‘Veneno’: Kraliçe Veneno’yu Selamlayın

     ‘Veneno’: Kraliçe Veneno’yu Selamlayın

    Yiğit Karaahmet’in bu Veneno incelemesi, Episode’un Şubat 2021 özel (dijital) sayısında yayımlanmıştır.

    LGBTİ+ hareketin ülkemizin her daim karanlık ve içinden çıkılamaz toplumsal olaylarına damga vurduğu şu günlerde aynı kulvardan gelen bir dizi de aynı şekilde geçen yıl için yaptığım tüm en iyi dizi listelerini de tıpkı politik gündemimiz gibi yerle bir etti. 

    HBO Max’ta yayınlanan ve nedense varlığını epey geç öğrendiğimiz, dizi çöplüğü arasında kaybolmuş bir başyapıt olan Veneno’dan bahsediyorum. Gecikmiş ve kimsenin de umurunda olup olmadığını bilmediğim bir iadeyi itibar yapmam gerekirse de kendisini geçen yılın bir numarasına gönül rahatlığıyla yerleştiriyorum. 

    Aynı şekilde Veneno’yu sadece geçen senenin özelinden de çıkarıp bu zamana kadarki tüm trans anlatılarının, üstelik sadece televizyonla da sınırlı kalmadan tüm filmlerin arasında da başka bir yere koymamız gerektiğini de düşünüyorum. Her hücresiyle ve her anıyla bu ayrıcalığı hak eden çarpıcılıkta bir başarı bence Veneno. Trans anlatılacaksa böyle anlatılmalı. Ve aynı şekilde camiamız üyelerinin ısrarla savunduğu LGBTİ+ hikâyelerini yine onlardan biri anlatmalı ve o karakterleri yine onlardan biri oynamalı tezinin de tüm jürilerin onayını almış bir sağlaması adeta. Bu hikâyeyi LGBTİ+ olmayan biri bu şekilde anlatabilir miydi? Cevabım hayır bile değil, imkânsız. Bu karakterleri başka bir cinsel yönelime mensup insanlar oynasaydı bu etkiyi verir miydi? Cevabım: Gülünç olmaktan öteye geçemezlerdi. 

    Veneno, aynı adlı İspanyol transseksül ikon ve televizyon karakterinin biyografisinden uyarlanmış bir hikâye. Kendisini İspanya’nın en ünlü fahişesi ve skandallar kraliçesi olarak tanıtmış Veneno bir tesadüf sonucu keşfedilip televizyonda çok izlenen bir reality şova çıkartıldığında sansasyonel kişiliği ve şovda gerçekleştirdiği çıkışlarla reytingleri altüst ediyor ve şovun daimi konuğu oluyor. Hikâye, Veneno’nun artık televizyona çıkmadığı ve unutulmaya yüz tuttuğu 2000’ler başında başlıyor. Toplumun bir kısmı Veneno’yu unutmuş olsa da kendisi bunun asla farkında değil, hâlâ ekranlara geri dönmeye çalışıyor. Artık eskisi kadar güzel değil, yaşlanmış, kilo almış ve yakın arkadaşı Paca La Pirana’nın Valencia’daki evinde bir tür rehabilitasyonda. Toplum Veneno’dan uzak kalsa da onu bir dönem ekranlarda izleyen genç ve kendisi de trans geçiş sürecinin henüz başında gazetecilik öğrencisi hayranı Valeria, onu buluyor ve Veneno’nun biyografisini yazıp onu tekrar gündeme getirmek için birlikte çalışmaya başlıyorlar. Veneno, Valeria’nın bir tür trans annesi oluyor ve ikisinin hikâyesi birbirine paralel ilerliyor. Aynı zamanda da çocukluğundan ekranları salladığı döneme kadar Veneno’nun tüm hayatını anlattığı biyografisinden izlemeye başlıyoruz. 70’ler sonunda çocukluktan başlayan hikâye gençliğine oradan şaşaa ve şöhret yıllarına, oradan da yaşlılığına uzanıyor. Veneno’nun gençlikten yaşlılığa uzanan tüm süreçlerini farklı oyuncular oynuyor ve dizinin belki de bu kadar etkileyici olmasını sağlayan şey tüm bu cast’ın akıl almaz başarısı. Tabii saç, makyaj, kostüm gibi unsurlara prodüksiyonun para harcamaktan çekinmemesi de tüm bu Veneno’ların pırıltısını bir yıldız parlaklığına çevirmekte epey usta. 

    Veneno

    Veneno’nun referansları İspanya’ya özgü olduğu kadar evrensel bir yerde konumlanıyor ve belki de bu yüzden izleyen herkesi bu kadar etkilemeyi başarıyor.

    Sadece çeşitli dönem Veneno’larda değil, diğer tüm yan karakterlerde rol alan tüm trans oyuncular bir casting şöleni gibi. Dizinin tüm trans karakterlerini yine her yaştan trans oyuncular oynarken mesela Paca la Pirana’nın ilerleyen yaşlarını yine Paca la Pirana  oynuyor.

    Veneno’nun başarısı sadece casting değil elbette. Gerçek hayatta da birlikte olan yaratıcıları Javier Ambrossi ve Javier Calvo’nun bu hikâyeyi anlatmak için tercih ettiği yöntem bir gey rüyası adeta. Karaktere ve hikâyeye hayran oldukları o kadar belli ki ve bunu o kadar içeriden referanslarla anlatıyorlar ki dünyanın her yerinde bu cinsel kimliğe ait insanlar ya da bu dünyaya azıcık bile temas etmiş herkes, hikâyenin sahiciliğini ve gerçekliğini hissedebiliyor. 

    Bu zamana kadar yapılan tüm trans anlatıları meseleye ve karakterlere steril, neredeyse akademik düzeyde bir otopsi gibi yaklaşırken Javier ve Javier’in Veneno’su sterillikten ve hijyenden son derece uzak. Buram buram fuhuş, seks, büyük meme, dans, travesti terörü ve gey gullümüyle dopdolu. Yaratıcıları Veneno’yu insaniyetten uzak bir figür gibi incelemek yerine onu fuhuş yapmak için beklediği karanlık park köşelerinin tam göbeğinden yani en gerçek olduğu yerden anlatmayı tercih ediyor. Bu yüzden Veneno’nun referansları İspanya’ya özgü olduğu kadar evrensel bir yerde konumlanıyor. Belki de bu yüzden izleyen herkesi bu kadar etkilemeyi başarıyor.

    İspanya’nın en büyük fahişesi ve skandallar kraliçesinin hikâyesi izleyenlerde karşılığını çok rahat bulurken dünyanın başka yerlerinde adlarını bilmediğimiz, hikâyelerini henüz göremediğimiz başka Veneno’lar belki Ankara Eryaman’dakiler, belki de İstanbul Ülker Sokak’takiler belki de Merter E-5’tekiler, transfobiden, terflerden bağımsız olarak kendi hikâyelerini anlatacak LGBTİ+’lar keşfedilmeyi ve kaleme alınıp dünyaya duyurulmayı bekliyor.

    Benzer İçerikler