Sound of Metal ile Oscar’ın kapısından dönen ama The Long Goodbye ile heykelciği kucaklayan dahi çocuk Riz Ahmed; Prime Video’nun yeni dizisi Bait ile Hollywood’un sahte ışıltısını Londra’nın samimi (ve utanç verici!) gerçekliğiyle tokatlıyor.

Eğer benim gibi bir Riz Ahmed hayranıysanız, bugünlerde keyfimiz fazlasıyla yerinde. Riz Ahmed bu sefer sadece oyunculuğuyla değil, mutfağında bizzat bulunduğu ve kendi hayatından izler taşıyan Bait ile Prime Video’da karşımızda. Dizi, bir yandan çok sert bir İngiliz mizahı sunarken diğer yandan modern zamanların o meşhur “ünlü olma” illüzyonunu tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Dizinin konusu, tam da Riz’in gerçek hayattaki yükselişine ve çocukluğunda Pakistanlı olduğu için yediği o zorbalanmaya, o öteki olma hissine göz kırpıyor. Riz’in karakteri Shah Latif, bir yandan Hollywood’un o steril, sahte ve “politik doğrucu” koridorlarında hayatta kalmaya çalışırken, bir yandan da Galler semalarında dönen “Etnik kökenli James Bond olur mu?” tartışmalarının tam ortasında buluyor kendini. Ama şu mesajı çok tatlı bir şekilde veriyor ki; Dünya çapında bir yıldız olsanız bile, eve döndüğünüzde hala annenizin beğenmediği o çocuksunuz.
Burada bir parantez değil, koca bir sayfa açmamız gereken biri var: Riz’in kardeşi Zulfikar. Bu karakteri canlandıran Guz Khan tek kelimeyle döktürüyor! Zulfikar’ın, Riz’in gittiği her prestijli mekanda, her kırmızı halı kıyısında kendi işletmesinin reklamını yapmaya çalışması, o bitmek bilmeyen “utanç” anları seyirciye keyifli anlar yaşatıyor. Gerçekten izlerken yerin dibine giriyorsunuz ama bir yandan da o samimiyete gülmeden edemiyorsunuz.

Ve tabii ki Anne figürü… Shobu Kapoor (kendisini Bend It Like Beckham’dan da hatırlarız) o kadar tanıdık bir anne profil çizmiş ki, sanırsınız bir Türk dizisi izliyoruz. O her şeye burnunu sokan, başarınızla gurur duymak yerine “Hala bekar mısın?” diye darlayan, o örülen şefkatli ama boğucu ağ… Riz ve ailesi arasındaki bu uçurum, “celebrity” dünyasının sahteliğiyle hayatın tokat gibi gerçekliği arasındaki o devasa boşluğu harika dolduruyor.
Aneil Karia ve Oscar Telafisi
Yönetmen koltuğundaki Aneil Karia’yı da atlamayalım. Riz ile daha önce The Long Goodbye kısa filmiyle bize o beklediğimiz Oscar’ı getiren Karia, burada o gergin ama enerjik yönetmenlik tarzını komediye çok iyi adapte etmiş. Kamera kullanımı o kadar dinamik ki, Riz’in karakterinin yaşadığı o klostrofobik ünlü olma hissini resmen sizin de göğsünüze oturtuyor. Görsellik fazlasıyla “British”; o gri tonlar ve dar sokaklar var ama anlatılan hikaye Hollywood’dan Londra’ya, oradan da bizim buralara kadar uzanan, herkesin kendinden bir parça bulabileceği kadar evrensel.
Global yorumlara şöyle bir göz attığımda, herkesin “Riz Ahmed en dürüst halini sergilemiş” dediğini görüyorum. Dizinin sadece bir komedi değil, aynı zamanda bir kimlik sorgulaması olduğu konusunda herkes hemfikir. Kısacası Bait, Riz Ahmed’in sadece müthiş bir dram oyuncusu değil, aynı zamanda çok zeki bir gözlemci ve komedyen olduğunun kanıtı. Sound of Metal ile o Oscar’ı eve götüremedi belki ama buradaki rolüyle Atın Küre’de fırtına estirmesi muhtemel.
Riz, sen bizim gönlümüzün Bond’usun; Zulfikar senin etinden sütünden yaralansa da, annen suratına terlik fırlatsa da biz arkandayız!
