Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda Yuşa Dursonoğlu ile 26. Beverly Hills Film Festivali’nde yer bulacak Gözcü filmini konuştuk.

Bazı filmler izlenir, bazıları ise izleyeni rahatsız eder. Gözcü, tam olarak ikinci kategoriye ait.
Yuşa Ebrar Dursunoğlu’nun yazıp yönettiği film, “ajan – gözlemci – av” üçgeni üzerinden sistemi içeriden sorgulayan bir anlatı kuruyor. Gözlemci sistemi, ajan uygulayıcıyı, av ise halkı temsil ediyor. Film, herkesin kendine atanmış rolü sorgulamadan sürdürdüğü bir düzende tek bir farkındalığın neyi değiştirebileceğini soruyor.
Başrollerinde Göksel Kayahan, Olimpia Ahenk Dourmouchev ve Mert Demirci’nin yer aldığı Gözcü, sadece hikâyesiyle değil, izleyicide bıraktığı huzursuzluk hissiyle de öne çıkıyor.
Film, uluslararası festival yolculuğunda güçlü bir görünürlük yakaladı. Paris International Short Festival’de En İyi Film ve En İyi Oyuncu ödüllerini alırken Barcelona Indie Awards, Liverpool Indie Awards adaylıkları, Seattle Filmmaker Awards yarı finalistliği, New York City Independent Film Festival seçkisi ve Cannes Short Film Corner katılımıyla dikkat çekti.
26. Beverly Hills Film Festivali

12–19 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek festival kapsamında, film 16 Nisan’da TCL Chinese Theatre’da özel gösterimini yapacak ve 19 Nisan’daki ödül gecesinde yarışacak.
Yönetmen Yuşa Ebrar Dursunoğlu ile Gözcü’nün dünyasını ve kendi sinema dilini konuştuk.
Kendin ve geçmişin hakkında neler anlatırsın? İlk izlediğin filmi hatırlıyor musun?
1992 yılında Türkiye’de doğdum ve Doğu Anadolu’da büyüdüm. 2010’da Yıldız Teknik Üniversitesi’nde fizik okumak için İstanbul’a taşındım. Sinemayla hep bir bağım vardı ama fizik okumak bu bağı derinleştirdi. Fizik ve sinema arasındaki ilişkiyi keşfetmeye başladım ve o noktadan sonra kopmadım. İlk izlediğim film Maske’ydi ama beni gerçekten etkileyen film 2001: Bir Uzay Macerası oldu.
Sana ilham veren yönetmenler kimler?
Stanley Kubrick, Francis Ford Coppola, Alfred Hitchcock ve Ingmar Bergman. En sevdiğim filmler arasında 2001: Bir Uzay Macerası, Persona, Baba ve Jojo Rabbit var.

Kendi hikâye anlatım dilini fark ettiğin bir an oldu mu?
Evet. Özellikle Kubrick ve Bergman’ın filmleri bu konuda beni çok etkiledi.
Bu filmi yaparken en büyük zorluk neydi?
Çekim yaptığımız bölgenin aşırı soğuk olması. Eksi 30 dereceye kadar düşen hava koşulları ve ulaşım zorlukları süreci oldukça zorlaştırdı.
Prodüksiyon sürecinde en çok zorlayan şey neydi?
Provalar benim için çok önemli. Hem çekim hızını artırıyor hem de filmin formunu belirliyor. Ancak bu yaklaşımı ekibe anlatmak ve sınırlı imkanlarla uygulamak başta zordu. Mekânın kısıtlı olması da büyük bir sınavdı.

İzleyici tepkileri nasıldı?
İzleyiciler en çok huzursuzluk hissini dile getirdi. Bu zaten hedeflediğimiz bir duyguydu. Filmin dili ve ritmi birçok kişi için alışılmışın dışındaydı ve bu beni mutlu etti.
Bir yönetmen özgün mü olmalı yoksa klasik sinema diline mi bağlı kalmalı?
İkisini birleştirebildiğiniz noktada kendi sinemanız başlıyor. Gelenekleri reddetmek değil, onları dönüştürmek önemli.
Festival süreci ne ifade ediyor?
Festivaller görünürlük, bağlantı kurma ve farklı izleyicilere ulaşma açısından çok önemli. Aynı zamanda bağımsız filmler için alan açıyor.
