Episode Dergi olarak Mart 2026 sayımızda Oben Budak’ın Harry Styles’ın Netflix‘te yayınlanan performansına dair görüşlerine yer veriyoruz.

Tam da Harry Styles’ı Brit Müzik Ödülleri’nde izleyip, bir gecede hayran olup turne programına baktığımız günlerde Netflix’in konseri canlı yayınlayacağı haberi gündeme düştü. Tabii normal turne programının dışında bir şovla karşımıza geldi ama yine de Harry Styles evrenine girmek isteyenler için harika bir başlangıç oldu.
Açıkçası önceki üç albümüne çok hâkim değilim, One Direction dönemleriyle ise alakam yok. Sadece günümüz toksik maskülen erkekler hegemonyasında, performatif kişiliğiyle içimize su serperken onu takdir edenlerdendim. Sony Music’ten yayınlanan yeni albümü “Kiss All the Time. Disco, Occasionally” piyasaya çıkmadan verdiği bir röportajda Madonna’nın efsanevi “Confessions on a Dance Floor” albümünden etkilendiğini söylediği an radarıma girdi. Albümden paylaşılan ilk single “Aperture” o kadar iyiydi ki Brit Ödülleri’ndeki o ikonik dansı ve sahne tavrıyla birleşince canlı performansını merak etmeden duramadım.
Grammy törenlerinden anladığımız kadarıyla Amerikan gençliği böyle performatif yıldızlara bayılıyor. Bir sene Harry, sonra Benson Boone, bu sene de Sombr gibi, şarkılarını renkli sahnelerle birleştiren starlara her zaman yer var. Tabii Harry Styles bu albümle başka bir seviyeye geçmiş bile. Sonuç olarak albüm tanıtımını, Manchester’daki 20 bin kapasiteli Co-op Live arenada, Netflix tarafından kaydedilen “Harry Styles One Night in Manchester” adında özel bir şovla yapmak her babayiğidin harcı değil. 8 Mart’ta yayına giren bu özel performans, Harry’nin kariyerinde daha “sinematik” bir dönemin kapısını aralıyor.
Manchester şovunda dikkat çeken en önemli detay, seyircilerin telefonlarının geri dönüştürülebilir çantalara hapsedilmesiydi. Bu sadece Netflix çekimlerinin sızmasını engellemek için değil, Harry’nin de dediği gibi “o anın içinde kalabilmek” için yapılmış bir hamleymiş. Sahnedeki Harry; flütçüleri, yaylı grubu ve korosuyla devleşirken izleyiciye şu mesajı veriyordu: “Eğer eğlenemiyorsan numara yap; belki sonunda Netflix’e çıkarsın!”

Punk-Funk ve Duygusal Gelgitler
İngiliz eleştirmenlerin de altını çizdiği gibi, albüm sadece bir disko öyküsü değil. “American Girls” şarkısında LCD Soundsystem esintili bir yapı kurarken “Ready, Steady Go!” ile punk-funk sularına yelken açıyor. Ancak Harry’yi “Superstar” yapan asıl şey, o devasa prodüksiyonun içindeki kırılganlığı.
Sahnedeki iki kısa podyumda koştururken sergilediği o meşhur “yengeç yürüyüşü” bir yana hayranlarına hayatını değiştirdikleri için teşekkür ederken gözyaşlarına boğulması, kaotik bir dünyada “sevgiyle liderlik etme” çağrısı yapması sinizmin ötesine geçen samimi bir an yaratıyor. Yeni şarkıların ardından gelen “Golden”, “Watermelon Sugar” ve çatıyı uçuracak güce sahip “As It Was” Harry Styles’ın neden sadece popüler bir figür değil, reddedilemez bir sahne enerjisi olduğunu kanıtlıyor.
Sonuç olarak Harry Styles, “KISSCO” dönemiyle bize sadece bir albüm değil, bütünsel bir deneyim vaat ediyor. Belki her şarkı aynı radikal tınıda değil ama ya rattığı o devasa topluluk hissi, kapsayıcı tavrı ve sunduğu o parıltılı dünya her zaman büyüleyici kalmayı başarıyor. Harry, müzik tarihinin tozlu raflarındaki disko tınılarını modern bir prodüksiyonla birleştirirken bize sadece dinlenecek bir albüm değil, içinde yaşanacak rengârenk bir evren sunuyor.
