Apple TV: Beklemeye Değen Hikâyeler

Yasemin Şefik
Yasemin Şefik
TarafındanYasemin Şefik
Uzun yıllardır "Yasemin Şefik'le HİTNOZ" radyo programını yapıyor. Best FM'de hafta içi her gün dinleyici karşısında anlatıyor. Radyoculuğunun yanı sıra; skeç yazarlığı, Show Tv "Dördüncü Aranıyor”,...
13 dakikalık okuma

Yasemin Şefik, Ekim sayımızda Apple TV’nin çok konuşulan dizilerini inceledi.

Apple TV sonunda Türkiye’de. Uygulama yıllardır telefonumuzda, televizyonumuzda, hayatımızın bir köşesindeydi; filmler vardı ama o çok konuşulan diziler bize hep biraz uzaktan bakıyordu. Severance’ı, Ted Lasso’yu, The Morning Show’u merak eden Apple TV izleyicisi de ne yazık ki kimi zaman IP adresini başka ülkeye taşıdı, kimi zaman internetin pek tekin olmayan korsan sokaklarında dolaştı.

Şimdi nihayet bunlara gerek kalmadan, kendi uygulamasından “play”e basabilmek bile küçük bir yayıncılık devrimi gibi geliyor. Üstelik mesele yalnızca Apple TV’nin Türkiye’ye gelmesi değil; ne ile geldiği. Çünkü son yıllarda streaming dünyasının en güçlü, en özenli ve “bir bölüm daha” dedirten işlerinden önemli bir kısmı Apple TV imzası taşıyor. Severance’tan Silo’ya, Slow Horses’tan The Morning Show’a uzanan katalog zaten fazlasıyla güçlü. O yüzden bu sayının kapağında Apple TV var. Biraz geç buluştuk ama belli ki konuşacak çok dizimiz var.

Ve sırada 2027 var. İlk büyük işlerden biri William Gibson’ın kült bilimkurgu romanından uyarlanan Neuromancer. Callum Turner, Briana Middleton, Mark Strong ve Peter Sarsgaard’lı kadrosuyla 22 Ocak’ta geliyor. Hacker’lar, dijital casusluk, dev şirketler ve siberpunk bir dünya… Kısacası, “Bir bakayım nasılmış?” diye açıp geceyi teslim edebileceğimiz türden. Üstelik Apple yeni projeleriyle de çıtayı aşağı çekmeye pek niyetli görünmüyor; Alfonso Cuaron imzalı Ascension, Caitriona Balfe’ı başrole getirirken Dakota Fanning’in başrolünde olduğu yeni casusluk-gerilim dizisi de sırada bekliyor.

Bir de geri dönenler var ki asıl tehlike orada: Silo, 9 Temmuz 2027’de dördüncü ve final sezonuyla geliyor; yani Juliette’in hikâyesini sonunda nereye bağlayacaklarını göreceğiz. The Morning Show da Jennifer Aniston ve Reese Witherspoon’la beşinci ve final sezonuna hazırlanıyor. Apple TV’nin en sevdiğim tarafı da biraz bu galiba: “İçerik olsun da ne olursa olsun” kalabalığından ziyade insanın takvimine not düşmek istediği işler çıkarıyor. Biz de belli ki 2027’de bazı hafta sonlarını şimdiden kaybettik.

BAŞKA BİR HAYATTA BEN NE YAPIYORUM?: DARK MATTER

Apple TV: Beklemeye Değen Hikâyeler

Bilimkurguya, distopyaya ve henüz adını koyamadığımız o tuhaf ütopik dünyalara özel bir zaafım var. Çünkü bana kalırsa iyi bilimkurgu, geleceği anlatmıyor; bugünü biraz bozup önümüze koyuyor. Dark Matter da tam bunu yapan dizilerden. Paralel evrenleri anlatıyor gibi görünüyor ama aslında insanın hayatındaki o görünmez algoritmayla uğraşıyor: Verdiğimiz kararlar, vermediklerimiz, vazgeçtiklerimiz ve bazen yıllar sonra dönüp “Acaba öbürünü seçseydim ne olurdu?” dediklerimiz.

Blake Crouch’un aynı adlı romanından uyarlanan hikâyenin merkezinde Jason Dessen var. Joel Edgerton’ın canlandırdığı Jason bir fizik profesörü; Jennifer Connelly’nin oynadığı Daniela’yla evli, bir çocukları ve gayet sıradan görünen bir hayatları var. Ta ki Jason kaçırılıp kendi hayatının başka bir versiyonuna bırakılana kadar. Orada ailesi yok. Ama başka bir şey var: Kendi alanında olağanüstü bir başarıya ulaşmış, bambaşka bir Jason. Yani dizi daha en başta insanın önüne oldukça acımasız bir soru bırakıyor: Başka bir seçim yapsaydın daha mı mutlu olurdun yoksa sadece başka türlü mü mutsuz olurdun?

İşte Dark Matter’ı benim için çekici yapan taraf bu. “Paralel evren var mı?” sorusundan çok, “Varsa hangi hayatımı görmek isterdim?” sorusuyla ilgileniyorum. Çünkü hepimizin kafasında, yaşamadığımız hayatların küçük hayaletleri yok mu? Gitmediğimiz şehir, kabul etmediğimiz iş, ayrıldığımız insan, ayrılmadığımız insan, beş dakika geç çıktığımız bir ev… Hayat dediğimiz algoritmada küçücük bir değişken değişiyor ve teorik olarak bambaşka bir sonuç çıkıyor.

Dizinin bilimsel çıkış noktası da tamamen havadan değil. Kuantum mekaniğindeki “çoklu dünyalar” yorumu kabaca farklı sonuçların farklı gerçekliklerde var olabileceğini düşünüyor. Dark Matter bunun üzerine kocaman bir kurmaca sıçraması yapıp ortaya “Kutu”yu çıkarıyor. Jason o kutunun içinde farklı gerçekliklere açılan kapılarla karşılaşıyor. Gerçek hayatta böyle bir kutumuz yok; paralel evrenler arasında dolaşabildiğimize dair de bilimsel bir kanıt yok. Ama ihtimal fikri bile yeterince baş döndürücü.

Joel Edgerton’ın performansını da bu yüzden seviyorum. Aynı adamın farklı ihtimallerini oynarken meseleyi, “Bakın, şimdi başka bir karakterim!” numarasına çevirmiyor. Küçük değişikliklerle insanın seçimlerinin karakterini nasıl değiştirebileceğini hissettiriyor. Jennifer Connelly ise Daniela’yı hikâyenin kenarında bekleyen “eş” olmaktan çıkarıyor. Alice Braga, Jimmi Simpson, Dayo Okeniyi ve Oakes Fegley ile birlikte hikâye giderek tek bir adamın paralel evren macerasından daha büyük bir şeye dönüşüyor.

Belki de Dark Matter’ın en ürkütücü tarafı şu: Bize başka evrenlerde daha iyi hayatlarımız olabileceğini söylüyor. Daha başarılı, daha zengin, daha cesur, başka biriyle başka bir şehirde yaşayan versiyonlarımız…

Ama sonra başka bir şey soruyor:

Hepsini görebilseydik yine de şu an yaşadığımız hayatı seçer miydik?

Ben bilimkurguyu galiba tam da bunun için seviyorum. Gerçek olmayan dünyalar kurup insanın gerçek hayatıyla ilgili kaçamayacağı sorular soruyor.

Ve kabul edelim; paralel evren fikrinin en tehlikeli tarafı başka bir “sen”in var olması değil.

Onun senden daha mutlu olma ihtimali.

TEN ÖNCE BİRİLERİ FİŞİ ÇOKTAN TAKMIŞTI: NEUROMANCER

Bazı dizileri merak edersiniz, bazılarını beklersiniz. Bir de daha yayınlanmadan “Ben bunu izleyeceğim,” diye takvime yazdıklarınız vardır. Neuromancer benim için üçüncü grupta. 22 Ocak 2027’yi bekliyorum.

Çünkü burada yeni bir bilimkurgu hikâyesinden çok daha fazlası var. William Gibson, Neuromancer’ı 1984’te yazdığında bugün bize son derece tanıdık gelen dijital dünyanın büyük bölümü henüz hayatımızda yoktu. İnternet evlerimize girmemiş, sosyal medya bizi birbirimize bağlayıp sonra birbirimizden bezdirmemiş, yapay zekâ gündelik sohbetimizin parçası olmamıştı. Gibson ise siberuzaydan, hacker’lardan, dev şirketlerin hükmettiği bir gelecekten ve insan zihninin teknolojiyle kurduğu tuhaf ilişkiden söz ediyordu. Sonra yıllar geçti; cyberpunk büyüdü, sinema bu dünyanın peşine düştü ve The Matrix geldi. Bugün dönüp Neuromancer’a baktığınızda insan ister istemez şunu düşünüyor: Biz bu fikirlerin çocuklarını yıllardır izliyormuşuz, şimdi sonunda aile büyüğünü göreceğiz.

Hikâyenin merkezinde Callum Turner’ın canlandırdığı Case var. Yetenekli ama hasarlı, gözden düşmüş bir hacker. Karşısına Briana Middleton’ın Molly’si çıkıyor: Aynalı gözleri ve bedensel modifikasyonlarıyla son derece tehlikeli bir suikastçı. İkili, sırları servetlerinden daha büyük olabilecek güçlü bir şirket hanedanına karşı büyük bir dijital soygunun içine giriyor. Kâğıt üzerinde hacker, suikastçı, şirket komplosu, yapay zekâ, suç… Güzel. Ama Neuromancer’ı ilginç yapan bunların hiçbirinin tek başına olmaması. Mesele gerçekliğin nerede başlayıp nerede bittiği ve teknolojiye hükmettiğimizi sanırken onun bizi ne kadar değiştirdiği.

İlk teaser da bence doğru yerden yakalıyor. Bize dünyayı uzun uzun açıklamıyor, hatta pek açıklamak istemiyor. Karanlık, tekinsiz, hızlı ve biraz kirli. Cyberpunk’ın artık neredeyse dekorasyon malzemesine dönüşen neon ışıklarını göstermek yerine “burada bir şeyler yolunda değil” duygusunu bırakıyor. Benim fragmandan aldığım en güçlü his şu oldu: Apple bu işi steril bir gelecek gösterisine çevirmeyecek gibi duruyor. Umarım çevirmez. Çünkü Neuromancer’ın dünyasının güzel görünmesinden çok rahatsız edici hissettirmesine ihtiyacımız var.

Oyuncu kadrosu da heyecanı büyütüyor. Callum Turner’ın Case için taşıdığı o hafif kayıp, hafif tehlikeli enerji şimdiden iyi bir seçim gibi görünüyor. Molly’ye Briana Middleton canlandırıyor. Mark Strong, Armitage; Peter Sarsgaard ise John Ashpool olarak karşımıza çıkıyor. Clémence Poésy, Joseph Lee, Dane DeHaan, Max Irons ve André De Shields da kadronun içinde. Üstelik William Gibson da dizinin baş yapımcılarından biri. On bölümlük sezonun ilk üç bölümünü J.D. Dillard yönetiyor.

Belki beni en çok heyecanlandıran tarafı şu: Yıllardır Matrix’i, Blade Runner’ı, Ghost in the Shell’i, Black Mirror’ı izleyip, “Gelecek bizi nereye götürüyor?” diye konuşuyoruz. Şimdi bütün bu tartışmanın en önemli atalarından biri, yazıldıktan kırk yılı aşkın süre sonra ekrana geliyor.

Ve komik olan şu: 1984’te, gelecek hakkında yazılmış bir hikâyeyi 2027’de izleyeceğiz.

Bakalım, gelecek kimin tahmin ettiğinden daha tuhaf çıkmış: Gibson’ın mı, bizim mi?

DIŞARI ÇIKMAK İSTEDİĞİMİZDEN EMİN MİYİZ?: SILO

Silo’yu sezonlardır izliyorum ve hâlâ bu dizinin yaptığı en iyi şeyin bilimkurgu olmadığını düşünüyorum. Bizi yerin altında yüzlerce katlık dev bir yapıya kapatıyor ama asıl anlattığı şey son derece tanıdık: İnsan gerçeği ne kadar bilmek ister? Daha doğrusu, öğrendiği gerçekle yaşayabilecekse mi bilmek ister?

Hugh Howey’nin Wool, Shift ve Dust kitaplarından oluşan üçlemesinden uyarlanan hikâyede, dış dünyanın yaşanamaz olduğuna inanan 10 bin kişi devasa bir siloda yaşıyor. Dışarı çıkmak yasak değil aslında; çıkmak isteyebilirsiniz. Yalnız, bir daha içeri giremiyorsunuz. İşte Silo daha buradan insanın aklına o çok sevdiği kurdu düşürüyor: “Peki, neden?”

Dizinin merkezinde Juliette Nichols var ve Rebecca Ferguson’ın performansı bence Silo’nun en büyük silahlarından biri. Juliette kahraman olmaya çalışan bir karakter değil. Mühendis, inatçı, insanlarla arası çok da şahane değil ve kendisine söylenenle gördüğü birbirini tutmadığında susmayı beceremiyor. Ferguson da onu büyük kahramanlık tiratlarıyla değil, bakışlarıyla ve o sürekli çalışan zihniyle oynuyor. Etrafında Tim Robbins, Common, Harriet Walter, Avi Nash gibi isimlerden oluşan sağlam bir kadro var; ilk sezonda Rashida Jones ve David Oyelowo’yla başlayan dünya ise bölüm bölüm büyüyor.

Silo’da sevdiğim şey tam olarak burada başlıyor. Dizi acele etmiyor. Hatta bazen sinir bozucu derecede etmiyor. Bir kapının açılması, bir dosyanın bulunması, birinin yanlış bir cümle kurması bile bölümün büyük meselesine dönüşebiliyor. Ama siz de bir noktadan sonra Juliette gibi davranmaya başlıyorsunuz. Duvarlara bakıyorsunuz. Ekranlardan şüpheleniyorsunuz. Kim doğru söylüyor, kim gerçeğin sadece işine gelen kısmını anlatıyor diye herkesi sorguluyorsunuz.

Ve sonra fark ediyorsunuz ki Silo sadece dışarıda ne olduğunu merak ettiren bir dizi değil, içeride neden kalındığını merak ettiren bir dizi.

Şimdi hikâye dördüncü ve final sezonuna gidiyor. Üstelik dizinin yaratıcı ekibi başından beri Hugh Howey’nin üçlemesindeki hikâyeyi tamamlayarak bitirmeyi hedeflediğini söylüyor. Final sezonu 9 Temmuz 2027’de geliyor.

Ben hazırım.

Gerçi üç sezondur Silo bana bir şey öğrettiyse o da şu: Bir kapının arkasında ne olduğunu çok merak ediyorsanız, muhtemelen o kapıyı açmamanız gerekiyordur.

Ama tabii ki açacağız.

ŞOV DÜNYASININ SİNİR KRİZİ: THE STUDIO

Şov dünyası dışarıdan bakınca kırmızı halı, gala, yıldızlar, büyük bütçeler… İçeri girince birinin telefona dönmediği, diğerinin egosunun odaya kendisinden önce girdiği ve herkesin aynı anda, “Harika bir iş yapıyoruz!” deyip içinden “Eyvah!” dediği bir yer. O yüzden The Studio benim için komediden önce tanıdık bir sinir krizi.

Seth Rogen’ın canlandırdığı Matt Remick, zor günler geçiren Continental Studios’un başına getiriliyor. Matt gerçekten sinemayı seviyor. Zaten bütün problem de burada. Çünkü bir tarafta iyi film yapmak istiyor, diğer tarafta şirket para kazanmak istiyor, yıldızların egosu var, yönetmenlerin hayalleri var, pazarlamanın bambaşka fikirleri var. Ve tabii herkes kendisinin haklı olduğundan son derece emin. Kısacası bizim televizyon, sinema ve şov dünyasında uzaktan bakınca, “Neden böyle yapmışlar?” dediğimiz ne varsa The Studio bizi toplantı odasına sokup cevabını gösteriyor.

Seth Rogen bu dünyanın ortasında şahane. Yanında Catherine O’Hara, Kathryn Hahn, Ike Barinholtz ve Chase Sui Wonders var. Bir de dizinin en eğlenceli taraflarından biri, Hollywood’un kendisini oynamaktan hiç çekinmemesi. Martin Scorsese’den Charlize Theron’a, Ron Howard’dan Olivia Wilde’a uzanan isimler karşınıza çıkabiliyor. Ünlü geçidi olsun diye değil; Hollywood kendi egosuyla dalga geçmeyi kabul ettiği için komedi daha da iyi çalışıyor.

Ben zaten kamera arkasını, kulisi, “Şimdi ne olacak?” paniğini, bir iş yapılırken yaşanan o görünmez kaosu izlemeyi seviyorum. The Studio bütün bunların üzerine bir de sektörün kendisiyle dalga geçebilme cesaretini koyuyor.

Çünkü bazen şov dünyasının en komik tarafı, kimsenin komik olmaya çalışmadığı anlardır.

Ve sanırım bu işi yapan herkes The Studio’yu izlerken en az bir kere şunu söyleyecek:

“Ay, biz bunu yaşadık.”

Bu içeriği paylaş
TarafındanYasemin Şefik
Takip et:
Uzun yıllardır "Yasemin Şefik'le HİTNOZ" radyo programını yapıyor. Best FM'de hafta içi her gün dinleyici karşısında anlatıyor. Radyoculuğunun yanı sıra; skeç yazarlığı, Show Tv "Dördüncü Aranıyor”, TRT Haber "Haber Sizsiniz" gibi televizyon programlarının sunuculuğunu yaptı. "Anladım Bozukluğu", "Dünlük" ve "Hiç Kurusu”, “Öyle Vakti” isimli kitapları yayınlandı. “Beni Bilirsin! Arkandan Konuşmam” isimli stand-up şovuyla BKM’de tek kişilik gösterisiyle 2016 yılında stand-up-up showlarına başladı. Yeni gösterisi ise “Ne Münasebet” ile sahnede.

Episode Dergi

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Üyelik Sözleşmesi ve Gizlilik Politikası metinlerini okudum ve onaylıyorum.

Son Bölümlerimiz...

Podcast

Kritik Eşik – 58: Yabani

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Yabani dizisini konuşuyor.

LISTEN
58. Bölüm
Süre: 7:13

Kritik Eşik – 57: Kirli Sepeti

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Kirli Sepeti'ni konuşuyor.

LISTEN
57. Bölüm
Süre: 11:21

Kritik Eşik – 56: Dilek Taşı

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Dilek Taşı dizisini konuşuyor.

LISTEN
56. Bölüm
Süre: 15:36

Kritik Eşik – 55: Bambaşka Biri

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Bambaşka Biri dizisini konuşuyor.

LISTEN
55. Bölüm
Süre: 19:07

Kritik Eşik – 54: Aile ve Adım Farah Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Aile ve Adım Farah'ı konuşuyor.

LISTEN
54. Bölüm
Süre: 18:18

Kritik Eşik – 53: Ömer ve Yargı Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Ömer ve Yargı dizilerinin yeni sezonları.

LISTEN
53. Bölüm
Süre: 19:30

Son Bölümlerimiz...

Video

Episode TV’nin Sevilen Programı ‘Oben Budak’la Falan Filan’ Yeni Bölümüyle Yayında

Episode TV’nin sevilen programlarından Oben Budak'la Falan Filan heyecan verici yeni bölümüyle…

‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’nin Yeni Bölümünde Mutluluk Konuşuldu

Episode TV'nin sevilen programlarından Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi'nin 4. bölümü, 8…

Episode TV’nin ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Programının 3. Bölümü Yayınlandı

Bugün yayınlanan Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi 3. bölümünde "Nikahta Keramet Var…

Episode TV’den ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Kendine Has Üslubuyla Devam Ediyor

Episode Dergi YouTube kanalı Episode TV’nin yeni içeriklerinden Deniz Tezuysal ile Kesin…

Mehmet Kurtuluş Episode’a Konuştu

Kurz und schmerzlos (1998), Im Juli (2000), Gegen die Wand (2004) gibi…

Popüler İçerikler

Kırmızı Halının Asıl Sınavı: O Mikrofon Uzandığında

Aleyna Alkan Ağustos sayımızda ünlülerin kırmızı halıdaki İngilizcelerine bakıyor. Kabul edelim, hepimiz…

Aleyna Alkan
Tarafından

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!
E-Bülten'imize Abone Olun!

Çok Okunanlar

‘MUTTER: Bir Annenin Hatıra Defteri’ Altın Koza’da Türkiye Prömiyerini Yaptı

Alphan Eşeli’nin yazıp yönettiği, Hazar Ergüçlü’nün başrolünde yer aldığı MUTTER: Bir Annenin…

Editör
Tarafından
Dizi dünyasının tek adresi: Episode Gelişmeleri takip etmek için yeni sayıyı okumayı unutmayın!