Röportaj: Gençler Konuşuyor – 1. Bölüm Tiyatro

 Röportaj: Gençler Konuşuyor – 1. Bölüm Tiyatro

Hümay Ongan & Havva Nur Gürdamur & Yağmur Çöl

Episode’da yeni bir röportaj serisine başlıyoruz. Derginin değdiği alanlarda eğitim alan üniversite öğrencilerine sektörden beklentilerini, planlarını ve hayallerini soracağız. Episode’un genç editörlerinin hazırladığı röportaj serisinin ilkinde tiyatro bölümünden gençlerin sektöre bakışını, beklentilerini ortaya koymayı hedefliyoruz. Öncelikle okurlarımıza genç editörlerimizi tanıtmak istiyoruz.

Karşılaştırmalı Edebiyat bölümü 3. sınıf öğrencisi Yağmur, Episode Dergi’de yarı zamanlı editör olarak çalışıyor. Yağmur, henüz mezun olmadan eğitim aldığı alanda iş bulabildiği için şanslı hissetmekle birlikte Türkiye’de medya sektörünün yeni gelenler için oldukça zorlu olduğunu düşünüyor.

Havva ise Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne girmeden önce her genç gibi “iş bulamazsıncılar ordusu”yla karşı karşıya kalanlardan. Haklılık payları olduğunu düşünerek, “En azından sevdiğim işi yaparım,” demek Havva’nın içini ferahlatmış. Hayalleri her zaman yayın sektöründe yer almak olan Havva, Episode’un genç editörlerinden biri.

Sinema ve Televizyon bölümü mezunu, yüksek lisans öğrencisi Hümay da Episode’da alanıyla ilgili yazabildiği için mutlu hisseden, diğer genç editörümüz. Hümay, gençlerin gelecek kaygısıyla yaşadığı günümüz koşullarında Episode’un sözü üniversite öğrencilerine vermesinin çok değerli olduğunu düşünüyor.

Kimi okurlarımız hayatının en güzel dönemi olarak hatırlar üniversiteyi, peki 2023’ün üniversite öğrencileri neler yaşıyor? Hazırsanız, bundan sonrasını gençler anlatıyor.

Tiyatro

Tiyatro Bölümü’nde Okuyan ve Mezun Gençleri Tanıyalım

Tiyatro bölümünde okuyan, mezun ve sınavlara hazırlanan arkadaşlarımızı tanıyalım: Burcu, Irmak, Ernur, Murat, Ezgi, Aygül, Meysa ve Ceyda…

Burcu, Çanakkale Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde birinci sınıf öğrencisi. Uzun bir röportaj yaptık onunla. Planları, hayalleri, umutları bizi heyecanlandırdı. Gülerek anlatıyor; “Üç yıldır birinci sınıf öğrencisiyim. Daha önce eğitim fakültesinde müzik okuyordum ama burada hayallerimi gerçekleştiremeyeceğimi düşündüğüm için tiyatroya geçtim.”

Ernur, Malatya Üniversitesi’nden Çanakkale’ye gelmiş. İlk seneyi online okumuş. “Online tiyatro eğitimi nasıl oluyor?” diye düşünüyoruz ister istemez. Üniversite öğrencisi olmak yaşı daha ileri okurlarımızın düşündüğünden çok farklı bir şey artık. Pandemiyle başlayan online dersler kimi okullarda devam etmiş, bu sene yaşadığımız deprem felaketiyle de ilk önce üniversiteler online hale getirildi, biliyorsunuz.

Irmak ise şu anda coğrafya bölümünde okuyor, bir yandan güzel sanatlar sınavlarına hazırlanıyor. Tiyatro okumak ve tiyatrocu olmak kadar zor, sınavı geçmek. Birçok alanda birden çalışmak, hazırlanmak gerekiyor. Başka bir bölümde okurken sınavlara hazırlanan ve bir restoranda çalışan Irmak’ın gelecek planlarını, hayallerini dinlemek hepimizi umutlandıracak.

Ezgi ve Aygül de oyunculuk birinci sınıf öğrencileri. Röportaj yaptığımız arkadaşlarımızın çoğunun birinci sınıf öğrencisi olması bize üniversiteye nasıl başladığımızı, neler hayal ettiğimizi düşündürdü. İlk yılın heyecanı, hele başka bir şehre okumaya gidilmişse, özlem duyulmayacak gibi değil. Her şeyi yapabileceğine dair bir güç duymak demek belki.

Tiyatro

Murat ise Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde son sınıf öğrencisi. Şu sıralar birkaç çocuk oyununun provaları devam ediyor ve bir menajerlik ajansıyla görüşmeye hazırlanıyor. Murat bize birinci sınıf öğrencileriyle üniversite hayatının sonuna gelmiş genç arkadaşlarımız arasında kıyaslama yapma şansı tanıyor.

Meysa ise röportaj yaptığımız diğer arkadaşlarımızdan farklı olarak üniversiteden mezun. “Acun Medya Akademi’de eğitim aldım. Dublaj eğitimi, doğaçlama tiyatro, yaratıcı drama eğitimleri alıyorum. Bunların masrafının çıkması için de arkadaşımla el emeği ürünler yaptığımız dükkân açtık. Küçüklüğümde tiyatroya çok meraklıydım. Ben küçük bir şehirde büyüdüm. Haliyle orada pek imkân yoktu. Televizyona baktığımda oyuncuların nasıl oynadığını çok merak ederdim. Kamera arkasındaki ekibi, nasıl çektiklerini düşünürdüm. Babam tiyatrodan iş bulamayacağımı düşünerek beni oradan uzaklaştırıp spora yönlendirdi. Üniversite için İstanbul’a geldim. Marmara Üniversitesi Sağlık Yönetimi Bölümü’nde okuyorum. Ailemin ‘sağlıktan iş bulursun’ düşüncesiyle bu bölümü seçmek zorunda kaldım. İstanbul’da tiyatroya yönelmem daha kolay oldu. Arkadaşlarımla Acil Tiyatro ekibini kurduk. Daha çok kendi yazdığımız oyunları sergiliyoruz. Çünkü telif alamıyoruz.” Meysa kısaca böyle anlatıyor oyunculukla ilişkisini ve ailesini.

Tiyatro

Ceyda da diğer mezun arkadaşımız. Şu anda oyunculuk yapıyor. Acun Medya Akademi’de prodüksiyon ve televizyonculuk eğitimi almış. Aynı zamanda ailesinin kolunda altın bilezik olsun düşüncesi sebebiyle Düzce Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden mezun olmuş: “Normalde ilgi alanımda medya ve kamera önü vardı. Kamera arkasında çeşitli deneyimler edindim. Bir süre sonra medyanın bana göre olmadığını fark ettim. Şu an aktif olarak tiyatro oyunculuğu yapıyorum. Aynı zamanda el emeği ürünler yaptığımız bir dükkânımız var. Canlı heykelcilik de yaptım. Hayatımı şu an sanata adamış durumdayım.”

Sanatla ilişkili bölümlerde okumak öncelikle aile baskısıyla mücadele etmeyi de gerektirebiliyor. Bazı aileler, “iş bulamazsın” düşüncesiyle ya da sanatsal çalışmaları onaylanmadığı için bu bölümlerin okunmasını istemiyor. Meysa’nın anlattıklarına benzer olarak Burcu da eğitim fakültesinde okuduğu dönemden söz ederken memur olmak istemediğinden, başka hayalleri olduğundan söz ediyor.

Tiyatro

Sektörde Neler Oluyor?

Genç arkadaşlarımıza öncelikle sektör hakkında neler bildiklerini, nerelerde çalışmak istediklerini, sektörün kapılarının onlar için açık olup olmadığını sorduk.

Ernur: “Sektör zorlu ama ne istediğine de bağlı. Tiyatro okuyan biri için çok seçenek var aslında; diziler, sinema… Ben dizi sektörüyle pek ilgilenmiyorum. Sahnede olmak istiyorum, sinemayı da denemek istiyorum, ikisi bambaşka. ‘Mezun olduktan sonra iş yok,’ deniyor ama var. Tiyatroda emek verince karşılığının alınmadığını düşünmüyorum. Sömürü var ama hakkıyla bir şey yapıldığında açıkta kalındığını düşünmüyorum. Şu anda çalışmak istediğim bir yer yok, kendi tiyatromda çalışmak istiyorum. Afife Jale Ödülü almayı çok isterim.”

Ernur ve Irmak’la beraber yaptığımız röportajda birbirleriyle sohbet ederken zaman zaman dertleştiler. Tiyatroya, sahnede olmaya nasıl baktıklarını sektörden daha fazla konuştular. Röportajlarda birinci sınıfların henüz sektörden uzak olduklarını ve oyunculuğu anlamak için çabaladıklarını gördük. Böyle de olması gerekiyor belki. Arkadaşlarıyla birlikte kurdukları Bavul Sanat Atölyesi’nden söz ettiler bu sırada heyecanla. Sokakta yaptıklarını, canlı heykel çalışmalarını anlattılar. Sektöre ilişkin planlarının kendi tiyatrolarını kurmak olduğundan söz ettiler.

Irmak: “Sektörde büyük bir haksızlık olduğunu biliyorum. Çok emek veriliyor ama karşılığı alınmıyor, saygı yok, torpil var. Ben müzikal yapmak, sahnede olmak istiyorum. Özel tiyatroların da çok sıkıntı yaşadığını biliyorum. Çocuk oyunları yapan bir tiyatroda çalıştım, tiyatro yapmaktan çok, bir iş gibi görülüyordu orada.”

Sanatçının topluma karşı bir sorumluluğu olduğunu, sistemin iyi işlemediğini ve tiyatronun her alanında üretim yapmak istediğini anlatan Burcu, sektöre ilişkin düşüncelerini aktardı: “Tüketici bir toplumumuz var. ‘Ben sanat yapacağım,’ demek çok zor bir şey. İyi bir işin ortaya çıkması için ciddi bir para harcanması gerekiyor. Oyunculuk, dizilerden ibaretmiş gibi görünüyor. Ben bir uyanış yaratmak istiyorum. Bunun değişmesi şu an için çok zor ve süreç isteyen bir şey. Genel olarak ünlenmemiş bir oyuncuysan para kazanman çok zor. Benim böyle bir emelim yok, üreten bir insan olmak istiyorum. Akademik çalışmalar yapmak istiyorum. Birçok farklı dil bilmek ve Türkiye’yi her yerde oyun yaparak tanıtmak istiyorum aslında.”

Ezgi: “Tiyatrodan çok sektörde sinema ve televizyonun ön plana çıktığını düşünüyorum oyunculuk anlamında. Tiyatronun özellikle Türkiye’de arka planda kaldığını düşünüyorum ve bu çok üzücü. Ünlü olmak ya da sadece işini yapmayı düşünmektense sanatçı olabilmek, insanı olmak istediği yere getirebilir diye düşünüyorum. Daha donanımlı insanlar olmamız lazım. Televizyon olmadan istediğin yere gelmek biraz zor. Televizyondan çok sinemayı düşünüyorum ama tabii sahnede olmayı isterim. Sektörün kapıları bana açık mı bilemiyorum ama kimse sayesinde değil, kendim başarmak istiyorum.”

Aygül: “Özel tiyatrolar ve Devlet Tiyatrosu ayrımı hakkında konuşmak istiyorum. Mezun olduktan sonra Devlet Tiyatrosu’nda olmak istiyorum ama DT yeterince değer görmüyor bence. Özel tiyatrolar da maddi olarak çok zorlanıyor. Devlet Tiyatrosu’nda olup aynı anda televizyon ya da sinemada da bir şeyler yapmak ancak maddi olarak ayakta kalmayı sağlayabilir ama ben sahnede olmak istiyorum aslında. DT’nin kapıları bana açık ama kadro açılması zor, aralık diyebilirim. (Gülüyor) Mezun olduktan sonra öncelikle para kazanmam gerekiyor.”

Tiyatro

Murat’a sektörü sorduğumuzdaysa beklemediğimiz bir cevap alıyoruz:

“Herkes sektör hakkında çok şey bildiğini düşünüyordur. Ben de öyleyim. Sektörden birçok insanı tanıdığımı düşünüyorum. Kadriye Kenter, Ayla Algan, Deniz Erdem, Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Haldun Dormen gibi isimlerle çalışma fırsatım oldu. İlk başladığım dönemlerde bir arada olduğum insanlar bana tiyatronun temelde neyi amaçladığını çok güzel anlattı. İçine girdiğim gruplarda çalıştığım insanların bana öğrettikleri düsturla ilerliyorum. O yüzden bir yerde var olmam kolay oluyor. Bence sektör çok garip bir hale büründü. Bir işe giriyorsun, gönüllük esasında gelebilecek insanları istiyorlar. Ne sen gönüllü olmak için oradasın ne de işveren seni gönüllülük için çağırdı. Çok kapital bir şeyin içinde sanatı da kapitale dahil etmeye başladık. O yüzden ürettiğimiz şeylerin kalitesi düşüyor. Sektördeki bütün gerçekleri yok etmek isterdim. Yeniden keşfedip sektörün tazeliğine ulaşmak isterdim.”

Beklemediğimiz bir cevap çünkü yaptığımız diğer röportajlarda sektörü iyi bildiğini söyleyen biriyle karşılaşmadık; üniversiteli arkadaşlarımızın sektöre ilişkin umutlarını, düşüncelerini konuştuk ancak genellikle çok şey bilmediklerine de değindiler. Bu röportaj serisi bu açıdan Episode editörlerine bilgi toplama imkânı da sağladı. Sektörden isimlerin üniversitelerde atölyeler yapmalarının, sektörün beklentilerini öğrencilere aktarmalarının ne kadar gerekli olduğunu öğrenmiş olduk.

Meysa ise işin içine girmiş bir genç arkadaşımız olarak sektörde yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Aslında tam benlik bir iş. Ben hiperaktifim ve koşmayı çek severim. Arka planda da sürekli bir koşuşturma var. Stres ve baskı altında hissediyorsun kendini. Sadece işe dahil olma süreci umduğum gibi değildi. ‘Her işte olur böyle şeyler,’ diyerek avuttum kendimi. Koşturmaktan ziyade saatlerin belirsizliği çok yorucuydu. Sektörde bana fırsat verilirse kendime güveniyorum. Henüz hayal ettiğim kadar ileri gidemedim. Belki hayal ettiğim kadar ileri gitseydim bu kadar istemezdim sektörde olmayı. O hayal ettiğim yeri görmeyi, o deneyimi tatmayı çok istiyorum. Ay Yapım’da yapım koordinatörü olmayı isterdim. En çok istediğim şey gençlere fırsat verilmesi. Genellikle yapımcılar ve yönetmenler yaşlı. Yerli yapımlarda da bu nedenle genç fikirlere yer verilmiyor bence. Yaratıcı fikirler olsun isterdim. Daha sanata yönelik diziler, filmler çekilmesini isterdim. Kaos, entrika, mafya… Çok sıkıldım bu türlerden.”

Ceyda da sektörde deneyim sahibi genç arkadaşımız olarak sektörün karanlık yüzünü gördüğünden söz ediyor: “Medyayla ilgili çok kaygım var. Mental olarak o tempoya hazır mıyım bilmiyorum. Çünkü çok yıprandım. Sanat konusunda kaygılarım yok çünkü üretiyorum, başrol benim. Medyada öyle değil. Bana fırsat verilse önüm açılır aslında. Ayak işleri yaptığım yerlerden stüdyo şefliği deneyimi de edindim. Fakat o tarz yerlerde bu kadar yükseliyorsun. Fırsat verilse çok daha iyi yerlere gelebilirdim.”

ceyda Tiyatro

Tiyatro, Özgürlük ve Seçimler

Üniversiteli arkadaşlarımıza sektörde nelerin değişmesi gerektiğine ve seçimlerden sonra bir değişim yaşanıp yaşanmayacağına ilişkin sorular da yönelttik.

Irmak: “Sansür var şu anda. Bunlar kalkmalı, özel tiyatrolara ödenekler artmalı, tiyatroyu bilen vicdanlı insanların tiyatro kurmaları gerekiyor. Tiyatroya gitmenin maddi açıdan bir lüks olmaktan çıkması lazım. Böyle bir alanın zincirlerinden kopması gerekiyor, her şeyi konuşabilmeliyiz tiyatroda, toplumun dili biz olmalıyız. Seçimlerden sonra Türkiye’de iktidar değişirse çok bir şeyin değişeceğini düşünmüyorum, bu daha çok psikolojik bir eşik, bir rahatlamaya ihtiyaç var. Yine de küçük değişimler olabilir.”

Ernur: “Ben de çok büyük bir değişim olacağını düşünmüyorum ama ilk zamanlar halkın vereceği tepkilerden de çekinerek gözle görünür birtakım değişiklikler yapılabilir; daha özgür bir ortam olabilir, daha fazla ödenek verilebilir, Devlet Tiyatrosu kadroları genişletilebilir.”

Burcu: “Tiyatronun siyasetten bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Tiyatro; toplumu, yönetimi değiştirebilir. Tiyatronun güldürerek de bir şeyleri değiştirme gücü var. Tiyatronun konu edinebileceği her şey yasaklanmış durumda, içki-sigara gibi günlük hayatta herkesin gördüğü şeyler bile sansürleniyor. Seçimlerden sonra sansür meselesinde değişim olabilir, bundan fazla bir değişim olacağını sanmıyorum. Ekonomik anlamda bir değişim benim yapmak istediğim şeyleri yapmamı sağlayabilir ama bu konuda da hızlı bir değişim olacağını sanmıyorum.”

röportaj murat

Murat: “Ben çok konuşulan siyasetçinin seçimde olası bir değişiklik olursa ortaya atılacağını düşünüyorum. Tiyatro biletleri de ucuzlayabilir ama bir çocuk aç yattığı sürece biletler ucuzlasa ne olur… Koskocaman bir konunun içinde tiyatro çok küçük bir şey. Tabii ki tiyatro gelişmeli ama bence asıl görev, öğretici içeriklerin geri gelecek olması. Bu kadar ileride olduğumuzu düşünürken nerede olduğumuzu görmemiz için bir fırsatımız olacak. Artık seçimin kazananı değişirse bence bir standart oluşmaya başlayacak.”

Meysa: “Seçimlerden sonra bir şeylerin düzeleceğini umuyorum. Fakat biz umutlansak da koşullar buna izin vermiyor. Gün sonunda yine umutsuz gençleriz.”

Oyunculuğun yanı sıra Bubisanat adlı oluşumda yazıları yayınlanan Ceyda yazma konusundaki hislerini şöyle aktarıyor:

“Denemeyi, şiiri geçtim, tweet atarken bile korkuyorum. Yazan herkes kaygılıdır bence. Yıllar önce yazarlarımıza yapılan suikastları, baskıları biliyoruz. O yüzden daha çok duygusal şeyler yazmaya çalışıyorum, kendimle ilgili, sahnedeki deneyimlerimle ilgili yazılar yazıyorum. Hiç diğer toplara girmek istemiyorum çünkü gencim ve yeterince sorunum var. Seçimler umduğum gibi giderse bir şeylerin düzeleceğini düşünüyorum aslında. Nasıl bir değişiklik olursa olsun şimdikinden daha iyi olacağına eminim. O yüzden ümitliyim.”

Genç arkadaşlarımızın ortaklaştığı nokta yurtdışına gitmek isteyip istemediklerine dair sorumuzdu. Sosyal medyada da sıklıkla karşımıza çıkan, Türkiye’de gençlerin yurtdışına gitmek istediği gerçeğiyle karşılaştık. Ancak röportajların çoğunda gençlerin yurtdışına gidip eğitim alarak geri dönmeyi ve ülkesinde alanlarına ilişkin işler yapmaya devam etmek istediklerini duyduk. Her ne kadar Meysa, umutsuz bir gençlik olduğundan söz etse de biz üniversite öğrencilerinin hayallerinde umutsuzluk değil, bir fırsat arayışı gözlemledik.

Ceyda

Peki Ya Hayaller?

Doğrusu bu bölümde sınırsız hayaller duyduk bazı genç arkadaşlarımızdan. Bu, bize mutluluk verdi. Mesela Türkiye’nin her yerinde festivaller yapmak isteyen Burcu, herkesin aynı anda dans ettiği bir anı hayal ettiğini söyledi.

Üniversiteye yeni başlayan insanların sınırsız hayalleri olmalı. Bu seriye başladığımızda daha karamsar, umutsuz cevaplarla karşılaşacağımızı düşünmüştük. İnsanların, yaşadığımız memleket koşullarında hayallerinin törpülendiğini, belki hâddinden fazla gerçekçi olduğumuzu düşünmüştük. Ama Burcu’nun fikri, bizi etkileyen hayallerden biri oldu. Yıllar içinde belki bu hayallerden ya da kendisinde her şeyi yapabilecek gücü bulmaktan uzaklaşıyor insan. Alanlarına dair umutları azalıyor ve maddi olarak kendilerini ayakta tutmak ön plana çıkıyor. Daha gerçekçi beklentileri olanlar, daha kolay tatmin oluyor. Böyle düşünmek mümkün mutlaka. Yine de üniversite öğrencilerinin kendilerine güveni, hayallerine olan inançları hepimize hayal kurmayı, isteklerimizin peşinden gitmeyi hatırlatmalı.

Havva Nur Gürdamur

2000 yılı İstanbul doğumlu. Karadeniz Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun. Okur, çizer, yazar. Çeşitli platformlarda ve dergilerde yazıları yayımlandı. Özellikle Dünya Edebiyatı’na olan merakı büyük. Bu alandaki tüm klasikleri okumuş olmanın hayaliyle yaşıyor.

Related post

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir