Madam Bovary’yi Kahkahalarla Gülmekten Kim Öldürdü?

Dünya Tiyatro Günü nedeniyle ücretsiz sahnelenen “Madam Bovary’yi Kahkahalarla Gülmekten Kim Öldürdü?” adlı polisiye/komedi tiyatro oyununa giderken hayalim, dudaklarıma bir kahkaha ziyafeti çektirmekti. Çünkü beni oyundan haberdar eden arkadaşımın duyumlarına göre oyun son yılların en iyi komedilerinden biriydi ve seyircisine bol kahkaha vaat ediyordu. Bu da benim gibi uzun zamandır kahkahalarla gülme kabızlığı çeken biri için bulunmaz bir fırsattı. Tiyatronun ruhumda yaratacağı beş yıldız değerindeki diğer güzellikler de cabası.

Bu fırsatı kaçırmamak için arkadaşımla birlikte oyun saatinden hemen önce yerimizi aldık. Oyunun ilk on beş dakikası ısınma kahkahalarıyla geçti.

“Asıl bomba kahkahalar daha sonra herhalde,” diye düşünürken ön sıralarda oturan bir adam, “Böyle oyun olmaz, kardeşim. Bu ne böyle!” diye hışımla ayağa kalktı.

“Tiyatro mu izlemeye geldik, küfür mü? Anlamadım gitti!”

Hepimiz şaşırmıştık. Adama bakıyorduk. Bir süre sonra oyuncular da oyunu bırakıp şaşkınlıkla adama baktılar.

O sırada kulis yönünden biri çıkarak sahne önüne doğru geldi:

“Buyurun beyefendi, bir sorun mu vardı? Ben oyunun sahne amiriyim.”

“Siz nasıl amirsiniz, amirim? Kadın sabahtan beri adama küfrediyor. Müdahale etmeniz, ne bileyim, belki bir ceza yazmanız lazım bu terbiyesiz kadına!”

“Bir dakika! Siz beni zabıta amiri sandınız herhalde?”

“Hayır da sahne amiriyim deyince ben, sahnede uygunsuz hâl ve harekette bulunanlara ceza kesiyorsunuz sandım.”

“Ben rapor tutuyorum. Cezalık bir durum varsa üstlerim kesiyor. Ama sizin bildiğiniz anlamda değil.”

“Madem ceza kesmiyorsunuz. O zaman insan bip koyar değil mi? Televizyonda küfür oldu mu hemen bipleniyor. Tiyatronun neyi eksik?”

“İyi de burada küfür nerede?”

“Ne demek nerede? Kadın sabahtan beri adama ‘eşek’ diyor.”

Sahne amiri şaşırmıştı:

“İyi de ‘eşek’ küfür mü?”

“Niye, küfür olması için illa ki ‘eşekoğlueşek!’ mi demesi lazım?”

“Neyse beyefendi. İzin verin de arkadaşlarımız oyunlarına kaldıkları yerden devam etsinler. Bakın, seyirci tedirgin olmaya başladı.”

Sahne amiri haklıydı. Salonda ben dahil herkes, durumu şaşkınlık ve tedirginlik içinde izliyorduk. Tabii arkadaşım hariç. Nedense o çok sakindi.

Bu arada adam sorun çıkarmaya devam etti:

“Hem sadece küfür değil ki. Kadınla erkek de bir arada. Böyle olmaz. Harem-selamlık olması lazım. Kadınlar bir tarafta, erkekler bir tarafta.”

O ana kadar olanları sessizce seyreden ben birden bir kahkaha patlattım. Adam dönüp bana ters ters baktı.

Ben ise bozuntuya vermemek için arkadaşıma döndüm, fısıltıyla, “Ya gülmek için oyuna geldim ama oyuna değil, seyirciye gülüyorum,” dedim.

“Seyirci değil ki o. Oyuncu ama seyirci havası vermeye çalışıyor. Bu, bazı yönetmenlerin denediği bir reji tekniği. Hatta bazen gerçek seyircileri de işin içine katıp interaktif falan dedikleri bir şeyler deniyorlar.”

“Bu da güzelmiş o zaman,” deyip bir kahkaha daha patlattım.

Bu kez adam bana, “Ne var lan gülecek, çebiş?” diye sormaz mı.

Ne yoktu ki; eşek lafını küfür olarak görmesi mi, bir kadın ve bir erkeğin harem-selamlık olarak ayrılmalarını istemesi mi?

“Hangi birini sayayım?” dedim.

“Bir tanesini saysan yeter ibiş!”

“‘Kadınlarla erkekler harem-selamlık olarak ayrılsın,’ dediniz ya.”

“Ee?”

“Eesi oyunda kadınlar ve erkekler yok ki. Sadece bir kadın ile bir erkek oyuncu var. Bunları nasıl ayıracaksın harem-selamlık diye?”

“Olsun, sayı önemli değil; onların kadın ve erkek olmaları önemli.”

“Olmaz öyle şey!” dedi sahne amiri.

“Olacak. Allah bilir bunlar evli de değildir.”

“Şu an değil ama ikinci perdede evlenecekler.”

“O zaman bunlar deminden beri günah işliyorlar.”

“Nasıl günah işliyorlar?”

“Zina yaparak. Deminden beri burada gözlerimizin önünde el ele, göz göze cilveleşiyorlar.”

“İyi de zina bunun neresinde?”

“Ellerinde, gözlerinde. Göz zinası yapıyorlar, el zinası yapıyorlar sabahtan beri. Demek ki müdahale etmesem kim bilir ne zinası yapacaklardı daha!”

Sahne amiri köpürdü:

“Ne diyorsunuz beyefendi? Bu bir tiyatro oyunu! Biraz daha sabretseniz evlenecek güzel bir aile olacaklardı.”

“Bu nasıl aile peki? Çocuksuz aile mi olur?”

“Çocuk olacak.”

“Ne zaman?”

“İkinci perdede.”

“O biraz şüpheli.”

“Nasıl şüpheli?”

“Baksana, kadın sigara içiyor.”

“Eee?”

“Ne demek ee? Çocuğu olacak kadın sigara içer mi?”

“İyi de daha hamile değil ki.”

“Olsun, bu kadın hamileyken de içer. Baksana gözlere. Peki, kaç çocuk yapacak?”

“Bir çocuk!”

“Bir çocuk yetmez. En az üç çocuk yapmalı. Tek çocuklu aile mi olur?”

O sırada kadın oyuncu bir kahkaha patlattı. Bunu gören adam kadın oyuncuya çıkıştı:

“Ne gülüyorsun böyle? Kadın kısmı kahkahalarla gülemez!”

Sahne amiri iyice sinirlenmişti:

“Siz de iyice saçmalamaya başladınız. Ya oyunumuzu sabote etmeden güzelce izleyin ya da çıkın, gidin!

Adam birden yanında bulunan çuvaldan bir benzin bidonu, cebinden de bir çakmak çıkardı.

“Bir yere gitmiyorum! Geçti artık o devirler. Bundan sonra oyunlarda küfür olmayacak. İster on kadın, on erkek olsun, ister bir kadın, bir erkek olsun, harem-selamlık olacak. Oyunlarda zina olmayacak. Kadınlar kahkaha atmayacak. Sigara içmeyecek! Yoksa yakarım!”

“Yapma, kıyma kendine!” dedi birileri.

“Kendime kıyacağımı kim söyledi? Tiyatroyu yakarım diyorum!”

Gemileri yakmış gibi bir hali vardı. Belli ki tiyatroyu da yakacaktı.

“Ya, bu oyuncu moyuncu değil. Besbelli bir kundakçı. Hazırlıklı gelmiş. Baksana tiyatroyu yakacak!” dedim arkadaşıma.

Arkadaşım ise gayet sakindi:

“Korkma be, oyun bu. Ben buna gelene kadar, ne reji numaraları gördüm. Birinde oyuncu, seyircinin birine tekme tokat daldı. Gerekçesi seyirciyi şoke ederek uyandırmakmış. Bir başka oyunda ise oyuncunun biri seyircinin üstüne işedi. Bunun açıklamasını, “Orta sınıf izlerkitlenin zihinsel konformizmine son vermek istiyorum,” diye yaptı yönetmen. Bu kitlenin olaylar ve durumlar karşısındaki tepki verme potansiyelini artırmak için paradigma değişikliğine gitmesi gerektiği yönünde bir bilinç sıçraması yaratmak adına böyle çişsel bir yorumu tercih ettiğini söyledi. İşte, bu eli benzin bidonlu adam da öyle bir şey. Yani yönetmenin yorumu. Bak, oyun sonunda göreceksin. Dediğim gibi çıkacak ve sen buna kahkahalarla güleceksin.”

O sırada adamın yanında deminden beri sessiz sedasız oturan kadın, “Ne yazık ki yakamayacaksın kocacığım, bidonun içine su doldurdum senin haberin olmadan,” dedi.

Adamın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Hemen bidonun ağzını açarak kokladı:

“Ulan, bu sahiden de su be!”

O sırada sahne amiri ve öndeki seyircilerden birkaçı, adamın şaşkınlığından yararlanıp üzerine kapaklandılar. Adam salon dışına çıkarılırken karısına doğru, “Yaktın beni kadın!” diye bağırdı.

“İyi oldu, yoksa sen de güzelim tiyatroyu yakacaktın!” dedi karısı.

Arkadaşım ise şaşkınlık içindeydi:

“Abi, adam harbiden de kundakçıymış ya!”

Bense o sırada hem adamın haline, hem arkadaşımın haline hem de oyun yerine tiyatroda yaşadıklarına gülen kendi halime gülüyordum, kahkahalarla.

O gün oyun iptal edildiği için Madam Bovary’yi kahkahalarla gülmekten kim öldürdü, görememiştim ama beni kahkahalarla gülmekten kim ya da kimler öldürdü, onu görmüştüm.

Henüz Yorum Yok : "Madam Bovary'yi Kahkahalarla Gülmekten Kim Öldürdü?"