere tüm oyuncu kadrosunun etkin performansıyla Şahsiyet için gönül rahatlığıyla senenin en başarılı işi diyebilirim.

Bartu Ben

Bartu Ben, BluTV’nin belki de şu zamana dek en kaliteli orijinal dizisi oldu. Bartu Küçükçağlayan’ın yazdığı, Tolga Karaçelik’in yönettiği 10 bölümlük mini dizi, gerçekçi olmasının yanı sıra ters köşe yaptıracak hamleleriyle de senenin en eğlenceli yapımlarından birine dönüşüyor. Hatta Leyla ile Mecnun sonrasında yan karakterleriyle ayakta durmayı başaran ilk yerli komedi dizisi… Bu yüzden Bartu Küçükçağlayan’ın oluşturduğu evren, alkışı fazlasıyla hak ediyor. Üstelik Müfit Kayacan’ın canlandırdığı “Dayı” karakteri de son dönemlerin en eğlenceli betimlerinden.

Titans

Sinemada ve dizide boş yapan DC, en sonunda olgun bir evren oluşturmayı başarmış gibi duruyor. Titans, Batman’in sağ kolu Robin merkezinde ilerleyip yeni kahramanları da içerisine katarak DC’nin son dönemlerdeki kötü imajını toparlayan bir yapım olmuş. Oyuncu seçimleri ve karakter analizlerinin yanı sıra dizinin kurmuş olduğu karanlık atmosfer, DC’nin klasikleşmiş Gotham betiminin de üzerine çıkmayı başarmış.

Wet Hot American Summer

2018 dışı dizilerden biri de Wet Hot American Summer. Dizi iki sezonuyla 2001 senesindeki film versiyonunda tam olarak aktaramadığı şamatayı daha geniş ve eğlenceli bir şekilde yansıtıyor. 80 ve 90’lardaki klişelerin yanı sıra, durum ve karakter komedileriyle de eğlencenin dibine vuran bu dizi, bol yıldızlı oyuncu kadrosu sayesinde iki günde bitireceğiniz kahkaha garantili bir iş.

Final Space

Bu sezon Rick and Morty‘nin yokluğunu bir nebze de olsa Final Space ile gidermeye çalıştım. Rick and Morty kadar absürt olamasa da bilimkurgu mizahını aktarmayı iyi başaran bu mini animasyon dizisi, tek karakter odağında, sıkmayan bir uzay macerası.

River

Yine sene dışı yapımlardan biri River. Oldukça akıcı bir mini polisiye. Ortağının vurulduğu gece görmezden geldiği tüm sorunlarıyla yüzleşmek zorunda kalan bir dedektifin kendi çıkmazından kurtulup katili bulma çabasına odaklanan dizi, usta oyuncu Stellan Skarsgård’ın heybeti için bile izlenir.

La casa de papel

Senenin en sürpriz dizilerinden birisi de La casa de papel. Çok konuşuldu ve beklenilenin üzerinde bir hayran kitlesi oluşturdu. İspanyol televizyonlarından sonra Netflix’in satın aldığı polisiye, ilk yarısıyla gerçekten akıcı bir öykü sunuyor. İkinci yarısındaysa birçok saçma hata göze çarpmış olsa da, kurduğu atmosfer ve yorucu olmayan kurgusu sayesinde bir çırpıda kendisini anlatmayı başarıyor. Pek çok karakteri fenomene dönüşen ve yeni bir sezon hazırlığına başlayan La casa de papel‘in sadece Berlin’ini sevemedim ve insanların da bu karakteri neden bu kadar çok benimsediğini bir türlü anlayamadım.

The End of the F***ing World

2018’in endişe ve önyargıyla başladığım tek dizisi The End of the F***ing World oldu. Kendi benliklerini arayan iki genç insanın hayatı, dünyayı ve en önemlisi de aşkı keşfedişlerine kısa bir süre içerisinde etkileyici sahnelerle tanıklık edebiliyoruz bu dizide. Dizinin senaryosundaki olgun anlatısının yanı sıra oyuncu seçimleri ve yan karakterlerin başarılı aktarımı da kalitesini artıran etmenlerden…

author-avatar

1989 Kocaeli doğumlu. Lunaparkta çalıştı. Bir dönem fotoğrafçılıkla ilgilendikten sonra sinema yazıları yazmaya başladı. 2016’da Esin Erden'le yazdıkları ilk çocuk kitabı "Zürafa'nın Benekleri" YKY'den çıktı. Şu sıralar metin yazarlığının yanı sıra Episode Dergi’de yazıyor.

Henüz Yorum Yok : "2018'in En İyileri I N. Levent Tanıl"

    Bu yazıya yorum yap

    E-posta adresin görünmeyecek.