Martin Scorsese ve Mick Jagger İtinayla Sunar: Vinyl! | Sevtap Tuzcu

Yıl 1973, New York ekonomik krizin dibinde, bunalım ve isyan hat safhada.

Gece hayatı akıyor. Günlük menüde SEX, DRUGS and ROCK’n ROLL büyük harflerle yazılıyor.

“Her jenerasyon kayıp ve bitik gençlerle doludur; yalnız olmadıklarını bilmeye ihtiyaç duyarlar”.

İşte Richie Finestra (Bobby Cannavale): American Century plak şirketinin kurucusu ve  patronu. Rock’n Roll ve kokaine olan aşkı uğruna eşi Devon’u (Olivia Wilde) kaybetmeyi bile göze alır. Bir zamanlar çatısı altında iyi isimler barındıran American Century battı batacak.

Punk ve Disco eşikte. DJ’ler ilk parçaları sample etmeye başlamış, yani Hip Hop da fırına verilmiş durumda.

Anlayacağımız şudur ki; dinleyici kitlesinin sağı solu belli değil.

Almanların şirketi satın alma teklifini reddettikten sonra Richie ile birbirinden beceriksiz ortaklarını bu krizden kurtarmanın tek yolu  ise, başarılı ya da başarı vadeden bir isimi kontratlamaktır.

Bahsi geçen, HBO’nun 2016 Sevgililer Günü’nde vizyona girmiş olan bir sezonluk, on bölümlük  dizisi “Vinyl”.

Mick Jagger ve 1977-1999 arası birlikte olduğu model Jerry Hall’ün 4 çocuğu vardır ve Mick Jagger’in  en uzun birlikteliği olarak tarihe geçmiştir.
Martin Scorsese ve Mick Jagger ortak yapımı, izleyiciyi 70’li yılların New York’unda  aşırıcılığın dibine sokup sokup çıkarıyor.

Asıl olay şu ki yirmi yıl önce Mick Jagger, Scorsese’e 70’lerde geçen bir plak şirketi filmi hikayesi satar… The Sopranos ve Boardwalk Empire’dan tanıdığımız usta senarist Terence Winter ve yazar Rich Cohen de mutfağa girince izleyicilerle buluşan dizi “Vinyl” i ortaya çıkar. Görünüşte bu kamera arkası rüya takımının ortaya çıkardığı HBO’ya tekrardan renk katacak umudu barındırsa da, HBO dizinin ikinci sezonunu çekmekten vazgeçer.

Kostüm, mekan ve sanatta  kusur tanımayan bir dönem dizisi; prodüksiyon maliyetlerinin ne kadar yüksek olduğunu benim gibi amatörler bile tahmin edebilir. Yazılan çizilene göre de dizinin ikinci bir sezonunun çekilmeme sebebi, yüksek prodüksiyon maliyetleriymiş. Elbette Terence Winter’ın kreatif anlaşmazlıklar yüzünden ekipten ayrılıp yerine başka senaristlerin atanmış olması da dizinin prodüksiyonu için gereksiz bir risk faktörü daha yaratmıştır.

Sonuçta Winter; Sopranos ve Boardwalk Empire gibi prodüksiyonlar sayesinde dizi kitlesinin mentalitesini oldukça kavramış görünüyor.

Tek sezonluk bir dizi olarak yaratılmamış olsa bile, sezon sonu bölümü izleyiciyi öyle havada bırakmıyor. Biraz Mad Man, biraz Sopranos, büyük harflerle yazılan egolar, ‘dozunda’ şiddet, biraz yeraltı ,birkaç cinayet, bol kokain ve seks, birazcık da

Rock’n Roll… İşte Vinyl!

Rock’n Roll’u Eksik Bir Rock’n Roll

Rock’n Roll’u kısmen eksik olmuş. Richie’nin ventili her ne kadar müziğe olan aşkı gibi lanse edilmeye çalışılsa da izleyiciye bu duygu tam olarak geçmiyor.

Aslında müzikten çok, her şeyle daha yakından ilgileniyor.

Richie tam da Martin Scorsese’in sevdiği şu antikahramanlardan: Tutunamayan, çabaladıkça batıran, her anlamda iktidarsız, değer yargıları oturmamış ve vicdanı biraz esnek olan türden.

Dikkat! Dizi O Döneme Ait Gıybet İçerir!

Karakterin dizide pek bir gelişim ya da değişimi söz konusu değil.

Bu yüzden de izleyici Richie ile empatiye giremiyor.

  • Şike şike baba…

Bizim müzik piyasasının dijitalde sahte tıklamaları olduğu gibi o zamanlarda da sigortalatılmış malları nakliyat/sevkiyat esnasında denize düşürüp sigortadan hem tazminatını alıyor, hem de satıldı
gösteriyorlarmış.

Eşi ve çocuklarının annesi Devon (Olivia Wilde) ise değişim ve gelişim konusunda daha çok umut vadeden bir karakter.

Eski model ve Andy Warhol’un sanatçı tayfasından olan Devon, Richie’nin kendisine verdiği sözleri tutmayınca Richie’yi terk edip teselliyi gece hayatında, sanatta ve başka bir erkeğin kollarında arar.

Keşke izlemeye biraz daha fazla fırsatımız olsaydı dediğim bir kadın karakter daha; Juno Temple’in oynadığı Jamie Vine.

American Century’de asistan/torbacı statüsünden menajerler ligine geçmeye çalışan hırslı ve seksi Jamie.

Sütyeninde daima kokain ya da marihuana taşıyan Jamie istediğini elde etmek için her şeyi yapmaya hazırdır.

Şirkete demo bandını vermek için gelip kimse tarafından ilgi görmeyen Punk Rock grubu Nasty Bits’i görünce, amacına ulaşmak için gerekli bileti bulduğunu düşünür ve grubun menajeri olmak için solistin yatağına girer, oradan da bir yere gidemez zaten.

Nasty Bits’in ‘evet şüphesiz bu çocukta rockstar havası var ‘ dedirten solisti kim dersin?

Rock’n Roll’un  asilzadelerinden;Mick Jagger ve Jerry Hall ‘un 1985 model oğulları James Jagger.

Baba Jagger’in yüzünü kara çıkarmamış, rolün hakkını vermiş.

Erkeklerin de sürmeye sürme demediği bu döneme ait birçok idol ile karşılaşıyoruz. Alice Cooper, New York Dolls, Bruce Springsteen, John Lennon, Bob Dylan,

Andy Warhol ve tabii ki efsane David Bowie.

‘Cyclone’ başlığı altında 6.bölüm Bowie’ye ithaf edilmiştir.

Dizi döneme ait yüzeysel gıybet içerir; elbette fiktif ve gerçek karakterler arasında ayırt etmek gerekir.

Yüksek Yüksek Egolara Kız Vermesinler!

Richie ile Ahmet Ertegün arasında parallelik var mı sorusuna, Mick Jagger net bir ‘HAYIR’ ile cevap vermiştir.

Ahmet Ertegün ile arası oldukça iyi olan Mick Jagger, kendisinin örnek bir iş adamı olduğunu söyler! Hatta bir bölümde menajerlerin hırsını ateşlemek için örnek olarak  Ahmet Ertegün ile ilgili bir anekdot teyit geçilir.

Dönemin dinozorları bir araya gelmiş de ne iyi etmiş.

Ah be HBO, bir sezon daha batırmazdı seni be!

‘Daha yeni ısınmıştık, neden gidiyorsun bitme bitmeee!’ demek isterdim.

Geriye kalanlar ise; bir süreliğine hafta sonlarımın  açılışını ilan edecek olan Vinyl  soundtrack’i, bir de bir süreliğine Devon gibi gözümün üstüne kalem çeker,  ‘yüksek yüksek egolara kız vermesinler’ der, Vinyl ile burada vedalaşırım.

Notlar:

*David Bowie’nin de anıldığı, kurgusuyla oldukça dikkat çeken 6. bölüm,  genç isim Nicole Kassell tarafından yönetilmiştir.

*Ahmet Ertegün abisi Nasuhi Ertegün ile 1947’de  kurduğu Atlantis Records çatısı altında Aretha Franklin, Frank Zappa, Led Zeppelin, Miles Davis, Ray Charles, Rolling Stones, Steve Wonder gibi usta müzisyenleri dinleyici kitleleriyle kavuşturmuştur.

 

author-avatar

1980'de Almanya'nın Friedrichshafen kasabasında doğmuştur. Berlin Freie Üniveristesi'nde İktisat ve Turkoloji, Humboldt Üniversitesi'nde Fransız Filolojisi okumuştur. Berlin Edebiyat Ajansı'nın kurucu üyesi olarak çeşitli edebiyat çevirileri yapmıştır. Reklam ve radyo metin yazarlığında kök salacağını düşünürken kendini birden Türkiye'nin müzik piyasasında menajerlik ve yapımcılık yaparken bulmuş. Sıkılgan bir arkadaş olarak müzik sektörüne de bir süre sonra sırtını dönüp kendini ticarete vermiş. Ne işle meşgulsün sorusuna, "Edebiyat falan filan" demekten vazgeçememiş. Arada bir kendini reklam ve kliplerde sanat yönetmenliği yaparken yakalıyor. Üç kedi anası ve en büyük hedefi "hayır" demeyi öğrenmek...

Bir Yorum Bırak:

Yorumunu Paylaş

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Yorumunu Paylaş

wpDiscuz
%d blogcu bunu beğendi: