Güneş Zavrak: Anı Yaşıyor, Hiçbir Şeyi Yarına Ertelememeye Çalışıyorum

Uzun süre sonra Elimi Bırakma dizisiyle ekrana döndü Güneş Zavrak. Verdiği ara yaramış genç oyuncuya. “Durmak, en büyük eylemlerden. Durabilmek, başlamaktan çok daha zor bence. Ben durduğum ve içsel hesaplaşmalarımdan gülümseyerek çıktığım için çok mutlu ve çok daha güçlüyüm,” diyen Zavrak’ın kafası net: “Gelecekle ilgili büyük cümlelerim yok. Anı yaşıyor, yarına ertelememeye çalışıyorum hiçbir şeyi.”

Bir dönemin popüler gençlik dizisi Pis Yedili‘de canlandırdığı Dilkopat karakteriyle tanımıştık Güneş Zavrak’ı. Sonra uzun süre ortadan kayboldu, 3,5 yılın ardından Elimi Bırakma ile döndü aramıza. Bu molanın bilinçli bir tercih olduğunu anlatıyor Zavrak. Genç oyuncu, “Ben durduğum ve içsel hesaplaşmalarımdan gülümseyerek çıktığım için çok mutlu ve çok daha güçlüyüm,” diyor…

Röportaj: Ezgi Özcan

“Pis Yedili”de rol alıp tanındıktan sonra uzun bir süre sizi ekranlarda ve haberlerde göremedik, neden? Oyunculuğa ara vermeye mi karar vermiştiniz yoksa başka bir durum mu vardı?

TV seyircisiyle ilk tanışma için Pis Yedili büyük bir adım oldu. 20’li yaşların başlarındaydım. Ama objektif olmam gerekirse; bu popüler dünya içinde kendini bulmak yaş itibarıyla yorucuydu. Bir anda sokakta yürüyememeye başladığınız bir hayatta bunun iyi mi kötü mü olduğunu ayırt etmeye çalışıp nedense bir sıfatlandırma ihtiyacı duyuyorsun. Nasıl davranman gerektiğini ve gelecekte aynı popülerliği (popülerliği başarıya bağlamak gibi hatalarla) devam ettirip ettiremeyeceğini düşünmek bile gereksiz yıpratıcı. Magazin programları, talk şovlar vs… Gazeteler, dergiler bunlarda sık sık yer alırken, görünmediğinizde başarısız sayılma korkusu gibi yetersiz bakış açıları… Bu verimsiz bakış açımı düzeltip benliğimle yüzleşmek için, menajerimin de beni sıkboğaz etmemesiyle bir mola kullandım. Gelen tekliflerin Dilkopat karakteriyle birebir benzeşmesi de bizi yeterince zorlamıştı. Verdiğim arada bir de sağlık sorunu yaşadım. Sokakta karşılaştığım insanlardan ya da yakın çevremden aldığım “Tam parladığın dönemde ne yaptın sen?” gibi söylemleri göğsümde yumuşatıyorum ve diyorum ki iyi ki durmuşum. Durmak, en büyük eylemlerden. Durabilmek, başlamaktan çok daha zor bence. Ben durduğum ve içsel hesaplaşmalarımdan gülümseyerek çıktığım için çok mutlu ve çok daha güçlüyüm.

“Elimi Bırakma” ile ekranlara geri döndünüz. Nasıl gidiyor? Bize karakterinizi ve yolunuzun bu projeyle nasıl kesiştiğini anlatır mısınız?

3,5 senenin üzerine yazlarımı geçirdiğim Akyaka’ya gittiğim günün akşamı menajerim aradı ve artık başlamanın zamanı geldiğine, bu teklifi kabul etmemiz gerektiğine inandırdı beni. Sabahına ilk uçakla İstanbul’a, sete ışınlandım. Unutmuş olduğum set ortamını en usul şekilde hatırlamamı, eksik kaldığım yerleri tamamlamamı sağlayan çok güzel bir ekiple çalışmaya başladım. Elimi Bırakma benim için çok özel bir yere sahip. Güneşli günlere en içten bir göz kırpış diyelim… Dizinin başarısı istikrarlı. Çok güzel bir ekiple çalışıyorum.

“Mine gibi bir dostum olsun isterim”

Canlandırdığınız karakterle, kendi karakteriniz arasında benzerlikler veya zıtlıklar var mı? Ondan neler öğrendiniz? Bugüne kadar nelerin farkına varmanızı sağladı?

Elbette var… Canlandırdığımız tüm karakterler, belki kendimize bile göstermediğimiz yönlerimizle vücut buluyor. Ve evet Mine’nin hayata iyimser bakışı, herkesi olduğu gibi kabul etmesi, iyi niyeti, aranılan dost tanımının karşılığı gibi. Mine gibi bir dostum olsun isterim her zaman…

Karakteriniz seyirciden nasıl tepkiler alıyor? Sosyal medyada ve gündelik hayatta insanlar size nasıl davranıyor, neler söylüyor, yazıyor?

Filtrelendiğim dönemde sosyal medya hesaplarımı da dondurmuştum. Şimdi tekrardan adapte olmaya çalışıyorum. Özellikle Instagram, ben giderken yeni geldiğinden çok acemi kaldım. En çok “Abla senin neden bu kadar az takipçin var?” sorusu ve neden oyunculuğa ara verdiğim sorusuyla karşılaşıyorum. Sokakta da insanlar Mine’nin ben olduğunu yeni kavramaya başladı. Hatta hâlâ “TRT1’de Elimi Bırakma dizinde bir kız var, size çok benziyor,” gibi tepkiler alıyorum. Pis Yedili‘deki Dilkopat karakterinin gerçek olduğunu sanıyorlardı. Ama en güzeli de o zamanın çocukları, şimdinin üniversiteli gençlerinin güzel enerjileriyle sarmalanmak. Hafif bir çekinmeyle yaklaşıp “Acaba siz mi o, o mu siz,” gibi teklemelerden sonra güzel sohbetler ve selfi talepleri geliyor…

“Gelecekle ilgili büyük cümlelerim yok”

Dizi haricinde başka oyunculuk çalışmalarınız var mı? Tiyatro oyunu, internet çalışmaları vs…

Bunu menajerim İdil Hanım’la konuşmak lazım. Netleşene kadar söylemediği için kendisi… Ama enerji olarak da doğru bir yerdeyiz şu an. Ben özellikle tiyatroya dönmeyi çok istiyorum.

Gelecekle ilgili nasıl planlarınız, hayalleriniz var? Özel olarak yapmak istediğiniz şeyler ya da gidip görmek istediğiniz yerler var mı?

Gelecekle ilgili büyük cümlelerim yok. Anı yaşıyor, yarına ertelememeye çalışıyorum hiçbir şeyi. Güneş tepede, ben de selamı çaktım işte. Yüzümü, önümü aydınlatan güneşin, içimi ısıtacağı günleri heyecanla bekliyorum… Gezmeyi çok seviyorum. Avrupa’nın çoğunu gezdim. Biraz da Asya tarafını görmek istiyorum. Tayland gibi… Fakat ülkemizde hala direnen o kadar güzel doğası olan yerler var ki. Özellikle doğayla baş başa kalabildiğim yerleri seviyorum. Çadırımı alıp yeşili, maviyi görüp kuş seslerini içimde hissedeceğim tatil planımı gerçekleştirmeyi dört gözle bekliyorum.

Neleri takip ediyorsunuz? Kitap, film, dizi vs… Bunların içinden bize önermek istediğiniz neler var?

O kadar çok şeyi bir arada izliyorum ki. Osmosis‘e başladım mesela. En son izlediğim film de Django. Kitap için çok önerim olur ama okumakta geç kaldığım Kürk Mantolu Madonna‘yı, Sabahattin Ali’nin eşsiz dilini herkesin keşfetmesini isterim.

“Kadir İnanır’ı biraz sömürmek isterdim”

İstanbul’da bulunmayı, gezmeyi sevdiğiniz yerleri sorsak… Ve neden?

Çocukluğumun geçtiği Tarabya, Yeniköy, Emirgan favori yerlerim. Ve şimdi yaşadığım Anadolu yakasında Kadıköy’den Bostancı’ya tüm sahil şeridi. Hâlâ deniz ve yeşili bir arada bulabilme şansını yakalıyorsunuz, mutluluğumda çok büyük yere sahip bu.

Yerli, yabancı kiminle rol arkadaşı olmak isterdiniz? O rol arkadaşıyla nasıl bir proje içinde yer almak isterdiniz?

Böyle sorularda fena kilitlenirim. En sevdiğin, en istediğin gibi… Çok isim var ama geçenlerde Komser Şekspir‘i izledim yıllar sonra yine. Beni çocukken çok etkilemişti bu film, yine aynı etkiyi yarattı.. Kadir İnanır’la bir filmde yer almak çok isterdim. Sert tavrıyla beraber işine ve insanlara saygısını, sevgisini, tecrübesini biraz olsun sömürmek isterdim…

Henüz Yorum Yok : "Güneş Zavrak: Anı Yaşıyor, Hiçbir Şeyi Yarına Ertelememeye Çalışıyorum"

    Bu yazıya yorum yap

    E-posta adresin görünmeyecek.