Haberin Ötesinde: Distopyaların Gerçeğe Dönüştüğü Dünya

Nevra Öner
7 dakikalık okuma

Episode Dergi Haziran sayısında Nevra Öner distopyaların dünyasına bakıyor.

Zamana karşı yarışan bir tempo olmadan anlatmak istediklerime odaklanmak, istediğim bir şeydi. Bunu bu hızlı çağda hâlâ yazarak yapabileceğimi düşünenlerdenim. Ancak anlatacaklarım arzumun tam tersi. Distopyaların gerçeğine inanıyor ve hepsinin bir gün var olabilecek senaryolar olduğunu düşünüyorum. Gerçek gibi görünenlerin arka planını göstermeyi seviyorum. Yeni nesil otorite de onlardan biri. Yaşama dair okumalar ise nihilist yanımı hayatta tutuyor.

Sevgili Yasemin Şefik ile kısa bir merhaba ile başlayan sohbetlerin, uzun cümleler dökebileceğim bir fikre dönüşmesinin bende yarattığı neşeyi de fark edince bir şekilde bu yazıyı bu sayıya yetiştirmek istedim. Buraya belki sonra yine dönerim.

İnsan ömrünün çağdaş sömürüsü ve dikkatimi çeken çokseslilik kavramı hakkında, uzun zamandır takip ettiğim birkaç yapımdan bahsetmek istiyorum.

Keyifli bir okuma olmasını dilerim.

distopya

Haber stüdyolarında, her sabah saat tam altıda ışıklar yandığında önümdeki satırlar bana iki gerçeği aynı anda fısıldar: “Gerçeklik, kurgudan çok daha hızlı eskir” ve “Gerçeğin var olmak gibi bir derdi yoktur.”

Yıllarca televizyon haberlerinde siyasetin, kutuplaşmanın ve dönüşümlerin soğuk nefesini hissetmiş bir insan ve haberci olarak, büyük çaba sarf ederek bakındığım sinema ve dizi evreninde tanıdık hatta tekinsiz bir hisse kapılıyorum.

Çocukluğumda sinema salonlarında ya da hafta sonları ailemizle loş ışıkta, birer “uyarı” ya da “korku fantezisi” olarak izlediğimiz distopyalar artık akşam haberlerinin satır aralarında, sokaktaki barikatlarda, meydanlardaki kameralarda ve sosyal medya algoritmalarında tüm çıplaklığıyla karşımızda.

Sizden Platon’un “Sanat mı hayatı yani siyaseti taklit eder, yoksa hayat mı sanatı taklit eder?” sorusuna kadar gidip yanıt istesem?

Yazının sonunda paylaşacağım yapımların siyasetin henüz yüksek sesle söyleyemediği toplumsal yarılmaları ve insan ruhunun erozyonunu önceden sezen birer erken uyarı sistemi olduğunu fark ederek yanıt verebilirsiniz. Zira ben böyle görüyorum.

İKİ FARKLI ZAMAN, İKİ AMERIKAN YAPIMI FİLM, VIZÖRDEN YANSIYAN KIYAMET: THE HANDMAID’S TALE VE CIVIL WAR

The Handmaid’s Tale, Margaret Atwood’un “kadın hakları” distopyasından uyarlanan bir yapım ancak çok daha fazlası. 1990, ABD-Almanya yapımı filmin 2017 yılında ABD yapımı bir dizi uyarlaması da var.

Film, dini kuralların nasıl aşırı uçta yorumlanabildiğinin, insanın tamamen mülksüzleştirilmesinin, dünyanın dört bir yanında popülist liderlerin kitleleri “güvenlik” ve “gelenek” vaadiyle nasıl manipüle ettiğinin sınırlarını çiziyor.

Kullanılan soğuk, steril renk paleti bunu sanatsal bir projeksiyonla gerçekleştirebilmiş.

Alex Garland’ın Civil War filmi, 2024 yapımı ancak bir başyapıt denebilir. Bir haberci olarak beni en çok sarsan, filmin Amerika’nın çöküşünü siyasi liderlerin değil, doğrudan gazetecilerin, savaş muhabirlerinin vizöründen anlatması.

Film, politik altyapıdan çok izleyeni doğrudan toplumun geri dönülmez bir vahşete sürüklendiği distopik cehennemin ortasında bırakıyor. Gerçek haber, bir fotoğraf karesi ya da bilgi için ölümü göze alan muhabirlerin nesnellik krizini, siyasetin kutuplaştırıcı dili şirazesinden çıktığında bugün televizyonlarda üzerine uzun uzun tartıştığımız partizan ayrışmaların namlunun ucunda hiçbir anlam ifade etmediğini Civil War kan dondurucu bir güncellikle anlatmış.

VAHŞİ KAPİTALİZMİN BİYO-OTORİTERLİĞİ: PARADISE

Eğer Civil War namlunun ucundaki bir distopyayı anlatıyorsa Alman yapımı Paradise sınıfsal uçurumun varabileceği en korkunç noktayı, yani zamanın ve insan ömrünün alınıp satılabilen bir meta haline gelmesini işliyor. Borç batağındaki insanların kendi gençlik yıllarını zengin elitlere transfer etmek zorunda kaldığı bu senaryo, aslında bugün emeği sömüren modern kölelik düzeninin kusursuz bir biyopolitik alegorisi olmuş. Siyasetin yoksulluğu nasıl kurumsallaştırdığını anlatan bir tablo gibi.

TÜRKİYE’NİN SOSYOLOJİK AYNASI: BERKUN OYA SİNEMASI VE SINIFSAL YARILMA

Küresel distopyaların yarattığı o büyük, tekinsiz atmosfer bizde yerel sinema ve dizi dilinde daha mikro, daha derin bir psikolojik gerilime dönüşebiliyor. Türkiye’de siyasetin ve kutuplaşmanın insan ilişkilerini nasıl felç ettiğini anlamak için fantastik dünyalar kurmaya gerek kalmadığını bize en iyi Berkun Oya gösterdi.

Bir Başkadır dizisi, Türkiye’nin son yirmi yılına damga vuran seküler-muhafazakâr, kentli-taşralı yarılmasını politik ajitasyona girmeden, sadece karakterlerin sessizlikleri ve bakışlarıyla anlatıyor.

Meryem’in başörtüsü, Peri’nin entelektüel kibri, Ruhiye’nin taşra depresyonu; her biri ana haber bültenlerinde her gün dilimlere ayrılan, siyaseten “oy” hesabı yapılan kimliklerin ete kemiğe bürünmüş hali gibi.

Burada siyasetin yarattığı o aşılmaz duvarların üzerine insani birer pencere açma görevi oluşmuş.

GÖZETİM TOPLUMU VE YENİ OTORİTERLİK: PANOPİIKON’UN EKRANDAKİ SÜRÜMÜ

Modern dünyada otoriterlik artık sadece silahla ya da yasalarla gelmiyor. Yeni nesil otoriterlik şık, akıllı, cebe sığan ve rıza üreten bir mekanizmaya sahip.

Black Mirror dizisinin artık bence bir popüler kültür klasiğine dönüşen “Nosedive” bölümü, insanların birbirini sosyal medya puanlarıyla oyladığı bir sistemi anlatıyordu.

Bu bölüm yayınlandığında uzak bir gelecek tasarımı gibi duruyordu; oysa bugün dünyadaki algoritma temelli linç kültürü veya dijital kredi sistemleri ile ünlülük tam olarak bu kurgunun kendisi gibi.

Gözetim artık sadece devletlerin bizi izlemesinden ibaret olamaz elbette ancak onlar bizi gözlemeye devam ederler.

Biz kendi kendimizi ihbar eden, kendi rızamızla verilerimizi teslim eden ve sistemin istediği “makbul vatandaş” profiline uymak için kendi otosansürümüzü uygulayan canlılara dönüşecek miyiz?

SONUÇ: IŞIKLAR SÖNDÜĞÜNDE KALAN GERÇEKLİK

Bir haber programını kapatırken kameraya bakıp, “İyi akşamlar,” demek nispeten kolaydır; çünkü o an için yayının bittiğini, kurgunun kapandığını bilirsiniz.

Ancak sinema salonundan çıktığımızda ya da televizyonun kapatma düğmesine bastığımızda bizimle kalan, karşılayan dünya, ekranda izlediğimiz o distopik evrenlerden çok da farklı değilse sanat görevini yapmış demektir.

Nuri Bilge Ceylan’ın Kuru Otlar Üstüne filmindeki o uçsuz bucaksız, karlı ve tecrit edilmiş taşra atmosferi aslında sadece coğrafi bir yalnızlığı değil, bireyin kurumlar, inançlar ve siyasi açmazlar karşısındaki ahlaki çürümesini anlatıyor. Filmde karakterin aniden dördüncü duvarı yıkarak film setinin dışına çıkması seyirciye, “Bu bir kurgu ama yaşadığın hayat da bundan farksız,” hatırlatmasıydı.

Sinema ve nitelikli diziler, siyasetin hayatımızı tek tipleştirme, bizi birer istatistiğe veya seçmen profiline indirgeme çabasına karşı en büyük direniş alanıdır.

Kadraj değişebilir, rejimler yıkılıp kurulabilir ama insanın kendi gerçeğini ekranda görme ve o gerçekle yüzleşme ihtiyacı asla değişmeyecektir.

Etiketler:
Bu içeriği paylaş

Episode Dergi

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Üyelik Sözleşmesi ve Gizlilik Politikası metinlerini okudum ve onaylıyorum.

Son Bölümlerimiz...

Podcast

Kritik Eşik – 58: Yabani

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Yabani dizisini konuşuyor.

LISTEN
58. Bölüm
Süre: 7:13

Kritik Eşik – 57: Kirli Sepeti

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Kirli Sepeti'ni konuşuyor.

LISTEN
57. Bölüm
Süre: 11:21

Kritik Eşik – 56: Dilek Taşı

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Dilek Taşı dizisini konuşuyor.

LISTEN
56. Bölüm
Süre: 15:36

Kritik Eşik – 55: Bambaşka Biri

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Bambaşka Biri dizisini konuşuyor.

LISTEN
55. Bölüm
Süre: 19:07

Kritik Eşik – 54: Aile ve Adım Farah Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Aile ve Adım Farah'ı konuşuyor.

LISTEN
54. Bölüm
Süre: 18:18

Kritik Eşik – 53: Ömer ve Yargı Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Ömer ve Yargı dizilerinin yeni sezonları.

LISTEN
53. Bölüm
Süre: 19:30

Son Bölümlerimiz...

Video

Episode TV’nin Sevilen Programı ‘Oben Budak’la Falan Filan’ Yeni Bölümüyle Yayında

Episode TV’nin sevilen programlarından Oben Budak'la Falan Filan heyecan verici yeni bölümüyle…

‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’nin Yeni Bölümünde Mutluluk Konuşuldu

Episode TV'nin sevilen programlarından Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi'nin 4. bölümü, 8…

Episode TV’nin ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Programının 3. Bölümü Yayınlandı

Bugün yayınlanan Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi 3. bölümünde "Nikahta Keramet Var…

Episode TV’den ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Kendine Has Üslubuyla Devam Ediyor

Episode Dergi YouTube kanalı Episode TV’nin yeni içeriklerinden Deniz Tezuysal ile Kesin…

Mehmet Kurtuluş Episode’a Konuştu

Kurz und schmerzlos (1998), Im Juli (2000), Gegen die Wand (2004) gibi…

Popüler İçerikler

‘Daha 17’: Karakter Anlatısına Hizmet Eden Makyaj Dili

Episode Dergi Haziran sayısında Yasin Şefik, Daha 17'nin makyaj analizini yapıyor. Televizyon dünyasında makyaj çoğu…

Yasin Şefik
Tarafından Yasin Şefik

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!
E-Bülten'imize Abone Olun!

Çok Okunanlar

Bir Jönün Sazı ve Sözü: Kıvanç Tatlıtuğ’a Geç Kalmış Bir Övgü

Episode Dergi Haziran sayısında Sinem Vural, Kıvanç Tatlıtuğ'un dizilerdeki müzik geçmişini inceliyor. Geçtiğimiz hafta, Prime…

Sinem Vural
Tarafından Sinem Vural
Dizi dünyasının tek adresi: Episode Gelişmeleri takip etmek için yeni sayıyı okumayı unutmayın!