Episode Dergi Haziran sayısında Sinem Vural, Kıvanç Tatlıtuğ’un dizilerdeki müzik geçmişini inceliyor.
Geçtiğimiz hafta, Prime Video’ya gelen Kuzey Güney’in iki sezonunu baştan sona izledim. Neden mi? Önce oyunculuklar, sonra müzik sahneleri için. Ve geç de olsa Kıvanç Tatlıtuğ’a gereken övgüyü vermeye geldim.
Televizyon tarihimiz birbirinden yakışıklı, karizmatik jönlerle dolu. Ancak ekranda sadece fiziğiyle değil, ruhuyla da alan kaplayan, canlandırdığı karakterin acısını parmak uçlarında taşıyan aktörlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kıvanç Tatlıtuğ, işte o nadir isimlerden biri. Ve Kuzey Güney’i yıllar sonra, bu kez dijitalin konforunda ve kesintisiz izlerken fark ettim ki Tatlıtuğ’un oyunculuğunu zirveye taşıyan, karakterlerine o benzersiz derinliği veren en güçlü katmanlardan biri müziği, özellikle de bağlamayı ve şarkı söylemeyi bir dışa vurum aracı olarak kullanma becerisi.
Kuzey Tekinoğlu’nun o isyankâr, köşeli ve hırpalanmış dünyasını sadece yumruklarıyla değil, tellere vurduğu o dertli mızrabıyla da hissetmiştik. “Yol Getir” türküsü ya da “Kum Gibi” parçasını bizzat bağlama çalarak seslendirdiği sahneler sadece dizi sekansı değil, adeta birer ağıttı. Şarkıların hırıltılı, samimi ve o dönemin YouTube izlenme rekorlarını altüst eden tonu, Tatlıtuğ’un sahnede enstrümana ne kadar organik bir şekilde bağlandığının kanıtıydı. O sahnelerde popüler bir oyuncunun “rol icabı” şarkı söylemesini değil, hayata karşı öfkesini türküyle kusan gerçek bir adamı izlemiştik.
Tabii bu müzikal damar sadece Kuzey ile sınırlı kalmadı; Kıvanç Tatlıtuğ, kariyeri boyunca müziği bir karakter imzası haline getirmeyi hep bildi.
Sinema perdesine geçtiğinde, Hadi Be Oğlum filmindeki balıkçı Ali olarak karşımıza çıktı ve bu kez bir Ege hikâyesinin hüznünü “Yine Bir Gülnihâl”i mırıldanırken o coşkulu ama hüzünlü tınısıyla sesimize bıraktı.
Bu yolculuğun en olgun ve belki de hakkı en az teslim edilmiş duraklarından biri ise Netflix yapımı Âşıklar Bayramı oldu. Filmde Kıvanç Tatlıtuğ, bir halk ozanı olan Heves Ali’nin avukat oğlu Yusuf’u canlandırdı. Yol boyunca babasıyla olan kopuk bağını, sazın ve sözün o kadim coğrafyasında arayan Yusuf, Kıvanç’ın Kuzey Güney’den beri içinde taşıdığı o “türkü damarını” oyunculuğunda olgunluk dönemine taşıdığı iş oldu. Belki konumuz bu değildi ama olsun, ozan babanın gölgesinde, sazın ve sözün ağırlığını o kadar iyi sırtlamıştı ki jönlüğün ötesinde gerçek bir “Anadolu hikâyesi anlatıcısı”na dönüştü.
Son olarak Aile dizisinde Aslan Soykan olarak karşımıza çıktığında, siz diziden Serenay Sarıkaya’nın “Yaramızda Kalsın” performansını hatırlayabilirsiniz ama Tatlıtuğ da 25. bölümde masada öyle bir “Leylim Ley” söyledi ki unutmak mümkün değil.
Kuzey Güney’i baştan sona yeniden bitirip ekranın karşısından kalktığımda hissettiğim şey tam olarak buydu: Kıvanç Tatlıtuğ sadece senaryodaki replikleri ezberleyen bir oyuncu değil; karakterinin hırsını, neşesini, en çok da kederini notalara dökebilen, müziği oyunculuğunun pusulası yapan bir sanatçı. Ve evet, bu müzikal övgüyü ona çok daha erken vermemiz gerekirdi.
