“Altered Carbon”un Günümüz ve Geleceğe Dair Sorduğu Sekiz Soru I Umur Akansel

Eşitsizlik ve ölümsüzlük… Uzun zamandır şöyle güzel bir bilimkurgu dizisi çekilse de izlesek diye bekleyen benim gibi türün sevdalılarını heyecanlandıran Altered Carbon‘u bu iki temayla özetlemek mümkün. Zenginlerin kendilerini dünyadan tamamen soyutlayıp Yunan tanrıları gibi bulutların üzerinde yaşadığı, yeterli parası olanlar için ölümsüzlüğün kolayca erişilebilir bir meta haline geldiği Altered Carbon evreni, bütün iyi distopyalar gibi günümüze göz kırparak gelecekle ilgili bazı kritik sorular soruyor. Şimdilik bu sorular gündemimizde yokmuş gibi görünse de insanlık olarak erken davranıp tartışmaya yavaştan başlamamız gerek gibi…

İnsanlık ölümsüzlüğü keşfetmeli mi? Eğer ölümsüzlük bulunursa bu sadece zenginlere yönelik bir ayrıcalık mı, yoksa herkesin faydalanabileceği bir sosyal hak mı olmalı?

Doğrusunu söylemek gerekirse Altered Carbon izleyene kadar üzerinde düşünmediğim bir soruydu bu. Ölüm gibi bir acının dünya üzerinden silinmesinin ne kadar harika bir şey olacağını sorgulamaya gerek bile duymamıştım. Dizi, bu noktada ölümsüzlüğün yarattığı sorunları teker teker ortaya çıkartarak bu konudaki ön kabullerimi sertçe sarstı.

Altered Carbon evreninde ölümsüzlük, omuriliğe bağlanan stack adı verilen çiplerle sağlanıyor. Bedeninize bir zarar gelse bile bu çipi başka bir bedene taktığınız anda hayatınıza aynı şekilde devam edebiliyorsunuz. Üstelik bunu, bir önceki bedeniniz öldükten yıllar sonra bile yapabiliyorsunuz. Dizide kılıf adı verilen bedenlerini kıyafet değiştirir gibi değiştirebilen zenginler, bu teknolojiyle sonsuza kadar yaşama imkânına erişirken, kuşaklar boyunca yaşamanın verdiği güçle servetlerini uçsuz bucaksız düzeylere çıkartabiliyorlar. Öyle ki, Meth adı verilen bu kesim, bulutların üzerine kadar yükselen gökdelenler inşa edip Grounders (yerliler) dedikleri aşağı seviyedeki insanların o seviyeye çıkmalarını -fiziksel olarak dahi- yasaklayabiliyorlar.

İnsanlık, toplumsal eşitsizliklerle mücadele edip bir sınıfın neredeyse tanrısal bir güç elde etmesini engelleyebilecek mi?

Ekmeğini bir Meth partisinde konukları eğlendirmek için birbirleriyle ölümüne dövüşerek kazanan evli bir çift (kazanana bir üst seviye beden sözü verilmiş.) Ya da zengin müşterisine onu öldürmekten çekinmemesini, başka bir bedende tekrar doğacağını söyleyen 19 yaşında fahişe (aslında patronu ona kazık atıyor, başka bir bedende doğmayacak.) Toplumsal eşitsizlikler, günümüz dünyasında henüz bu seviyede değil. Ancak günümüz dünyasında dahi eşitsizlik -pek tabii maddi eşitsizlik- artmakta ve hepimiz bunun farkındayız.

Altered State, bize bu eşitsizliklerin ölümsüzlük teknolojisini de kullanarak çığırından çıktığı bir distopya sunuyor. İnsanlık bir noktada bu durumun önüne geçebilecek mi? Bilmiyorum.

Politika yok ama…

Gelecekte siyaset kurumları, demokrasi, halkın siyasete katılımı, hatta ulus devlet gibi kavramlar varlıklarını sürdürecek mi?

Distopyaların favori konularından totaliterleşmiş devletle Altered Carbon evreninde karşılaşmıyoruz. Hatta dizinin belirli bölümlerinde hikâyeye dahil olan, maktullerin, katilleri aleyhine ifade vermek için diriltilmelerine olanak tanıyan 653 numaralı yasa dışında politikanın, devletin, yasaların, seçimlerin lafı bile geçmiyor. Hikâyenin merkezinde polis ve ordu teşkilatları olmasına karşın açıkça belirgin politik ve etik sorularla ilgili karar alma süreçlerine tanık olmuyoruz.

Ulus devletlerin tükendiklerini varsayabileceğimiz bu ortamda devletlerin yerini Birleşmiş Milletler (BM) adı verilen ama işleyişi fazla açıklanmayan bir yasa yapıcı kurum ve yarı tanrılaşmış Methler almış gibi görünüyor. BM, küresel yasal mevzuatı belirleyen kararlarının geçerliliği olan bir kurum rolünde. Bir nevi küresel bir parlamento seviyesinde gibi düşünebiliriz. Ancak dizinin ilerleyen bölümlerinde bu yapının da zengin sınıfın mutlak kontrolünde olduğunu görebiliyoruz.

Ouell’i Renee Elise Goldsberry canlandırıyor…

Gelecekte otoriteye, sisteme, en tepedeki sınıfın gücüne karşı çıkmak, bunlara karşı mücadele etmek mümkün olacak mı?

Hikâyenin kilit karakterlerinden Quellcrist “Quell” Falconer, bakış açınıza göre bir devrimci ya da terörist. Methlerin siyasi ve ekonomik gücü devralmasına karşı çıkan Quell, başlattığı ayaklanmayla sadece kendi gezegeni Hadran’s World’ü değil, bütün insan gezegenlerini etkiliyor.

Altered Carbon evreninin bir düzenli orduya en yakın kurumu Protectorate güçlerinin ayaklanmayla baş etme yöntemleri, Quell’in ölümünden yüzlerce yıl sonra bir kurtarıcı ya da bir terörist olarak hatırlanış şekli ve diziyi izleyenler için, müze sahnesi, gerçekten çarpıcı.

Ato Essandoh’un canlandırdığı Vernon Elliot, Kovacs ile…

Kimi seviyoruz; bedeni mi, bedenin içindekini mi?

Gelecekte günümüz dinlerine yer var mı? Eğer varsa, bu dinlere inananların gelişen ve insan hayatını değiştiren teknolojiyle ilişkileri nasıl olacak?

Neo-C (Yeni Hıristiyanlar), neredeyse her Altered Carbon bölümünde karşımıza çıkan bir dini grup. Sadece onlar değil, dizide müslüman ve musevi karakterler de mevcut. Yani üç büyük din, günümüzden 500 yıl ötesine gitmeyi başarabilmiş.

Yeni Hıristiyanlar’ın dizideki önemi biraz daha fazla çünkü onların teknoloji, özellikle de ölümsüzlük teknolojisi konusunda katı fikirleri var. Örneğin bir kere ölen birinin başka bir bedende hayata döndürülmesine kesinlikle karşılar. Neo-C’ler bu şekilde dünyada tutulan ruhların ahirete ulaşamayacaklarına ve lanetleneceklerine inanıyor. Bu yüzden maktullerin katilleri aleyhine ifade vermek için diriltilmelerine olanak tanıyan 653 numaralı yasaya dahi karşılar.

Eğer bilincin bedenden bedene geçişi mümkünse, sevdiğimiz kişiyi başka bir bedende ya da başka bir cinsiyetteki bir bedende de sevebilir miyiz?

Uzun zamandır sizden ayrı kalan kız arkadaşınız, başka bir erkeğin bedeninde size geri geliyor. Ne hissedersiniz? Eşi Ava başka bir erkeğin bedeniyle ona geri döndüğünde Vernon Elliot’ın yüzündeki ifade, Altered Carbon‘un en iyi anlarından biriydi. Vernon, neyse ki zamanla bu duruma alışabildi ama dizinin ana karakterlerinden Kristin’in başına gelen tam tersiydi: Sevdiği adamın bedeninde başka biri karşısına çıkmıştı.

Altered Carbon, bizi tam da sevdiğimiz kişide, sevdiğimiz şeyin tam olarak ne olduğu sorusuyla yakalıyor. Kimi seviyoruz; bedeni mi, bedenin içindekini mi? Dizideki karakterlerin bu soruya kesin cevaplar verebildiklerini söyleyebilmek zor.

Yapay zekâ Poe ile tanışın…

Yapay zekâ sevebilir mi? Sadakat, öfke, yalnızlık gibi insanlara özgü duyguları hissedebilir mi?

Altered Carbon‘un en harika karakteri (bana göre), Edgar Allan Poe temalı bir otelin yapay zekâ işletmecisi Poe’ydu. Dizide “Kimse artık o otellerde kalmıyor,” diye tanıtılan yapay zekâ otelinde yalnızlıktan sıkılan Poe, ana karakterler oteline gelince zamanla onlara bağlanıyor ve yapay zekâdan beklemediğimiz hisler geliştirmeye başlıyor. Dizinin ana karakteri Kovacs’a karşı hissettiği korumacılıkla karışık sevgi, Vernon’ın kızını terapiyle iyileştirmesi, hayatı tehlikedeyken bile çok sevdiği misafirlerini düşünmesi… Yapay zekâ bir gün bunları hissedebilir mi bilmiyorum ama ben Poe’yu çok sevdim.

Teknolojinin insan hayatına olumlu etkide bulunmasını nasıl sağlarız?

Son olarak bence Altered Carbon‘un sorduğu en önemli soruya geldik. Dizide günümüz için inanılmayacak derecede ileri teknolojiler bulunuyor. İnsanlık ölümsüzlüğü keşfetmiş, gezegenden gezegene bedenlerarası ışınlanmayla rahatça seyahat edebiliyor, her kendisine saygısı olan bilimkurgunun olmazsa olmazı uçan araba bile mevcut. Ancak Altered Carbon, bu teknolojileri adeta suratımıza atıyor. Dizideki yeni teknolojiler, insan topluluklarının sorunlarını çözmekten çok, onları derinleştirip iyice çözülemeyecek boyutlara ulaştırmış gibi görünüyor…

Henüz Yorum Yok : ""Altered Carbon"un Günümüz ve Geleceğe Dair Sorduğu Sekiz Soru I Umur Akansel"

    Bu yazıya yorum yap

    E-posta adresin görünmeyecek.