Episode Dergi olarak Şubat 2026 sayımızda Görüntü Yönetmeni Ahmet Sesigürgil ve Sanat Yönetmeni Murat Güney’le Orhan Pamuk’un romanından uyarlanan Masumiyet Müzesi‘ni konuştuk.
Elbette hikâyenin geçtiği döneme dair somut bir atmosfer hazırladık, o dönemdeki Nişantaşı’nı kurduk, ayrıntılarıyla ele alınan mekânlarımız var ama bunun ötesine bakmaya çalıştık. Romanın açılışından sonuna kadarki bütün objelerle, renklerle, hislerle bir denge kurmaya, gerçekten o dünyayı izleyicilere geçirmeye çalıştık. Bunu yaparken de hikâyeyi ön plana çıkarmaya odaklandık.”
Orhan Pamuk’un romanı Masumiyet Müzesi’ni bir uyarlama olarak ele alırken senaryonun yanı sıra kurulan görsel dili ve atmosferi de konuşmak gerekiyor. Romanın etrafına kurulduğu objeler, Kemal karakterinin topladığı eşyalar, mekânlar, müze ve İstanbul seride de etkileyici bir şekilde sunuluyor.
Bir yanıyla eski Türkiye’yi gözler önüne seren bir yandan da İstanbul’un zamansızlığını hissettiren bu tasarım dokusu, Masumiyet Müzesi’ni tamamlıyor. Serinin Görüntü Yönetmeni Ahmet Sesigürgil ve Sanat Yönetmeni Murat Güney ile Masumiyet Müzesi’nde oluşturulan görsel dili, tasarım sürecini ve izledikleri yolu konuştuk. Keyifli okumalar!
Masumiyet Müzesi’ni gerçekten severek izledim ve izlerken de yerli yapımlar arasında farklı bir yere koydum. Bir uyarlama olarak da metni romana çok sadık ama bunun yanı sıra seride derinlikli bir görsel dil ve sanat yönetimi de var. Sete hazırlık süreci nasıl geçti?
Ahmet Sesigürgil: Biz Kulüp serisini yaparken gerçek bir ekip haline geldik ve bu şekilde devam ediyor. Bu süreçte de kendi içimizde prodüksiyon tasarımının ne olduğunu iyice keşfettik. Elbette Türkiye’ye prodüksiyon tasarımını getirdik gibi bir iddiamız yok ama Zeynep Günay ve Murat Güney sayesinde prodüksiyon tasarımcısı olarak çalıştığımız bir metot oluşturduk.
Bizim bir tasarım dilimiz var. Kostümden duvar rengine, sahnenin ve bölümün rengine, kontrasta kadar tasarlıyoruz. Görüşlerimiz de ve fikirlerimiz de yolda değişebiliyor. Fakat bir referans peşinde koşmuyoruz. Şöyle olsun ya da buna benzesin demiyoruz. Metnimize göre kendi tasarımımızı uyguluyoruz. Daha sonra mekânlarla ilişki kuruyoruz. Bütçe elverdiği ve set yapabildiğimiz sürece istediğimiz doğrultuda gidebiliyoruz. Aramızdaki iletişim belirliyor her şeyi.
Murat Güney: Evet, Ahmet’in bahsettiği gibi bir dil oluştu aramızda. Zeynep ve Ahmet ile Netflix için başka projeler de yaptık, uzun vakit geçirdik. O yüzden aramızda oturmuş bir iletişim var. Öncelikle senaryoyla bağlantılı olarak ne yapabileceğimiz üzerine gidiyoruz. Tasarımımız da senaryonun bize hissettirdikleriyle bağlantılı olarak kendi ufkumuz ve düşüncelerimiz doğrultusunda ilerliyor.
Hazırlık süresinde de ekip olduğumuz için çok pratik ve hızlı ilerleyebiliyoruz. Yalnız ben bir sanat yönetmeni olarak hâlâ ön hazırlık sürelerinin Türkiye şartlarında yeterli olmadığını düşünüyorum. Çok hızlı organize olmaya çalışıyoruz ama süreler yeterli değil. Bu koşullarda da en iyisini sunabilmek için birbirini anlayabilen bir ekip olabilmek gerekiyor.
Masumiyet Müzesi’nin setine de çok hızlı girdik. Bir yandan da çok heyecan vericiydi elbette. Türkiye’nin dünya çapındaki en ünlü edebiyatçılarından biri olan Orhan Pamuk ile bir daha ne zaman çalışabilirsiniz ki? Bunun getirdiği farklı bir duygu da vardı.

Peki, daha önce Masumiyet Müzesi’ni okumuş muydunuz? Aslında romanda eşyalar ve müzenin etrafına kurulan bir dünya var. Seride zihninizde tahayyül ettiklerinizin ne kadarını kurabildiniz?
Ahmet Sesigürgil: Ben romanı uzun zaman önce okumuştum ama çekeceğimizi öğrendiğim zaman tekrar okudum. Sonra senaryoya odaklandım. Son okumam senaryo ile paralel gitti diyebilirim. Romanı okurken karakterler beni ne kadar şaşırttıysa filmci olarak bir o kadar zorlandığımı söyleyebilirim. Hatta bu işi çekerken Orhan Pamuk’un gerçekten ne kadar iyi bir romancı olduğunu bir kere daha anladım. Set boyunca da karakterlerin motivasyonları, inişleri, çıkışları, Kemal ile Füsun’un planları ve objeler bizi şaşırtmayı bırakmadı, her defasında bize görünenden daha fazlası olduğunu hatırlattı.
Romana dair birçok kod var, dönemin getirdiği sosyopolitik kodlar var. Hatta bir ileri edebiyat örneği olarak, Orhan Pamuk’un resim ile ilgilenmesinden ötürü bölümlere adanmış renk paletleri bile var. Biz bunların hepsini tasarıma soktuk, anlamlarını bulmaya çalıştık.
Murat Güney: Ben romanı yıllar önce okumuştum. Açıkçası senaryoyu okuduktan sonra da romana tekrar dönmek istemedim. Biraz da zihnimde kalanla hareket etmek istedim. Tabii ki müzeyi defalarca ziyaret ettik ama ben bu süreç boyunca romanla arama saygılı bir mesafe koydum. Daha çok müzeyi referans alarak çalıştım ve daha zamansız bir dünya tasarlamaya çalıştım. Bir de bizim çıkış noktamız Kemal’di. Kemal’in gözünden o dünyaya bakmayı istedik. Onun gözünden nasıl bir dünya kurabiliriz diye kafa yorduk.
Bir yandan da Orhan Pamuk’un onay verdiği ilk uyarlamasının parçası oldunuz, bunun sorumluluğunu ne şekilde hissettiniz ve yaşadığınız en büyük zorluklar nelerdi?
Ahmet Sesigürgil: Bir görüntü yönetmeni olarak şöyle cevap vereyim, her dönemin kendince zihinlerde yer eden birtakım imgeleri var. Mesela 60’lara ya da 70’lere dair bir film çekerken o dönemin ekipmanlarını kullanarak o dönemin ruhuna yakın bir şeyler yakalamak mümkün. Tabii başta Amerikan sinemasının ve modern sinemanın bize kodladığı şeyler de var. İşte, 70’ler turuncu, kahverengi, sarı tonlarında olur. 80’lerin açıları, kostüm referansları, renkleri şöyle olur. 90’lar mavi ve milenyum renklerine doğru gider.
Ancak biz bunları yapmama, böyle bir yol izlememe kararı aldık. Zeynep ve Murat ile daha modern “look”lara odaklandık. Periyodik bir zaman çizelgesinde bakmamaya çalıştık. Elbette hikâyede dönemin getirdiği bazı anlamlar var ama biz hikâyenin kendisine bütüncül olarak bakmaya çalıştık.
Özellikle Füsun ve Kemal karakterlerinin sahneleri zorlayıcıydı. Karakterler bizi de sürekli şaşırtmaya devam ettiği için çekim sırasında değişikliklere gittik. Biz aslında sette son dakika değişiklikleri sevmeyiz çünkü her şeyi tekrar kurmak gerekir. Ama hem bu iş hem de karakterler bizi buna ikna etti. O yüzden sonucu, senin gibi romanı okuyanların vereceği tepkileri merakla bekliyorum. İzleyiciyle etkileşimini en çok merak ettiğim projem bu oldu.

Murat Güney: Kendi adıma romanın bütün atmosferini kurup o tasarımı yaparken bunun ne kadarını yansıtabileceğimiz konusunda biraz endişeliydim. Gerçekten o dünyanın hissiyatını seyirciye geçirip geçiremeyeceğimizi düşünüyordum. O nedenle de bu işe bir dönem işi gibi bakmadım. Hiçbir şeye tarihsel, kronolojik olarak bakmamaya çalıştım.
Elbette hikâyenin geçtiği döneme dair somut bir atmosfer hazırladık, o dönemdeki Nişantaşı’nı kurduk, ayrıntılarıyla ele alınan mekânlarımız var ama bunun ötesine bakmaya çalıştık. Romanın açılışından sonuna kadarki bütün objelerle, renklerle, hislerle bir denge kurmaya, gerçekten o dünyayı izleyicilere geçirmeye çalıştık. Bunu yaparken de hikâyeyi ön plana çıkarmaya odaklandık. Açıkçası hem zamanla yarışıp hem de bu şekilde ayrıntılı bir iş yapmaya çalışmak çok zorlayıcıydı. Kendi adıma uykusuz geceler geçirdiğimi söyleyebilirim. Anlatırken o günlere döndüm, hatırladım. Sonuçta ortaya hepimizi çok mutlu eden bir iş çıktı.
Kemal’in kendi mahallesinden yani Nişantaşı’ndan çıkıp İstanbul’un sosyoekonomik açıdan daha farklı noktalarında arayışa ve keşfe başladığı bölümler var… Orada, kafamda oluşturduğum resimler daha oryantalistti mesela ama öyle olmadı. Kemal karakteri beni kafamda kurduklarımdan daha farklı bir yere çekti, kadrajları değiştirdi.”
O zaman romanı okuyanları ikiye bölen Kemal karakterini de sorayım. Siz Kemal’le ilgili neler düşünüyorsunuz?
Ahmet Sesigürgil: Doğrusu benim durduğum yerden bu uyarlamanın yönetmeni olarak Zeynep Günay’a gidilmesi çok doğru bir karar. Zeynep, karakterlerini çok sahiplenen bir yönetmen. O da ilk defa bir erkeğin gözünden bir hikâye anlattı ama çok iyi bir denge de kurdu.
Kemal gerçekten kafa karıştırıcı bir adam. Kimse beni Kemal’in ne istediğini bildiğine ikna edemez. Bu açıdan Kemal’i anlatmaya çalıştık, insan doğasını ele almaya çabaladık. Tabii zorlandığımız, kendisini sorguladığımız anlar da oldu (Gülüşmeler) Yine de Kemal’e yaklaşırken insan doğasını önemsemeliyiz, oradan yaklaşmalıyız. O nedenle belki de yargılamaktan çok onu anlamaya çalışmalıyız.
Murat Güney: Ahmet’e katılıyorum. Kemal ile Füsun’un ilişkisine baktığımda Zeynep’in bu projede olması önemliydi. Kemal zaaflarıyla, takıntılarıyla ve Füsun’a olan aşkıyla anlamaya çalışılması gereken bir karakter çünkü. Kemal’in yaklaşımına baktığımızda eylemlerini birilerini üzmek adına yaptığını söyleyemeyiz. Öyle bir yerden yaşamıyor hayatı. Kadınları üzmek ya da onlara zarar vermek adına hareket etmiyor, saplantılı bir aşkı var.
Hikâye Kemal’in gözünden ilerlediği için de aslında onu iyi niyetinden takıntılarına kadar bütün varyasyonlarıyla görüyoruz. Ben Kemal’in saplanıp kaldığını, başka bir yöne gidemediğini düşünenlerdenim. Bilinçli bir kötü olarak görmüyorum onu.
Ahmet Sesigürgil: Bir de benim çok sevdiğim bir film vardır, Cast Away. Tom Hanks başroldedir. O filmde de deneyimi yaşamak üzerine bir anlatı vardır. Son dönemin dikkat çeken işlerinden Pluribus serisi de öyle. Kemal’e de biraz bu açıdan yaklaşmamız gerekiyor. İllaki Kemal ile kimlik özdeşimi kurmamıza gerek yok. Onun içinde bulunduğu durumu anlayabilmek, “Ben olsaydım ne yapardım?” gibi sorular üzerinden gidebilmek lazım. Kemal’in derdine saplandık bak yine, kurtulamıyoruz bundan. (Gülüşmeler)
Romanın katmanlı olmasını sağlayan çok önemli simgeler ve motifler var ama bununla birlikte aslında “İstanbul” da bir karakter. Seride Kemal’in ruh haliyle birlikte İstanbul’un da değiştiğini görüyoruz. Bunun için neler söylemek istersiniz?
Ahmet Sesigürgil: Bununla ilgili çok somut örnekler verebilirim. Spoiler vermeden anlatmaya çalışayım. Kemal’in kendi mahallesinden yani Nişantaşı’ndan çıkıp İstanbul’un sosyoekonomik açıdan daha farklı noktalarında arayışa ve keşfe başladığı bölümler var… Orada, kafamda oluşturduğum resimler daha oryantalistti mesela ama öyle olmadı. Kemal karakteri beni kafamda kurduklarımdan daha farklı bir yere çekti, kadrajları değiştirdi. Tabii ki burada Zeynep ile Murat’ın da etkisi büyük. Biz kontrolü seven bir ekibiz; mekân, renk, ışık, kontrast gibi konulara çok özeniriz. Bunun size de böyle geçmiş olması çok sevindirici.
Murat Güney: Bunu fark ettiğinize çok mutlu oldum, çok sevindim. İstanbul’u sadece dekoratif bir unsur olarak görmedik. Aslında bizim kullandığımız her öğe, her şey takıntının somutlaştırılmış halini yansıtıyor. Her objenin, bahsi geçen her şeyin oluşturduğu bir anlam ve bir hafıza var. Ama bunları da çok göze sokmamaya çalıştık. İstanbul’u da bu şekilde kullanmaya özen gösterdik.
Masumiyet Müzesi 13 Şubat’ta Netflix‘te yayında.
