Burak Aksak: Bu Sürelerle Komedi Dizisi Çekmenin Kendisi Komik

“Büyük resim umurumda değil, küçük dertlerimle ilgilenip kendi yarattığım dünyamda takılmayı tercih ediyorum. Boş kâğıt sayfası tüm resimlerden daha güzeldir,” diyor Burak Aksak. Sektörün ikiyüzlülüğünden, ağır çalışma şartlarından yakınıyor, dijital platformların önemini vurguluyor. Ancak önemli bir de tespiti var Aksak’ın: “Dijital platformlar şeklen bir özgürlük sunuyor. Demir parmaklıklarla çevrilmiş kafalarımızı özgürleştirebilirsek işte o zaman daha özgün ve cesur işler izleyebiliriz.”

Ramazan Güzeldir dizisiyle sessiz sedasız televizyon piyasasına adım atan, Leyla ile Mecnun‘la gönlümüzde yer edinen, Ben de Özledim‘le yerini sağlamlaştıran, Bana Masal Anlatma ve Kara Bela filmleriyle senaristliğinin yanına yönetmen kimliğini de ekleyen ve son olarak kurduğu Küsurat Yayınevi ile sadece izleyen değil, okuyan kitleye de hitap etmek adına önemli bir adım atan Burak Aksak’la yeni filmi Dede Korkut Hikâyeleri: Zoraki Kahraman Salur Kazan öncesi sohbet ettik. Televizyondan sinemaya, sektörün sorunlarından dijital mecralara, Leyla ile Mecnun‘dan Salur Kazan‘a kadar her şeyi sorduk, o da içtenlikle cevapladı.

Röportaj: Gökhan Tosun

“Dede Korkut Hikâyeleri: Zoraki Kahraman Salur Kazan” filmden biraz bahseder misin?

Film; obası, kötü adam (Şöklü Melik) tarafından esir tutulan bir Oğuz Beyi’nin (Salur Kazan) obasını kurtarması ve kudretli bir bey olduğunu yeniden ispatlaması hakkında.

Fragmanı ilk izlediğimizde, “Seksist espri olmadan, güzel bacaklar göstermeden de komedi oluyormuş,” dedik. Bunu gözettiniz mi filmin çekimlerinde?

Güzel bacaklar var aslında ama hiçbir filmde derdimiz o olmadı. Her zaman sahnenin gerektirdiği ölçüde şakalar yaptık. Önceki filmlerde de bu filmde de gözettiğimiz, “Aman, böyle bir şey yapmayalım sakın!” dediğimiz bir şey değil bu. Nasıl yaşıyorsak öyle yazıyoruz bir nevi.

Bugünün komedi algısının epey dışında bir iş, nasıl karar verildi bu konuya?

BKM ile dizi projem vardı. Oyuncular bulundu, ekip kuruldu. Birtakım sebepler yüzünden olmadı o dizi. Bu sırada da TV8, TV filmleri arıyordu. Kurulu ekibimiz olduğu için “Hadi Dede Korkut Hikâyeleri’ni film yapalım,” diye bir fikir attım ortaya. Başta çok benimsenmedi aslında bu fikir ama senaryoyu yazıp neler yapacağımızı anlatınca ikna oldular. TV filmi olarak başladık, işler bu noktaya kadar geldi.

Memlekette eleştiri dinamikleri malum, birilerinin çıkıp fikir sahibi dahi olmadan “Dedem Korkut’un hikâyelerini ne hale getirmişsiniz?” deme ihtimali bile var. Bu konuya birinci ağızdan açıklık getirmek ister misin? Bu filmin “Kahpe Bizans”tan farkı nedir tam olarak?

Kahpe Bizans‘ın ilk filmini çok beğenmiştim. Bir dönem çekilen abartılı kahramanlık filmlerini (ki Yedikule surlarının tepesinden Battal Gazi misali atlamayı çok düşündüm) tiye alan, eğlenceli bir filmdi. İkinci filmin üzerine konuşmak bile vakit kaybı olur sanırım. Neyse, farklı olarak bizim referans noktamız Dede Korkut Hikâyeleri. Efsanelere dayanan bu hikâyeler, zaten kendi içinde bol bol fantastik öğe taşımakta. Biz de filmleri çekerken buna zarar vermemeye çalıştık diyebilirim. Dede Korkut Hikâyeleri’nde geçen Orta Asya’daki Tepegöz karakterinin yanına, Orta Dünya’dan Gollum karakterini yerleştirdik mesela. Özüne sadık kalarak içeriği zenginleştirmeye çalıştık diyebilirim bu haliyle.

Yaptığın dizilerin, filmlerin ortak özelliği, içinde kimine göre fantastik kimine göre absürt unsurların çok olması. Sen fantastik olarak mı yorumluyorsun yoksa absürt mü? Neden bu tarzı seçiyorsun?

Herhangi bir tarzın üzerine gitmiyorum. Anlatmak istediğim bir hikâyem oluyor genellikle, ardından bu hikâyeyi üzerinden aktabileceğim bir karakter çıkıyor. Ve ana karakterin etrafında diğer yan karakterler şekillenmeye başlıyor. Bazen tek bir sahne için film yazdığım oluyor. Mesela Bana Masal Anlatma filminde Rıza karakterinin Ayperi ile evin önünde konuştuğu, babasını anlattığı sahne bunlardan biri. Sırf o sahne için filmi yazdım.

Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsun?

Ağustos ayında çekmeyi planladığım bir sinema filmi var. Yine BKM ile. O filmi çekerim sanıyorum. Sonrası ise biraz karışık. Dijital platform için dizi projesi de olabilir, kitap projesi de olabilir. Ona filmi çektikten sonra karar veririz artık.

“Okumayı sevdiğimiz, hoşumuza giden kitaplar basacağız”

Dizi yazdın, film yazdın, film çektin… Herkes senden bir de kitap yazmanı beklerken sen gittin yayınevi kurdun. Bu süreç nasıl gelişti?

Pek çok yayınevinden kitap isteği geldi. Hatta çoğu genel yayın yönetmeniyle arkadaş olduk. Bir kitap yazsam hangisinden çıkaracağıma karar vermek zor olacaktı haliyle. Bir de şu var ki, her yayınevinin kendine göre bir yayın politikası oluyor. Önümüzdeki süreçte ne tür kitaplar basacaklarını bilemiyorsun. Piyasada kâğıt israfı denebilecek çok kitap var. Ve o kâğıt israfı yapan, içi boş kitaplar basan bir yayınevinden kitabım çıksın istemezdim. Bu konuyu Selçuk’la konuşurken o gaza getirdi beni. “Liseden Arkadaşlar bitmek üzere, hadi bi’ yayınevi kur da oradan çıksın bu kitap,” deyince kurdum yayınevini.

Küsurat isminin bir hikâyesi var mı?

Çok özel bir hikâyesi yok aslında. İsim arıyorduk, bulduğumuz isimlerin marka tescilinin başkaları tarafından zaten alındığını gördük. Yılmaz Abi ile (Erdoğan) mesajlaşıyorduk isim önermesi için. Karşılıklı isimler gönderiyorduk birbirimize. Küsurat fikri ondan çıktı. Biz de ısındık hemen. Virgülden sonra gelip de hiç sallamayan bir durumu var ya hani küsuratın. Herkes yuvarlar. Pi’yi 3 alırlar mesela. Kimse sallamaz virgülden sonra gelen sayıyı ama yine de Pi’yi pi yapan o virgülden sonra gelen sayıdır. O hesap işte, bizim de halimiz.

Küsurat Yayınevi’nde ilk olarak kuzenin Selçuk Aydemir’le çalıştın. Herkes bu ikiliden bir proje bekliyordu aslında ancak bu biraz ters köşe olmadı mı?

Demin anlattığım gibi bir süreç yaşadık. Yayınevi bize de ters köşe oldu biraz ama ileride mutlaka beraber bir proje yaparız gibi geliyor.
Edebi anlamda bir yayıncılık iddianız var mı? “Edebiyat dünyasına yeni bir soluk geliyor!” gibi bir konumlandırma mesela?
Herhangi bir iddiamız yok. Okumayı sevdiğimiz, hoşumuza giden kitaplar basacağız. Başka da bir gayemiz yok.

“Dizi konusunda tavsiye verebilecek son adamım”

“Leyla ile Mecnun”un finalini bir kitapta görebilecek miyiz?

Leyla ile Mecnun‘da kimi talihsiz olaylar yaşadık. Ana karakterlerin dizinden ayrılmak zorunda kalması gibi. Haliyle en başta kurduğum akış ve final çöp oldu. Şimdi, kitapta o yazamadığım finalin olduğu farklı bir hikâye anlatmak istiyorum.

“Leyla ile Mecnun” ve “Ben de Özledim”den sonra televizyonda işlerini görmedik. Sebebi nedir? Dizi yapmayı düşünüyor musun? Küskünlük var mı? Spoiler alabilir miyiz geleceğin hakkında?

Küskünlük diyemem ama çalışma şartları çok zor televizyonda. O şartlar altında iş yapıp hayıflanmaktansa hiç o topa girmemeyi tercih ederim.

Yazdığın dizilerde genelde bir erkek atmosferi hâkim… İleride kadın tiplemelerinin ve hikâyelerinin daha önde olduğu bir komedi yazmayı düşünür müsün?

Yeni filmin ana hikâyesi, kadın karakter üzerinden dönüyor. Hatta yan karakterler de büyük ölçüde kadın. Sadece iki ya da üç erkek var filmde.

“Leyla ile Mecnun” döneminde TRT’yle çalışmak nasıl bir deneyimdi?

İlk projemi de TRT ile yaptığım için çok zor olmadı kendi adıma. Devlet kurumu olması sebebiyle fazla bürokratik bir yer haliyle. Başlarken o kısımda epey zorlanıyorsunuz. Onun dışında diğer kanallardan çok da farklı değil.

Dizi sektörü fazla çetrefilli bir ortam… Hele de bir senarist için yollar epey zorlu. Senarist adaylarına konuyla ilgili bir tavsiyen, yol yöntem önerin var mı?

Televizyona dizi yapabilmek için 1 seneden fazla uğraştım. Geçen sene, işin olup olmayacağını beklediğim sürede üç sinema filmi çekebilirdim. O yüzden dizi konusunda tavsiye verebilecek son adamım ben. Benim yaptığımı yapmasınlar diyebilirim sadece.

Televizyonlarda komedi dizilerine olan ilginin azalmasını neye bağlıyorsun?

Şu an komedi dizileri var aslında. Yapılan işin kalitesi, komik olup olmadığı kişiye göre değişir elbette ama var yani sonuçta. Komedi az da olsa zekâ isteyen, hadi zekâ da demeyeyim de dikkat isteyen bir mesele. Takip edeceksin, şakayı yakalayacaksın, hikâyeden kopmaman lazım falan filan. Eee, şimdi insan o saatte de bir yandan sosyal medyada gezineyim, yemek yiyeyim, eş dostla mesajlaşayım, bir yandan da televizyonda dönen şeye bakayım diyor. Şey, evet. Pek çok insan için yaptığımız işler televizyonda dönen şeyden ibaret. Eee, süreler de malum tabii. Gerçi kısayken de aman aman bir rağbet yoktu komedi işlerine ama mevcut sürelerde komedi dizisi? Ne bileyim, komik bence.

“Önce kafalarımızı özgürleştirmeliyiz”

Yeni kurulan dijital platformlar hakkında düşüncelerin nelerdir? Başarabilecek miyiz?

Ben umutluyum. İyi yönetilirse, iyi bir planlama yapılırsa neden olmasın? Mevcut denek sistemiyle ölçülen reytingler kimseye bir fayda sağlamıyor, hele ki reklam verene. O yüzden yakın zamanda dijital platformların reklam gelirleri de artacaktır. Haliyle başarılı olmaması için hiçbir sebep yok ortada.

Dijital platformlar daha fazla özgürlük alanı sunuyor mu sence? Bu platformlardan birine proje yapmayı düşünüyor musun?

Şeklen bir özgürlük sunuyor, evet. Bizdeki özgürlük algısı sigara içip sevişmekten öteye gidemediği için sığ ve kısır işler devam edecektir bir süre daha. Demir parmaklıklarla çevrilmiş kafalarımızı özgürleştirebilirsek işte o zaman daha özgün ve cesur işler izleyebiliriz.

“Yerli diziler gereksiz uzun, çok uzun”

Yerli dizi, yersiz mi uzun?

Yerli dizi, yersiz uzun, gereksiz uzun, çok uzun!

Genelgeçer konu başlıkları bellidir ama yine de yorumunu duymak isterim: Yerli TV sektöründeki en can alıcı sorunlar nelerdir, nasıl çözülür?

Süreler ve bunun getirdiği çalışma şartları, patronların daha fazla para kazanma hırsı, sektör çalışanlarının ikiyüzlülüğü.

Reyting ölçüm sistemiyle ilgili neler düşünüyorsun?

Hiç anladığım bir mevzu değil. Şu anki sistem pek ilgi alanımda da değil açıkçası.

Komedi dizilerinde eskiye rağbet dönemi başladı. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Her şey eskide güzel, bırakın orada kalsın. En azından güzel anılarımız kirlenmesin diye düşünüyorum.

Tüm televizyon tarihimizi düşündüğün zaman bugüne dek en beğendiğin yerli diziler hangileri?

Bizimkiler, Bir Demet Tiyatro, Süper Baba, Yeditepe İstanbul, Behzat Ç., İşler Güçler.

Son birkaç yıldaki dizileri nasıl buluyorsun? Yerli dizilerden çok iyi iş dedikleriniz var mı, izliyor musun?

Pek takip edemiyorum. Denk gelmek dışında izleyebildiğimi söyleyemem.

“Aşk hikâyesi yazsam o da komik olur”

Başka türlerde de dizi yazmak ister misin? Mesela melodramatik bir aşk hikâyesi?

Yazmak isterim ama o da komik olur. Hatta bence o daha komik olur.

Sen de dergilerde yazıyordun. Türkiye’deki son dönem dergiciliğini nasıl görüyorsun?

Dergilerde yazmıyorum artık. Öğrenci olsam büyük küfrederdim. “Hangisini alcaz lan bunların? Biriniz orada, biriniz burada n’apıyonuz? Toplanın tek bi’ dergiye de adamı masrafa sokmayın lan!” diye isyan ederdim galiba. Tabii burada yeni nesil popüler kültür dergiciliğinden bahsediyorum. Meraklısına yönelik çıkan, istikrarlı bir şekilde yayın hayatına devam eden dergileri de bir okur olarak takip etmeye çalışıyorum. Hepsinin yolu açık olsun.

“Büyük resim umurumda değil”

Peki, bir dizi dergisinin çıkmasını nasıl değerlendirirsin?

Yabancı dizileri takip eden, ne zaman ne çıkıyor merak eden biri olarak son derece tatmin edici ve sevindirici bir durum ama yerli dizi mevzubahis olduğunda aynı şeyleri söyleyemem. İşiniz zor, Allah yardımcınız olsun diyebilirim sadece. Bir sonraki bölüm ne olacağını senaryoyu yazan kişi bile bilmiyorken, oyuncusu kendi oynadığı diziyi izlemiyorken, yapımcı sadece kanaldan gelecek parasını düşünürken, birilerinin çıkıp da o diziye değer verip onu konu etmesi büyük lütuf.

Kültür sanat hayatı ve durduğun yer olarak, son yıllardaki politik iklim seni nasıl etkiledi? Yola ilk çıkan Burak Aksak ile bugünkü arasında en temel tecrübe farkı nedir diye sorsak?

Yorgunluk. Büyük resmi görmeye çalışmaktan yoruldum artık. Herkes inandığı doğruya seni de inandırmak istiyor. Seni de yanına çekmek istiyor herkes. “Ne olursa olsun yanındayım, aynı şeyleri düşünüp aynı şeylere inanmak zorunda değiliz,” demen de yetmiyor. Zorla kendi söylediklerine inanmanı istiyorlar. Yanında olmanı değil, onlarla beraber bağırmanı istiyorlar. O yüzden yoruldum. Büyük resim umurumda değil, küçük dertlerimle ilgilenip kendi yarattığım dünyamda takılmayı tercih ediyorum. Boş kâğıt sayfası tüm resimlerden daha güzeldir.

Röportaj, Episode Dergi’nin 4. sayısında yayımlanmıştır…

Henüz Yorum Yok : "Burak Aksak: Bu Sürelerle Komedi Dizisi Çekmenin Kendisi Komik"

    Bu yazıya yorum yap

    E-posta adresin görünmeyecek.