Episode Dergi olarak mart kapağımıza konuk olan yerli HBO Max dizisi Mira‘nın yapımcısı Elif Yakarçelik ile konuştuk.
Yapımcı Elif Yakarçelik, Mira’yı farklı kılan şeyin kadın karakterleri klişelerin dışına taşıması olduğunu söylüyor: “Şiddet ya da entrika değil; hayatını yeniden kurmaya çalışan bir kadının hikâyesini anlatıyoruz.”
Kadın hikâyeleri deyince çoğu zaman şiddet, kıskançlık, entrika etrafında dönen projeler yapılıyor, oysa biz kentli, boşanmak üzere olan, kendi ayakları üzerinde durmaya yeni yeni başlayacak bir kadın hikâyesini anlattık. Yabancı işlerde örnekleri olan ama ülkemizde ancak belli bir sınıf üzerinden anlatılan hikâyelerin dışında bir hikâye olduğu için sevdim ve hadi yapalım bunu dedim.”
Mira, eşinden yeni ayrılmış, hayatı köpeğiyle ve “umutsuz” halleriyle tepetaklak olmuş bir kadının hikâyesi. Bu projeyi ilk okuduğunuzda veya Meltem Bozoflu ile ilk konuştuğunuzda size, “Bu işi mutlaka yapmalıyız,” dedirten o ticari veya sanatsal kırılma noktası neydi?
İlk okuduğumda düşündüğüm ilk şey, kadınlarla ilgili ne kadar az hikâyemiz olduğuydu. Kadın hikâyeleri deyince çoğu zaman şiddet, kıskançlık, entrika etrafında dönen projeler yapılıyor, oysa biz kentli, boşanmak üzere olan, kendi ayakları üzerinde durmaya yeni yeni başlayacak bir kadın hikâyesini anlattık. Yabancı işlerde örnekleri olan ama ülkemizde ancak belli bir sınıf üzerinden anlatılan hikâyelerin dışında bir hikâye olduğu için sevdim ve hadi yapalım bunu dedim.
Nehir Erdoğan, Yiğit Özşener ve Nezaket Erden gibi birbirinden farklı ekollerden gelen ama muazzam bir kimya yakalayan bu kadroyu bir araya getirmek nasıl bir yapımcı stratejisinin ürünüydü? Sette bu kadronun uyumunu ilk ne zaman hissettiniz?
Ben genellikle senaryo okurken oyuncuları düşünerek okuyorum; gözümde canlanan yüzler, tonlamalar, ses rengi, mimikler… O nedenle Mira karakterini okuyunca aklıma Nehir’in boncuk gözleri, Melis’i okuyunca Nezaket’in cıvıl cıvıl enerjisi, Polat’ta ise Yiğit’in centilmen, olgun enerjisi aktı gitti senaryoda. Ve hemen harekete geçtik, yanılmadık, onlar da hemen o rollere girdiler zaten. 🙂
Mira‘nın sloganı “Her şey yolundaymış gibi”. Bir yanda eşinden ayrılmış, hayatı darmadağın olmuş bir kadının dramı var; diğer yanda ise bizi kahkahalara boğan absürt bir komedi. Bir yapımcı olarak bu “depresif” temayı izleyiciyi yormayan, neşeli ve umut dolu bir görselliğe dönüştürürken en çok nerede hassas davrandınız? Dramın o ağırlığıyla komedinin hafifliği arasındaki o ince çizgiyi prodüksiyonun hangi aşamasında kurdunuz?
Öncelikle zaten incelikle işlenmiş o iki uç senaryoda, Meltem öyle yazmış… Oyuncu seçimini yaptıktan sonra sıra okumaya, provaya geldiğinde kendiliğinden yolunu buldu. Meltem’le uzun yıllardır birlikte çalıştığımız için aynı dili konuşuyoruz artık, yazdığı şeyi görselleştirmek o nedenle pek de zor olmuyor. Bir şeye biz gülmüyorsak onu nasıl daha komik hale getiririz ya da biz hüzünlenmiyorsak demek ki biraz daha hüzün katmalıyız diye hep beraber düşünerek çıkış yolunu bulabiliyoruz
