Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda Yasemin Şefik’in 90’ların pop müzik kraliçesi Yonca Evcimik’le röportajına yer veriyoruz.
Türkiye’de pop müziğin sadece duyulan değil, izlenen bir şeye dönüşmesinde imzası olan Yonca Evcimik; dansı, sahne dili, cesur tarzı ve televizyon projeleriyle bir dönemin hafızasını şekillendirdi. Bale disiplininden sahneye, Çılgın Bediş ile ekranlara, 90’ların unutulmaz hitlerinden bugüne uzanan bu yolculuk şimdi bir müzikalle taçlanıyor. Yonca Evcimik ile hem o dönemin ruhunu hem de bugüne uzanan hikâyesini konuştuk.

Türkiye’de pop müziğin görsel kimliğini değiştiren isimlerden biri oldunuz. Kariyerinize baktığınızda “kırılma anı” olarak neyi görüyorsunuz?
TRT’de yayınlanan “Yarım Elma” programı müzik hayatımdaki kırılma noktası diyebilirim. “Abone” albümünün tüm şarkılarını dansçılarımla ilk defa orada seslendirdim. Ertesi sabah ev telefonları durmamıştı. Annem beni uyandırıp, “Kalk telefonlara bak, artık yetişemiyorum!” demişti. O günden sonra her şey bambaşka oldu.
Bale ile başlayan bir disiplin… Bugün sahnedeki Yonca Evcimik’i düşündüğümüzde o temel eğitimin size kattığı en kritik şey neydi?
Disiplin. Tüm detaylara kafa yormak. Her şeyin uyum içinde olması. Bu, sahnede önem verdiğim en önemli şey. Disiplin ve azim, eğitimimin bana kattığı en önemli şey.
90’larda müzik sadece dinlenen değil, izlenen bir şeye dönüştü. Sizin sahne kostümleriniz ve danslarınız gençler üzerinde ciddi bir etki yarattı. O dönemde bu etkiyi bilinçli mi kurguladınız yoksa içgüdüsel miydi?
Ben o dönem kazandığım paraları hep yurtdışı tatillerine harcardım. Farklı ülkeleri, oradaki yenilikleri beynime yazardım. Sahnede insanlar neler yapıyor, neleri kullanıyor, hep takip ederdim. İşin kıyafet kısmına gelince aslında ben biraz sıradışı giyinen biriydim. Normal kıyafetim yoktu. Hep bir tarafını keser ve başka şeylerle karıştırmayı severdim. Sahnede de aynı durum devam etti. Hiç “şöyle yapayım da böyle etkili olsun” gibi planlı programlı hareket etmedim. Her şey kendiliğinden gelişti.
Dansı pop müziğin merkezine koyan ilk isimlerden biri olarak, Türkiye’de “dans eden pop yıldızı” kavramını siz mi başlattınız sizce?
Benden önce elbette bunu yapan insanlar vardı ülkede. Ben 90’larda bu durumu farklı bir boyuta taşıdım diye düşünüyorum. Her şarkının bir dansı vardı mesela benim işlerimde. Keza hâlâ “Abone”, “Bandıra Bandıra”, “Kendine Gel”, “Haydi Sallayalım Dünyayı” dediğinde onunla özdeşleşen dansları otomatik olarak yapan bir nesil var. Bu konuda o dönem farklılık yarattığımı düşünüyorum.
Hababam Sınıfı serisinde yer almak kariyerinizin erken döneminde önemli bir deneyim. O setten aklınızda kalan, sizi hâlâ etkileyen bir an var mı?
Spesifik bir anı aklımda yok. Ama genel olarak müzikallerden sinema filmlerine hep özel insanlarla, ikon olmuş isimlerle çalıştım. Konservatuar haricinde o deneyimler benim için ikinci üniversite oldu. Adile Naşit, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nükhet Duru… Listenin güzelliğine bakar mısınız? Şanslı hissediyorum kendimi.
Çılgın Bediş ile televizyonun en sevilen karakterlerinden birine hayat verdiniz. Bediş’in bu kadar sahiplenilmesinin sizce sırrı neydi?
Zaten sevilen bir çizgi romanın doğru ekiple birleşmesi bence. Güzel bir cast oldu. Hepimiz işimize dört elle sarıldık. Keyifli çalışma ortamı, çekilen işe de yansıdı. Çok eğleniyorduk. O da imza bir iş oldu. Hâlâ tekrarları izleniyor ve yeni nesil izleyicinin de dikkatini çekiyor.

Çılgın Bediş dönemi için, bugünün gözünden baktığınızda neyi “zamansız” buluyorsunuz?
Aşk hâlâ zamansız. Oradaki aşk hikâyesi günümüzde de aynı bence. Aynı kaçma-kovalama ilişkilerde devam. 🙂
Oyunculuk ve müzik arasında gidip gelen bir kariyer… Kendinizi daha çok nerede ifade ediyorsunuz: Sahnede mi, kamera karşısında mı?
Ben sahnede olmayı seviyorum. Şarkı söylemek, dans etmek, oyunculuk. Büyük ekiplerle sahnede paylaşımı seven biriyim. Tek başıma hiç keyif almam. Mutlaka dansçılarım olmalı, ben o birlikteliği ve enerjiyi seviyorum.
90’lar pop müziği hâlâ referans alınıyor. O dönemin enerjisi bugüne neden bu kadar güçlü taşınıyor?
Samimiyet, deniyor. Ben de oradayım. Buna ek olarak o dönem yeni şeyler yapmanın heyecanı vardı. Öyle yoğun bir enerji aktarımı vardı ki yapışan şarkılara. Temeli çok sağlamdı yani. Bu yüzden zamansız oldu çoğu şarkı. Ve bu yüzden güzel zamanların temsilcisi gibi, her dönem karşımıza güzel duygular uyandırarak tekrar çıkıyor.
Türkiye’de kadın pop yıldızı olmak 90’larda nasıldı? Bugünle kıyasladığınızda en büyük fark sizce ne?
Vallahi, insanlar çok acımasız. Bence 90’larda daha incelikli davranılıyordu. Şimdi genel bir linç dönemi var. Her şeyiyle senin canını acıtmaya yönelik bir linç bu. Yaşından vurmaya çalışıyorlar, kıyafetinden vurmaya çalışıyorlar. Söyleminden vurmaya çalışıyorlar. Liste uzar gider. Benim kıyafetim, ilk çıktığım dönemlerde manşet konusu olmazdı. Şimdilerde özellikle sosyal medyada giydiğime, söylediğime hakaret yağmuru oluyor. Eleştiri demiyorum bakın, hakaret. Bu çoğu zaman hemcinslerimden oluyor. O daha fena. Şimdi tüm kadın şarkıcıların işi çok zor anlayacağınız.
Yıllar içinde sahne dili, seyirci beklentisi ve popüler kültür çok değişti. Siz bu değişime nasıl adapte oldunuz?
Ben adapte olmadım. Burnumun dikine gidiyorum. Geçmişte neyse aynen devam şeklindeyim. Bana gelen, beni sahnede görmek isteyenler de zaten o dönemin insanları veya onların çocukları. Çok nesil yetiştirdim, o yüzden şanslıyım.
Şimdi hayatınızın farklı dönemlerini bir araya getiren bir müzikalle seyirci karşısına çıkmaya hazırlanıyorsunuz. Bu müzikal sizin için tam olarak ne ifade ediyor?
Yıllardır kafamda olan bir şeydi bu. Bunu hayata geçirmek benim için çok kıymetli. Hazırlanırken zamanda yolculuğa çıktım resmen. Gelenleri de mutlu edecek bir gösteri oldu.
Bu projede seyirciyi en çok ne şaşırtacak? Yonca Evcimik’in daha önce hiç görmediğimiz bir tarafı olacak mı?
Detaylarda belki bilmedikleri şeyleri öğrenebilirler ama genele baktığımızda hem benim yolculuğumu hem de o dönemin genel havasını yansıtmak istiyoruz.
Kendi hikâyenizi sahnede anlatmak… Bu süreçte sizi en çok zorlayan ne oldu?
O kadar çok şey var ki anlatacak aslında. Ama zaman kısıtlaması olduğu için bazı şeyleri kısaltmak, yeri geldiğinde elemek beni zorladı. Ama izleyici için güzel bir yolculuk hazırladık.
Sahne, televizyon ve müzikte iz bırakmış bir isim olarak sizin hikâyenizin de bir belgesel diziye dönüşmesi sizce kaçınılmaz mı? Yani gelir mi Yoncimik belgeseli?
Dediğim gibi, bir döneme imza atan işler olduğu için, o dönemle paralel ilerleyen kurgu da kuvvetli. Anlatımı akıcı bir belgesele hayır demem. Çok renkli olacağına eminim.
