Episode Dergi Haziran sayısında Enes Taştan, X-Men ’97‘yi inceliyor.
Belirli bir yaştaki “geek” kitlesine şu soruyu sorun: En sevdiğiniz X-Men dönemi hangisiydi? Büyük ihtimalle cevapların önemli bir kısmı 90’larda birleşecektir. İlginç olansa bunun yalnızca o dönemi yaşamış insanlarla sınırlı kalmaması. Bugün X-Men’i yeni keşfeden birçok okur ve izleyici de bir süre sonra kendini dönüp dolaşıp 90’ların çizgi romanlarını, animasyon serilerini ve o dönem anlatılan hikâyeleri araştırırken buluyor. Çünkü yıllar geçse de mutant evreninin en güçlü temelleri hâlâ o dönemin üzerine kurulmuş durumda.
X-Men ‘97’nin ilk sezonu bittiğinde elimizde oldukça garip bir tablo vardı: Bastion yenilmişti ama mutantlar kazanmış gibi hissetmiyordu. Gambit ölmüştü. Genosha yok olmuştu. Magneto yıllardır savunduğu her şeyin çöktüğünü izlemişti. X-Men ise zamanın içinde kaybolmuştu. Durum tam olarak buydu.
Belki de bu yüzden ikinci sezon fragmanı yayınlandığında insanlar yalnızca yeni karakterleri ya da sürpriz dönüşleri konuşmadı. İlk sezonun ardından X-Men ‘97 artık nostaljiyle ayakta duran bir proje olmaktan çıkmıştı. İzleyicinin güvenini kazanmıştı. Yeni sezon fragmanını izlerken bende oluşan his de buydu zaten. Marvel bu kez yalnızca yeni bir sezon hazırlamıyor gibi görünüyor. Daha büyük bir şey deniyorlar.

“THE ADVENTURES OF CYCLOPS AND PHOENIX” İLE “RISE OF APOCALYPSE” ETKİSİ
Öncelikle yeni sezon fragmanında dikkat çeken ilk şey, hikâyenin üç farklı zaman çizgisine ayrılması. Scott ve Jean’i uzak gelecekte görüyoruz. Xavier, Magneto, Rogue, Beast ve Nightcrawler Antik Mısır’da genç Apocalypse ile karşılaşıyor. Forge ve Bishop ise günümüzde kayıp X-Men’i bulmaya çalışıyor. İlk bakışta karmaşık görünüyor ama aslında çizgi roman okurları için birçok tanıdık kapıyı aralıyor.
Scott ve Jean’in Nathan Summers ile birlikte görüldüğü sahneleri izlerken aklıma gelen ilk hikâye “Adventures of Cyclops and Phoenix” oldu. Yıllardır animasyon tarafında görmek istediğim hikâyelerden biriydi bu. Antik Mısır bölümleri ise “Rise of Apocalypse” etkisini saklamaya bile çalışmıyor. Fragmanda birkaç kez gördüğümüz genç En Sabah Nur sahneleri, Marvel’ın Apocalypse’i yalnızca sezonun kötü adamı olarak kullanmayacağını düşündürüyor.
Açık konuşmak gerekirse fragmanı birkaç kez izledikten sonra Apocalypse hakkında aklıma gelen ilk soru şu oldu: Ya X-Men onun yükselişine istemeden yardım ediyorsa? Çünkü gördüğümüz bazı hiyeroglifler ve geçmişe dair sahneler bunu ima ediyor gibi. Eğer gerçekten bu yöne giderlerse ortaya klasik bir kahraman-kötü adam hikâyesinden çok daha ilginç bir şey çıkabilir. Sonuçta zaman yolculuğu hikâyelerinin en sevdiğim tarafı da budur. Bazen kahramanlar dünyayı kurtarmaya çalışırken felaketin sebebi haline gelirler.
Bir de “Rama-Tut” meselesi var. Bu detayın çoğu izleyicinin gözünden kaçacağını düşünüyorum. Oysa fragmandaki en ilginç noktalardan biri olabilir. Çünkü Rama-Tut sıradan bir firavun değil, Kang’in en eski varyantlarından biri. Fragmanda gördüğümüz bazı teknolojiler, zaman portalları ve özellikle Apocalypse’in çevresinde şekillenen olaylar ister istemez bu bağlantıyı akla getiriyor. Elbette bunun doğrudan MCU bağlantısına dönüşeceğini söylemek için çok erken ama Marvel’ın bu kapıyı tamamen kapatmadığı da ortada.

Gambit tarafında ise işler daha da ilginç. Gambit fragmanda yok ama her yerde; Rogue’un bakışlarında, kartlarda, Genosha’nın yarattığı boşlukta. İlk sezonun en büyük başarısı bence Gambit’in ölümünü yalnızca bir şok anı olarak kullanmamış olmasıydı. O olay bütün karakterleri değiştirdi, özellikle Rogue ve Magneto’yu. Fragmanda bunun etkisini hâlâ hissedebiliyorsunuz. Apocalypse’in hikâyedeki rolünü ve Archangel’in ortaya çıkışını düşündüğümüzde “Death Horseman Gambit” teorisi artık kulağa eskisi kadar uzak gelmiyor.
Zaten Genosha’nın gölgesi fragmanın tamamının üzerinde dolaşıyor. Bu detay benim için önemli. Çünkü Marvel isterse kolay yolu seçebilirdi. Yeni sezona geçer, yeni kötü adamı getirir ve devam ederdi. Ama fragmandaki görüntülere baktığımda Genosha’nın unutulmadığını görüyorum. Rogue hâlâ o yükü taşıyor. Magneto hâlâ o öfkeyi taşıyor. Mutant toplumunun tamamı hâlâ o travmanın içinde yaşıyor gibi.
APOCALPYSE’İN GELECEĞİ VE “HOUSE OF X” DÖNEMİNİ HATIRLATAN DETAYLAR
Bunların yanı sıra Bastion yenilmiş olabilir ama Bastion’un yarattığı dünya korkusu ortadan kalkmış değil. Belki de bu yüzden Danger’ın ortaya çıkışı dikkatimi çekti. Fragmanda gördüğümüz yeni Sentinel modelleri, yıkılmış şehirler ve Cable’ın geleceğe dair sahneleri bana sürekli aynı şeyi düşündürdü. Apocalypse büyük tehdit olabilir ama asıl mesele Apocalypse olmayabilir. Asıl mesele gelecek.
Cable’ın bütün sezon boyunca anlatmaya çalıştığı o karanlık gelecek. Burada “House of X” dönemini hatırlatan bazı detaylar da göze çarpıyor, özellikle X-Corp göndermesi. Belki küçük bir referans belki de çok daha büyük bir planın ilk adımı. Ama Jonathan Hickman’ın mutant toplumunu yeniden şekillendirdiği dönemin izlerini görmek oldukça ilginç.
Aynı şeyi Quentin Quire için de söyleyebilirim. Grant Morrison’ın “New X-Men” dönemini okuyanlar Quentin’i hatırlayacaktır; “Riot at Xavier’s” hikâyesinde mutant gençliğin öfkesini temsil eden karakterlerden biriydi. Genosha sonrası dünyada böyle bir karakterin ortaya çıkması bana tesadüf gibi gelmiyor. İkinci sezonun yalnızca Apocalypse’e karşı verilen mücadeleyi değil, mutantların kendi içindeki fikir ayrılıklarını da anlatacağını düşünüyorum.

Bir başka detay da gelecek tarafında saklı olabilir. Yeni sezon fragmanında yeniden karşımıza çıkan “Mother Askani” karakteri özellikle dikkatimi çekti. Çizgi romanlarda Rachel Summers ile bağlantısı düşünüldüğünde burada yalnızca Nathan’ın hikâyesi anlatılmıyor olabilir. Sonuçta Rachel, birçok evrende Scott ve Jean’in hiç sahip olamadığı kızları olarak karşımıza çıkıyor. Eğer Marvel bu ilişkilere dokunursa ikinci sezonun duygusal tarafı düşündüğümüzden çok daha güçlü olabilir.
Wolverine cephesinde ise hâlâ büyük bir gizem var. Magneto’nun adamantiumu vücudundan sökmesi ilk sezonun en unutulmaz anlarından biriydi. Çizgi romanlarda bu olay Logan’ın hayatını tamamen değiştirmişti. Fragman ise bu konuda bilinçli şekilde sessiz kalıyor. Logan geri dönmüş gibi görünüyor ama nasıl döndüğü sorusu hâlâ ortada duruyor.
Yeni sezon fragmanı onlarca cevaptan çok, onlarca soru bırakıyor. Dürüst olmak gerekirse yıllardır X-Men okuyan biri olarak beni heyecanlandıran şey de tam olarak bu. “Rise of Apocalypse”ten “Adventures of Cyclops and Phoenix”e, “New X-Men”den “House of X”e kadar birbirinden tamamen farklı dönemlerin izlerini aynı fragmanda görmek kolay rastlanan bir durum değil.
Bu kadar büyük fikirleri aynı hikâyeye sığdırmaya çalışmak ciddi bir risk ama fragmana bakınca Marvel’ın bu riski almaktan çekinmediği görülüyor. Şimdi geriye yalnızca şu sorunun cevabı kalıyor; bu kadar büyük bir hikâyeyi gerçekten taşıyabilecekler mi? İşte, ikinci sezon başlamadan önce beni en çok meraklandıran şey bu.
