Psikanaliz: ‘#Etkileyici’ – Esra Koçak

 Psikanaliz: ‘#Etkileyici’ – Esra Koçak

İkinci sezonu yayınlanan, GAİN orijinal yapımı #Etkileyici dizisini henüz izlemediyseniz, izleme listenize alabilirsiniz. #Etkileyici‘nin ilk sezonuyla ilgili bu yazı, Episode 30. sayısında yayımlanmıştır.

Türk içerik platformu GAİN’in Zeitgeist’ın meselelerinden biriyle ilgili güncel bir konuyu, Türkiye’nin sosyolojik sorunlarıyla harmanlayarak anlatan #Etkileyici isimli dizisi, çok ilginç bir konu işlemiş. Dizinin çarpıcı olabilecek potansiyeli ise oyunculuğun karikatürize hali, oyuncuların karakterleri yeterince ciddiye almayan performansları ve senaryodaki karakter geliştirme zayıflıkları nedeniyle sönmüş, bu handikaplar derinlikten yoksun bırakmış bu enteresan konuyu.

Dizide bir Instagram influencer’ı olan Leyla’nın hikâyesi anlatılıyor. Influencer, hayatımıza çok yakın zamanda giren bir kelime. Sosyal medyanın yükselişiyle çeşitli nedenlerle çok sevilen, popülerleşen ve hatta idealize edilen kullanıcıların, takipçilerinin hayata bakışını, tutumunu, ilgi ve meraklarını etkilemesi üzerine oluşturulmuş bir tanım influencer. Leyla da Instagram üzerinden popülerleşerek kitlelere etki etmeye başlayan genç bir kadın. Popülerlik bir güç pozisyonu olduğu için insanı sarhoş etme potansiyeline sahiptir. Leyla da bu güç pozisyonunun etkisine kapılır. Ödül aldığı gece, ona mesaj atan bir futbolcuyla onu hiç tanımadan dışarı çıkmaya karar verir. Bir arzu nesnesine dönüşmüş olan Leyla da arzulanmayı arzulamaktadır. Influencer olmak için arzulanmayı arzulamak şarttır çünkü.

#Etkileyici

Beğenilerin var ettiği bir insan için beğenilmek neredeyse varoluşsal bir konuya dönüşür. Burada arzulanma ekseni üzerinden Lacan’ın yapısal analiz teorisinden, özellikle de histeriden söz etmek istiyorum. Lacan’ın nevroz için kurguladığı üç alt kategori vardır: Obsesyon, histeri ve fobi. Bu alt kategorilerden histeri için temel, çatışma arzudur. Bebek, anneden ayrılmaya ve o ilk, çok yakın ve doyumlu pozisyonun yitimine tepki olarak fanteziler kurgular. Histerik öznenin bu yitimle başa çıkma yolu, kendisini ebeveynin kaybettiği nesne olarak hayal etmektir.

Yani bebek, kendisini annesinin tamamlayıcısı olarak kurgular. Kendi kaybını, annesinin kaybı üstünden işler, annesinin kaybettiği, eksilen nesne haline dönüştürür kendisini. Böylece annesi kendisi olmadan bütün olamayacaktır ve annesini tamamlamak için gerekli hale gelecektir. Ve böylece histeriğin, arzulanan olmak üzerinden kurulan hikâyesi başlar. Histerik her zaman Öteki’nin arzusunu tahmin etmeye ve o nesne olmaya gayret eder. Histeriğin Öteki’ni kontrol etmesinin yolu arzulanmasından ve arzulanmaya devam etmesinden geçer, bu nedenle arzuyu doyurmak değil, arzulanmayı sürdürmektir ana hedefi. Histeriğin kendi arzusu yoktur, Öteki’nin arzusu olmayı arzular.

Gerek influencer pozisyonu gerekse Leyla’nın kişisel hikâyesindeki detaylar arzulanmayı arzulama halini çağrıştırmaktaydı. Lacan’ın histerik öznesini ancak arzulanarak var olabilen ve asla kendisini arzulayanların arzusunu doyurmayacak bir influencer kadar çağrıştıran az şey vardır herhalde. Leyla sadece influencer olarak değil, kendi hayatında da Lacan’ın histeriğini andıran özelliklere sahiptir. Dizinin ilerleyen bölümlerinde eski ama tam da eski olamayan sevgilisi Haluk ile ilişkisine flashback ile göz atarken de bunu görürüz. Haluk ile tam bir hayat kuracakken, ilişkiyi doyuma ulaştıracakken yolları ayıran Leyla, sonrasında da Haluk’u hayatından çıkarmamış, arzulanma halini sürdürmüştür örneğin. Asla ulaşılamayacak ve arzulanan nesne, idealize edilmeye müsait bir nesnedir aynı zamanda. Leyla da “hayranları” tarafından idealize edilmektedir. Ancak idealizasyon “iyi nesne” olarak algılanma alanı açtığı gibi, hasete hedef olma riskine de neden olur.

#Etkileyici-2

İdealizasyon yoğun bir agresyon ile sırt sırta durur daima. Emre Kunda ile geçirdiği ve neler olduğunu anımsamadığı o geceden sonraki karşılıklı açıklamalarla gündeme oturduğunda, idealizasyonun arka yüzündeki agresyon ve hasetle karşı karşıya kalır Leyla. Sosyal medyada linç edilir. Sosyal medyadaki linç, tıpki fiziksel linç gibi yoğun agresyon içeren bir topluluk davranışı. Sosyal medya linci, fiziksel linçte olduğu gibi bireylerin silindiği ve linç gerçekleştiren topluluğun isimsiz bir hücresine dönüştüğü bir eylem. Bu agresyon patlamasına katılan kişiler, kendi özgün nedenleriyle oraya dahil olur.

Dizideki Leyla’nın lincini ele alalım, cinselliği özgürce yaşayan bir kadın olması ona yönelen agresyonun bir nedenidir örneğin. Buna dahil olan kişilerde erişilemeyen bir nesneye duyulan hasetin yeri olması beklenen bir durum, mesela kadınlarla yakınlaşmakta zorluk yaşayan bir erkek, kolaylıkla bu tip bir lince katılıp erişemediği kadını yok edici agresyona maruz bırakan topluluğun bir parçası olabilir, tıpkı “orospu Leyla” diye bağıran tribünlerdeki binlerce kişiden bazılarının olduğu gibi. Veyahut cinselliği toplumsal tabuların etkisiyle özgürce yaşayamayan, arzusunu bastırmak zorunda kalan bir kadının buna duyduğu öfke, Leyla’ya haset ve öfke olarak yansıyor olabilir. Influencer denilen kişiler aslında halkın içinden sıyrılıp çıkmış, bir anda zemininin ne olduğu belli olmayan bir yerden köklenen şöhrete kavuşmuş kişiler oldukları için bir kertede “bizden biri”dirler. Bu da o kişiyle rekabete girmeyi ya da haseti kolaylaştıracak bir etmendir.

Sosyal medya lincine dair bir unsur da linç edilen kişinin tam bir birey gibi değil, bir gölge, sadece bir imge gibi algılanmasıdır. İnsanlar iletişimlerinde birbirlerinin yüzüne, bedenine, jest ve mimiklerine bakar. İnsan iletişimi yüz yüze kurgulanmış bir bağdır. Sosyal medya ise bireyleri o üç boyutlu hallerinden tabiri caizse iki boyutlu bir düzleme indirgeyen bir ortamdır. Bu da kişilerin birbirlerini gerçek birer birey gibi algılamasını güçleştirir. Örneğin yolda yürürken önünüzde birisi takılıp düşse ona yardım etmek için hamle yaparsınız, kolundan tutup kaldırmaya çalışırsınız. Oysa trafik ışıklarında motorunu çalıştıramayan bir araba olduğunda diğer araç şoförleri korna çalmaya başlar. Oysa oradaki aracın şoförü de muhakkak ki bir sorun yaşadığı için hareket edememektedir.

#Etkileyici 3

İnsanlar birbirlerini kişi olarak gördüklerinde, bedenleri ve yüzleriyle birer kişi, empati hissetmeleri daha kolay olur. İnsanlarla yüz yüze gelmek bizim karşıdakiyle ne kadar yakın olduğumuzun anımsatıcısı olur, bağ kurmayı, merhameti, empatiyi artırır. Bunun tam tersi durumlarda da, örneğin sosyal medya üzerinden kurulan iletişimlerde, karşıdaki sadece gerçek kişinin bir gölgesi gibidir, bahsettiğim bu duyguların ortaya çıkması güçleşir, zorbalık kolaylaşır. Bir açıdan bakınca sosyal medyadaki imgelerin gerçek kişiler olmadığı fikri, farklı bir gerçeğe dayanmaktadır. Evet, orada yazan, paylaşan kişi etten kemikten, duyguları, acıları, üzüntüleri ve sevinçleri olan herkes gibi birisidir. Ama görünenle gerçek arasında sıklıkla bir boşluk, zaman zaman da bir uçurum vardır. Instagram’da herkes en iyi anlarıyla vardır, oysa o kişinin varoluşu sadece birkaç kareden ibaret değildir.

Görünenin ardında makyajsız yüzler, kavgalar ve mutsuzluklar da vardır ama bunlar o vitrine alınmaz. Nitekim Leyla’nın hayatında da yaşam tarzı, evi, gittiği yerler bize (ilginç şekilde) sadece sosyokültürel konumunu gösterse de gerçekte işin aslı pek de öyle değildir. Babasının hastane masrafı için istenen meblağı duyunca menajerini arayıp, “Gerekirse beni sat, parayı bul!” demesi aslında yaşamın görüntüdeki halinin gerçekle paralel olmadığını gösterir. Menajeriyle birbirlerini önceden aslında sevmediklerini söylerler ama ikisinin de tutumu hiç öyle değildir. Keza Leyla ne kadar özgür olduğu söyleminde olsa da cenaze sahnesinde ötekilerin ona bakışının onda yarattığı huzursuzluk, bu bahsettiği özgürlüğün aslında sadece sözde olduğunun, insanların onu nasıl değerlendirdiğinin sandığı kadar önemsiz olmadığının göstergesi gibidir. İnsanların tözleri ve görünen yüzleri birbirinden ayrı düşmüştür ve sosyal medya yüzleri ve zihinleri, düşünceleri ve bakışları, duyguları ve bedenleri ayırarak bu ayrılığı şiddetlendirmektedir sanki. Bu ikiliği dizide en şiddetli yaşayan isim Leyla’nın gerçek varlığı ve görünen varlığı arasındaki uçurumda sıkışmış halini daha da sıkışık hale getiren ise içine alınmak istediği “elâlem ne der” hapishanesidir.

#Etkileyici-4

Dayatılanlar ve hatta Leyla’nın içselleştirdikleriyle mücadelesi dizideki belki en önemli noktadır. İnsanın karşısına çıkanlarla mücadele ederken çoğu kez ötekiler kadar, içselleştirdiği ötekilerle de mücadele etmesi gerekir. Bazen en sevdikleri, onun mücadele etmesi gereken kişilere dönüşebilir. Özellikle kadınların hayatlarını nasıl yaşayacakları ya da bedenleriyle ilgili kararları neredeyse topluma mal olmuş bir konuya dönüşür kolaylıkla. Kadınların kiminle ve ne zaman seks yapacağı, giyecekleri eteklerin boyu, saçlarının örtülüp örtülmeyeceği, bir kere örtüldüyse açılıp açılamayacağı, nasıl ve kaç çocuk doğuracakları, kürtaj olup olamayacakları, kocalarının soyadını alıp almayacakları, alırlarsa yine de kadın haklarını savunup savunamayacakları gibi konular kadınların kendilerinden çok toplum ve toplumdaki erkeklerin konuştuğu, karar verdiği konulardır. Tıpkı kişisel ayrılma/bireyleşme süreçlerinin çatışmasız çözülemeyeceği gerçeği gibi, toplumsal yapıdan ayrışabilme, birey olma, ben olma mücadeleleri de çatışma olmaksızın gerçekleştirilemez. Kişinin dahil olduğu ve bir zamanlar onu kapsayan yapıların dışına çıkması, konfor alanını terk etmesi hiçbir zaman kolay değildir; güçlü bir itiş, bir savaş, acı ve gözyaşı, ayrışma hikâyelerinin olmazsa olmazıdır. Öte yandan bu mücadelenin ödülü olan kendi olabilmek, insanın kendine verebileceği en büyük hediyedir.

Editör

Aralık 2016'da yayın hayatına başladı. Spinoff'u, prequel'i, sequel'i, remake'i, eşi benzeri muadili olmayan, Türkiye'nin tek DİZİ KÜLTÜRÜ dergisi ve web platformu...

Related post

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir