House of Cards: Ne Kadarı Gerçek?

Bu yazı, House of Cards özel dosyası kapsamında yayınlandı. Dosyanın tamamına ulaşmak için tıklayın!

- Elçin Poyrazlar
ABD’nin başkenti Washington DC’de bir deyiş vardır: “Washington’da dost edinmek istiyorsan kendine bir köpek al.”  Müptelası olduğumuz dizi House of Cards, her ekran karşısına oturduğumda bana bu deyişi hatırlatıyor. Her bölümde iskambil kartlarından yapılmış bir evin hafif bir esintiyle yıkılışını seyrediyorum. İktidar, para, ihtiras ve yalnızlığın modern bir gösterisi.

Hiç kuşku yok ki dizinin başrol oyuncuları Kevin Spacey ve Robin Wright karşımıza Şekspiryen bir performansla çıkıyor. Dünyanın en güçlü devletinin başındaki şeytani, pervasız, ihtiraslı bir adamın zeki kötülüğünü siyasi bir dramın içinde tırnaklarımızı yiyerek seyrediyoruz. Giderek yalnızlaşan ve karısının bile düşmanlığını kazanmaya başlayan Frank Underwood’un siyasi kariyeri bizi ekrana çengelliyor.

House of Cards dizisi korkutucu biçimde bugünün dünya politikasını, büyük devletlerin popülist milliyetçiliğe saplanışını, yayılan vahşi köktenci terörün gölgesini, küresel eşitsizliği ve tüm bunların ortasında politikayı kişisel hırslarına kalkan yapan günümüz siyasetçisini resmediyor.

Genel çerçevede dizinin verdiği mesajla ilgili bir sorun yok. Ancak bazı detaylarda House of Cards “sadece bir kurgu” deyip geçmemizi gerektiren noktalara da sahip.

Dizinin müptelalarından ABD’nin eski başkanı Barack Obama diziyle ilgili bir açıklamasında, “Keşke işler acımasızca bu kadar eli çabuk olsaydı. Kevin Spacey’e bakınca, bu herif amma da çok şey yapıyor diyorum,” demişti.

Bir ABD başkanının bir yasa tasarısını Kongre’den nasıl geçirmeye çalıştığı, her bir üyeyle ne kadar detaylı pazarlıklara girdiği, ittifakları parçalayıp milletvekillerinin tabanındaki zaaflarını aramak ve iyi bir zamanlamayı göz önünde bulundurmak zorunda olduğu başka bir yazının konusu. Siz en azından Washington’da işlerin tereyağından kıl çeker gibi yürümediğini bilin.

Biraz da dizide Frank Underwod’un eşi Claire’in siyasi emellerine değinelim. Evli bir çift, başkan ve başkan yardımcısı olarak görev yapabilir mi? Teorik olarak bu mümkün ancak ABD anayasasına göre çiftlerden birinin, diğerinden ayrı bir eyalette yaşaması gerekiyor ve o eyaletteki delegelerin onları seçmesi. Belki de bu, dizide Claire’in annesinin Teksas’taki evini ikameti olarak göstermesiyle halledilmiş olabilir.

Başka bir konu da Claire’in Guantanamo Cezaevi’nden bir teröristi dışarı çıkarıp onunla pazarlık edip edemeyeceği. Bir First Lady’nin bunu yapması mümkün görünmüyor. Sadece başkan, doğrudan bir emirle kendisine bu hakkı verebilir.

House of Cards’ın Yeni sezonu, tüm bölümleriyle,  Türkiye’de ilk kez 4K yayın kalitesiyle hafta içi her gün 22.00’de Digiturk 400. kanalda yayınlanacak.

Peki, Claire’in Rusya lideri Petrov ile birebir pazarlık etmesi? Bu da kurgu unsurlarından. Başkanların eşleri, yabancı ülkelerin devlet adamlarıyla yalnız başlarına pazarlık etme yetkisine sahip değil. Ayrıca yabancı liderler, karşısındaki kişinin dilini bilse bile yanında bir çevirmen bulundurarak genellikle kendi dilinde konuşmayı tercih eder. Rus feminist punk-rock grubu Pussy Riot’ın Beyaz Saray’da Rus lideriyle birlikte resmi yemeğe davet edildiği sahne de gerçeklikten uzak. Hiçbir lider bu tür bir riski göze almak istemez.

Claire Underwood’un ABD’nin BM Büyükelçiliği görevine getirilmesi meselesi de var. Claire’in bu görev için kalifiye olmadığı hatta dış politikada geçmişi olmadığı bilinerek BM büyükelçisi olması mümkün görünmüyor.

Benim hem bir kadın hem de bir gazeteci olarak canımı sıkan bir nokta daha var dizide. O da ilk sezonlarda gazeteci Zoe Barnes’ın Frank Underwood’dan bilgi sızdırabilmek için onunla yatması. Bu, kadın bir gazetecinin ancak güçlü adamlarla yatarsa kariyerinde ilerleyebileceği mesajı veren, oldukça cinsiyetçi bir yaklaşım. Washington’da ve dünyanın pek çok kentinde politikacılarla yatmadan da müthiş haberler çıkaran yetenekli kadın gazeteciler var.

Son olarak Frank Underwood’un Zoe Barnes’ı metroda tren altına iterek öldürmesi. Washington’da bir politikacı, bırakın birini öldürmeyi bir süre sonra iç çamaşırı aldığı dükkânı bile saklayamayacak duruma gelir. Hele hele Frank Underwood gibi spotlar altında olmayı seven bir siyasetçiyse.

Frank Underwood sanırım bize bakarak verdiği mesajlarının birinde iktidarın paradan daha önemli olduğunu söylemişti. “Çünkü parayı çeken iktidardır,” demişti. İşte bu, Washington için belki de en doğru argüman. Çünkü Washington’u para yönetir. Arkanızda güçlü bağışçılar ve şirketler varsa seçimleri de iktidarı da siz kazanırsınız. Underwood, öğrendiği bu dersi acımasızca uyguladığı için kendini piramidin tepesinde buldu. Dünyanın neresinde olursa olsun güç ve onun getirdiği zenginliğe bağımlı tüm siyasetçiler gibi.


Bir Yorum Bırak:

Yorumunu Paylaş

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Yorumunu Paylaş

wpDiscuz
%d blogcu bunu beğendi: