Episode Dergi olarak Mart 2026 sayımızda Zeynep Atakan‘ın film işlerinde kadın olmayı deneyimlerinden yola çıkarak anlattığı yazısına yer veriyoruz.
Film işlerinde kadın olmak bana bambaşka bir güç kazandırdı. Empatiyi, sezgiyi, ekip içinde güven inşa etmeyi önemsedim. Gücün her zaman yüksek sesle konuşmak olmadığını erken öğrendim. Bazen en büyük güç, kararlı bir sessizliktir. Bazen de doğru anda net bir cümle. Birileri konuşurken ben yolumda sessizce ilerledim ve hep hedeflerime ulaştım.”
Film işleri ve kadın olmak… Bu iki kelime yan yana geldiğinde içimde hâlâ hem bir gurur hem de tatlı bir direnç hissi beliriyor. Neredeyse kırk yıla yaklaşan bir yolculuktan söz ediyorum. Setlerin tozunu, bir işi tamamlamanın mutluluğunu, post prodüksiyonda zorlu ama bir o kadar zevkli süreçleri, festival salonlarının heyecanını, toplantı odalarının mesafeli havasını, “hayır” kelimesini duymanın hemen ürperten duygusunu, müjdeli haberleri, filmin son kontrol kopyasını izleyip bitirdiğimde kendimle duyduğum gururu, filmlerimin dünya prömiyerlerini ve bir dolu şey hatırlıyorum. Ama en çok da sabırla, inatla ve çoğu zaman gülümseyerek mesleğimi aşkla yaptığımı görüyorum.
Sinema-TV bölümünde okumaya başladığımda en sık duyduğum soru şuydu: “Oyuncu mu olacaksın?” Ya da “Kadın olarak iş bulabilecek misin?” Ailem dışında herkes için bir açıklama metni vardı zihnimde… Bugünkü tabirle “otomatik pilot”ta hazır cevaplarım bulunurdu. Sektörde kadın olmak görünmez bir başlıktı; açıkça “yapamazsın” denmezdi belki ama o küçük “emin misin?” bakışı fazlasıyla yeterliydi. Hem okullu olmak hem kadın olmak sanki iki ayrı şüphe sebebiydi. Bir süre sonra fark ettim ki sektör beni “daha az dikkat çeken” birine dönüştürmeye çalışıyor: Daha sade, daha sessiz, daha görünmez. Oysa ben görünmez olmak için değil, üretmek için oradaydım.
Hele yapımcılık alanını seçtikten sonrası farklı bir meydan okuma oldu benim için. Finans konuşurken daha sert, yaratıcı bir kararı savunurken iki kat hazırlıklı olmam gerekti. Erkek meslektaşlarımın doğal kabul edilen özgüvenini ben adım adım inşa ettim. Yorucuydu, evet. Ama inanılmaz öğreticiydi. Her projede biraz daha güçlendim, biraz daha netleştim. Sadece film yapmayı değil, mücadeleyi, yılmamayı, kimsenin gösterdiği/anlattığı yolda değil kendi yolumda yürümeyi öğrendim.
Kırk yıla yaklaşan deneyim bana şunu öğretti: Bu sektörde kalıcı olmak için yalnızca iyi işler yapmak yetmez; dayanıklı olmak gerekir. Bir filmin gerçekleşmesi bazen yıllar sürer. Fon çıkmayabilir, ortaklıklar dağılabilir, takvimler kayabilir. Ama bir hikâyeye gerçekten inanıyorsanız o bir şekilde yolunu bulur. Mücadeleyi hiçbir zaman romantize etmedim; zor, yıpratıcı ve bazen yalnızdır. Ama üretmenin verdiği anlam, bütün o yorgunlukların önüne geçer.
Sektörde kabul görmek zamanla oldu. İlk yıllarda “genç bir kadın yapımcı” olarak anılırken bir noktadan sonra ismim projelerin önüne geçti. Bu dönüşüm tesadüf değildi. Yirmili yaşlarımdan itibaren setlerde her işi yaparak, “kadın işi değil” denilen alanlara da girerek, her bütçe kalemini öğrenerek, her sözleşmeyi okuyarak, her yaratıcı tartışmada yer alarak oldu. Masada sadece estetiği değil, stratejiyi de konuşmayı öğrendim. Ve şunu gördüm: Bilgi ve deneyim en büyük özgüven kaynağıdır. Dolayısıyla her şeyi bilgi ve deneyim olarak gördüm.
Film işlerinde kadın olmak bana bambaşka bir güç kazandırdı. Empatiyi, sezgiyi, ekip içinde güven inşa etmeyi önemsedim. Gücün her zaman yüksek sesle konuşmak olmadığını erken öğrendim. Bazen en büyük güç, kararlı bir sessizliktir. Bazen de doğru anda net bir cümle. Birileri konuşurken ben yolumda sessizce ilerledim ve hep hedeflerime ulaştım.
Bugün geriye baktığımda yalnızca yaptığım filmleri değil, açılan yolları görüyorum. Benden sonra gelen genç kadınların daha az açıklama yapmak zorunda kaldığı, daha az kendini ispat etmeye çalıştığı bir alan hayal ediyorum. Eğer bu uzun yolculuk buna küçük de olsa katkı sağladıysa bu benim için en büyük ödül.
Film işleri benim için sadece bir meslek değil; bir duruş, bir tutku, bazen de tatlı bir inat. Ve kadın olmak, bu hikâyenin kırılgan tarafı değil, tam tersine, en güçlü damarı oldu. Ve biliyorum ki bu yolculuk bir “tamam” duygusuyla bitmeyecek; her yeni hikâyede, her yeni sette yeniden ve yeniden üreterek devam edecek. Çünkü benim için asıl var olma hali, anlatmaya ve üretmeye devam etmek.
