The Walking Dead’in Yaratıcısı Robert Kirkman ve Outcast’in Yıldızı Patrick Fugit Episode’da

- Röportaj: Çağla Üren
İnsanlar hayal kurabildikleri sürece birbirlerine hikâye ya da masal anlatmaya devam edecek. Buna devam ettikçe de onları kâğıda ya da başka bir mecraya geçirmeye yani kaydetmeye ihtiyaç duyacak. Şüphesiz edebiyat metinlerinden bahsediyoruz. Fakat sadece yazılı ya da sözlü olanlardan değil, aynı zamanda çizgili olanlardan. Yani çizgi romanlardan…

Bazı insanlar çizgi romanın tarihini insanlığın tarihiyle eş tutarlar. İlk çizgi romanların mağara resimleri ve hiyeroglifler olduğunu düşünürler. Bazılarıysa onları Hıristiyanlığın çıkışıyla bağdaştırır ve kiliselerin oymaları, duvar süsleriyle özdeşleştirir.

Çizgi romanın mağara resimlerinden dini figürlere, ilk karikatürlerden bildiğimiz anlamda romanlara ve animelere kadar uzun bir serüveni olduğunu söyleyebiliriz. Bu serüven sürdükçe onlar, değişik biçimlerde karşımıza çıkmaya devam ediyor. Bu biçimlerden biriyse televizyon dizileri.

Küçüklüğümüzden beri bizimle olan kahramanlar artık ekranlarımıza uyarlanıyor. Konuşma balonları altyazıya dönüşürken sevdiğimiz karakterler de birileri tarafından canlandırılmaya başlıyor.

Birçok okur, çizgi romanların ekranlara bu kadar fazla uyarlamasından rahatsız görünürken oldukça geniş bir kitleyse bu dizilere büyük hayranlık besliyor. Yoksa örneğin The Walking Dead gibi bir efsanenin yaratılabilmesi şüphesiz mümkün olamazdı.

Biz de bu röportajımızda çizgi roman seven izleyiciler ve okurlarımız için The Walking Dead’in yaratıcısı Robert Kirkman ve yine onun yarattığı Outcast dizisinin başrol oyuncusu Patrick Fugit ile konuyu biraz irdeleyelim dedik.

Bu Röportaj İlk Kez, Episode Dergi’nin 3.Sayısında Yayımlandı

Son dönemlerde özellikle çizgi romanlardan uyarlanan diziler oldukça popüler. Netflix, Jessica Jones, Luke Cage ya da Iron Fist gibi birçok süper kahraman dizisi hazırlıyor. Sizce uyarlamaların bu kadar popüler olmasının nedeni nedir? Bir çizgi roman yazarı ve senarist olarak bu diziler hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

Robert Kirkman: Bence çizgi romanların film ya da dizi gibi birçok alana uyarlanmasının ve bu uyarlamaların oldukça popüler olmasının en önemli sebebi çizgi roman dünyasının sunduğu özgürlük. Çizgi romanlara senarist gözüyle bakmak, hikâyelerin sınırları çok geniş olduğu ve size kendinizi kâşif gibi hissettirdiği için benzersiz bir duygu. Evet, kâşif gibi hissediyorsunuz. Çünkü bu alanda birçok yeni, özgün ve dokunulmamış fikir bulmak mümkün.

Daha önce hiç sunulmamış fikirlerin olduğu bu alana girmek, bir anlamda da risk almak demek. Fakat size sunduğu özgürlük sayesinde çok başarılı işler çıkarabiliyorsunuz. Zaten bu başarı da çizgi roman uyarlamalarının giderek popülerleşmesini sağlıyor.

Örneğin, çizgi romanda bütçe yönetimi diye bir şey yok. Haliyle bir muhasebeciniz de… Bu, aslında romandaki olayları istediğiniz gibi geliştirmenize olanak sağlayan bir durum. Bilindiği gibi romanlar ve çizgi romanlardaki bu yeni ve orijinal fikirlerden ancak yüksek bütçeli filmler ve diziler yararlanabiliyor. Yani Hollywood durumu fark etmeye başladı. İnsanlar da burada gerçekten büyük bir hazine yattığının farkına varıyor. Son dönemde uyarlamaların sayısı da bu nedenle artıyor.

Peki, siz The Walking Dead ve Outcast’in bu kadar sevileceğini ve başarılı olacağını tahmin ediyor muydunuz?

Robert Kirkman: Açıkçası The Walking Dead’in bu kadar sevileceğini hiç tahmin etmemiştim. İyi ve kaliteli bir dizi hazırladığımızın farkındaydık ve bu bizi heyecanlandırıyordu ama bu tarz işlere seyircinin vereceği tepkiyi hiçbir zaman bilemiyorsunuz. The Walking Dead’den önce zombileri merkeze alan bir televizyon dizisi çekilmemişti. Yani bu açıdan benzersiz bir yapımdı ve onun hakkında tahmin yapmak da neredeyse imkânsızdı. Outcast de bu açıdan benzersiz bir yapım. Belirli bir seyirci kitlesini heyecanlandıracağını tahmin etmiştik fakat başarısıyla bizi şaşırtmaya devam etti ve ediyor.

Outcast’in ve bu türdeki dizilerin kısa sürede bu kadar sevilmelerinin nedeni nedir sizce?

Robert Kirkman: Bence Outcast izleyicilerin, günlük sıkıntıların olağanüstü versiyonlarıyla nasıl başa çıkılacağını keşfederek onlara hayatlarındaki sorunlarla yüzleşme imkânı tanıdığı için bu kadar seviliyor. Biliyorsunuz izleyici, Outcast ile olağanüstü bir varlık, bir şeytan tarafından ele geçirilme durumunu keşfediyor ve kim olduğunu ya da insanlar arası ilişkileri unutuyor. Bence “içine şeytan girme” vb. mistik şeyler, oldukça alegorik ve evrensel şeyler. Örneğin, yaşlandıkça değişiriz, arkadaşlarımızı kaybederiz ve etrafımızdaki dünyanın değiştiğini görürüz. Bir nevi “ele geçiriliriz”. Alışkın olduğumuz şeyler bir anda bize yabancı gelir.

Yaşanan ve bizi bunaltan sorunları ilginç ve daha fantastik bir perspektiften izliyoruz Outcast gibi dizilerde. Bu da onları izleyiciye sevdiriyor ve popüler hale getiriyor.

Outcast ve The Walking Dead’i farklı kılan, onları diğer korku filmleri ve dizilerinden ayıran şey nedir?

Robert Kirkman: Başta da konuştuğumuz gibi çizgi roman uyarlamaları olmaları. Ancak bunun yanında, iki diziyi de diğerlerine göre farklı kılan esas şey, karakter dramalarına odaklanılması. Yani biz bu dizilerde seyirciye anlık korku yaşatma derdinde değiliz ve bununla gurur duyduğumu söyleyebilirim. Daha çok karakter dramalarıyla ve karakterlerin çabalarıyla, verdikleri mücadeleyle ilgileniyoruz. Sadece doğaüstü olaylara ve bunların adeta gösterisini yapmaya odaklanamayız. Tabii ki hikâye bu doğaüstü olayları da gerektiriyor ve onlara da özen gösteriyoruz. Zaten karakterleri odağa almak, yaşanan doğaüstü olayları ve onların yarattığı gerilimi de biraz daha yükseltiyor ve şoke edici hale getiriyor. Seyirci, karakterlerle empati kurabiliyor ve onlara yabancılaşmıyor. Bu yüzden karakterlerin yaşadığı olaylar onlara yapmacık gelmiyor ve bir gerilim, bir şok açığa çıkıyor. Ayrıca bu durum, karakterlerin ve olayların hikâyede kapladığı yer açısından da bir denge sağlıyor. Bence bunlar, bizi diğer korku filmleri ve dizilerinden kesinlikle farklı kılıyor.

Aslında “zombilerle savaşma” ve “şeytan çıkarma” gibi konular hiç işlenmemiş temalar değil. Böyle bir projenin seyirci açısından taze ve heyecan verici kalmasını sağlamak oldukça zor olmalı.

Robert Kirkman: Evet, içine girdiğimizi bildiğimiz büyük bir zorluk bu. The Walking Dead’de büyük bir zorluğun üstesinden geldik. Outcast’e gelirsek, “zombi” türü gibi “şeytan çıkarmayı” da konu alan düzinelerce film olduğunu biliyorduk. Bu noktada izleyicilerin bu hikâyeler doğrultusunda nelere alışık olduğunu ve diziden neler beklediğini biliyorduk. Ancak bunlardan hiçbirini yapmadığımızı söyleyebilirim. Çünkü bu hikâyeyle çok farklı bir yol izliyoruz ve çok güzel şeyler yapıyoruz.

İşlediğimiz temel konuların daha önce birçok kez kullanılmış olmasına çözülebilir bir sorun olarak baktık. Hiç kimsenin “şeytan çıkarma” konusunu gerçekten bizim gibi işleyebildiğini sanmıyorum. Kaldı ki hikâye daha da gelişiyor. Artık şeytan çıkarma ritüelleri de çok farklı olacak. Karakterler iblislerle daha iyi nasıl baş edileceğini anladıkları için onları kovarken kullanılan taktikler de gelişecek ve değişecek.

Biraz da sizden bahsedelim Patrick Fugit. Senaryoyu elinize aldığınızda sizi etkileyen en önemli şey ne oldu? Neden Outcast projesinde yer almayı kabul ettiniz?

Patrick Fugit: Elime aldığım ilk materyalin üzerinde Robert’ın ismi yazıyordu. O zamanlar onun kim olduğunu bile bilmiyordum. Ancak senaryoda iki sahne dikkatimi çekti. Bunlardan biri Anderson’ın Kyle’ın annesine ne olduğunu ve şeytan çıkarmaya dair hikâyeyi anlattığı oldukça karanlık bir sahneydi, çok rahatsız ediciydi ve Kyle’ın kendini ifade etmesi oldukça zordu. Diğer sahneyse çok aydınlıktı. Kyle’ın geçmiş yaşantısına gitmemizi sağlayan bir flashback sahnesiydi. Kyle ve karısı, çocuk yapma kararı alıyordu. İşte, bu iki sahne arasındaki yani karanlık ve aydınlık arasındaki denge ilgimi çekti. Bu dengeyi sağlamak elbette zordu ancak bir o kadar da çekici görünüyordu. Projeyi kabul etmemdeki en önemli etken muhtemelen bu düşünceler olmuştur.

Kyle Barnes karakterine nasıl yaklaştınız? Ondan neler öğrendiniz?

Patrick Fugit: Benim için bir karakter veya öykü hakkında ilginç olan şeylerden biri, her zaman “dualite” yani “çift yön” olmuştur. Kyle hakkında ilginç olan şey de hikâyesi ve yaşadığı koşullar çok karanlıkken kendisinin çok parlak biri olması ve çok parlak bir zihne sahip olması.

Onunla tanıştığımız ilk bölümde tam bir kaybeden konumundaydı. Oldukça da tek yönlü bir karakter gibi görünüyordu. Bana kalırsa tek yönlü karakterleri oynamak daha zordur. Öyle bir karakteri kim olursa olsun gerçekten çok iyi oynamak zorundadır. Zaten oyuncuların çoğu da izleyicinin ilgisini üzerinde tutabileceği daha karmaşık ve çok yönlü karakterleri tercih ediyorlar.

Eğer ortada kendini keşfedene dek tam anlamıyla bize teslim olmayan bir karakter yapısı varsa onu izlemek için de motivasyonumuz olur. Çünkü yazgısı neyse onu yaşayan, sadece mutsuz olan bir karakter, sinirimizi bozar. Bu yüzden Kyle’ı gerçekten seviyorum.

Ondan neler öğrendiğime gelirsek… Öncelikle yazın ceket giymeyi sevmediğimi öğrendiğimi söyleyebilirim. Ayrıca çok fazla dramatik ve karanlık sahne oynama fırsatı buldum. Dediğim gibi aslında çok parlak ve umut vaat eden bir karakter. Bu iki yön arasında bir denge kurabiliyor. Bunu canlandırmak da eşsiz bir deneyim. Bunun yanı sıra kavga ve koşuşturma sahneleri açısından fiziksel yükü de oldukça fazla bir karakter. Bu alanda da çeşitli şeyler deneyimlemiş oldum.

Anderson hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizin karakteriniz ve onun arasında birçok olay gerçekleşiyor. Gelecek sezonda ikisi arasında yeni bir şeyler olacak mı?

Patrick Fugit: Evet, kesinlikle. Kyle ve Anderson’ın hedefleri birbirine çok yakın ama kullandıkları metotlar birbirinden tamamen farklı. Genel olarak birbirlerinin fikirlerine katılmıyorlar. Ancak birbirlerine kesinlikle ihtiyaçları var. Bunu birinci sezonun sonunda keşfettiler. Birbirlerine ne kadar çok ihtiyaç duyduklarını ve takım olarak neler yapabileceklerini gördüler. Yapabileceklerinin bir kısmını da ikinci sezonda göreceğiz. Aslında Kyle ve Anderson ikinci sezonda dengesiz bir duruma sürüklenecekler. Böyle bir durumda birlikte çalışıp çalışmak istemediklerini de göreceğiz.

Son olarak izlediğiniz, takip ettiğiniz ya da okurlarımıza önermek istediğiniz diziler var mı?

Robert Kirkman: Tabii ki var. Better Call Soul’un dönüşünü heyecanla bekliyorum. Onun dışında Girls’in son sezonu, beni çok eğlendirdi. Americans’ı da unutmamak gerek. Onu da çok sevdiğimi söylemeliyim.

Patrick Fugit: Ben Last Kingdom’ı çok beğeniyorum. Vikings izliyorum. Star Trek Next Generations sürekli izlediğim bir dizi. Kız arkadaşım ona yeni başladı ve o yüzden ben de izliyorum. Ayrıca The Sopranos’u da tekrar izlemeye başladım.

author-avatar

Aralık 2016'da yayın hayatına başladı. Spinoff'u, prequel'i, sequel'i, remake'i, eşi benzeri muadili olmayan, Türkiye'nin tek DİZİ KÜLTÜRÜ dergisi ve web platformu...

Bir Yorum Bırak:

Yorumunu Paylaş

Kimler Neler Demiş?

İlk Yorum Hakkı Senin!

Yorumunu Paylaş

wpDiscuz
%d blogcu bunu beğendi: