Episode Dergi olarak Mart 2026 sayımızda Sevtap Tuzcu, The Golden Girls karakterlerini inceleyip Türkiye’ye uyarlıyor.
Günümüzün dur durak bilmeyen kaosunda, gündemin bir saat içinde üç kere değiştiği, insanın kendi duygu hızına yetişemediği bir zamanda yaşıyoruz. Böyle dönemlerde hepimiz içgüdüsel olarak bir comfort zone ararız; zihni yormayan, kalbi sıkıştırmayan, güven veren bir evren.
Benim için o evren genellikle 90’ların sitcom dünyası olur. O dönem televizyonu seyircinin anksiyetisini sömürmüyordu, tam tersine yatıştırıyordu.
90’lar sitcom dünyasında hiçbir kriz çözümsüz kalmaz, maksimum otuz dakika içinde her türlü çatışma, çözüme kavuşur, krizler çözülür, ilişkiler tamir edilir, hatta bağlar daha da güçlenmiş olur, dünya toparlanırdı. 30 dakikalık güven alanı.
Bir tık ötede, bir fincan çayın eşlik ettiği bir “ruhsal emniyet” butonu gibi. Jeneriğin o tanıdık tınısını duyduğum anda oda 90’ların pastel sadeliğine bürünüyor: Andrew Gold’un yazdığı, Cynthia Fee’nin söylediği o efsane şarkı “Thank you for being a friend…” Sanki hayatın ağırlığını bir süreliğine hafifletiyor.
The Golden Girls’ün Disney+‘ta yeniden yayınlanması, nostaljiden çok daha fazlası aslında.
The Golden Girls: Yaş Almanın, Yeniden Başlamanın ve Kadın Dayanışmasının Zamansız Evreni

Televizyon tarihinin belirli dönemlerinde bazı yapımlar yalnızca eğlendirmekle kalmaz; bir kültürel kırılma yaratır. The Golden Girls tam olarak böyle bir eşiktir. 1985-1992 arasında yayınlanan bu dizi, genç kadın bedenini merkezileştiren ana akım medya estetiğine meydan okuyarak sahnenin merkezine hayatın ikinci sezonundaki kadınları yerleştirdi. Bu tercih sadece bir casting kararı değil; kadınlık tarihinin görsel hafızasında bir dönüşümdü. The Golden Girls, yaşlanmayı görünmezlik değil, güç, özgürlük ve mizah olarak kodladı.
The Golden Girls, kadınların bugün bile hâlâ sürdürdüğü mücadelelere ışık tutuyor: Kadın sağlığı, menopoz farkındalığı, boşanmanın normalleşmesi, kadınların kendi karar mekanizmalarının güçlenmesi, dayanışmanın dramatize edilmeden resmedilmesi… O dönemin öncüsü bugünün ise tematiği gereği hâlâ cesur olarak sınıflandırılıyor.
Yaşın Değil Ruhun Komedisi
The Golden Girls’ü “yaşlı kadın dizisi” diye etiketlemek hem yanlış hem küçültücü. Çünkü dizideki kadınlar, o dönemin birçok genç karakterinden daha cesur, daha aktif, daha özgüvenliydi. Hayatın ikinci yarısının sadece kayıplar değil; kazanımlar, dirayet, bilgelik ve yenilenen bir mizah olduğunu gösteriyorlardı.
Tıbbin Erkek Merkezli Kör Noktalarına Sert Bir Ayna
Dizinin en radikal yanı, kadın sağlığını ekranın doğal bir parçası haline getirmesiydi. 1980’lerin tıp dünyasında menopoz, kronik yorgunluk, libidoda değişim, hormon dengesizlikleri gibi konular ya tabu ya da küçümsenen meselelerdi. The Golden Girls bu konuları masaya yatırmakla kalmadı, mizah süzgecinden geçirerek toplumun kadın bedenine olan mesafeli ve önyargılı algısına sifon çekti. Bugün bilim ilerlemiş olsa da tıp hâlâ büyük ölçüde erkek normuyla şekilleniyor. Menopoz araştırmalarına ayrılan bütçe hâlâ yetersiz. Doğum sonrası dönem, hormon döngüsü ve kadın metabolizmasının etkileri yeterince araştırılmıyor. The Golden Girls’ün 40 yıl önce, “Kadın bedeninin görünmezliği kabul edilemez!” mesajı bugünümüzde malesef güncelliğini koruyor.
Boşanmak Bir Son Değil, Bir Başlangıçtır
Dorothy boşanmıştı. Rose ve Blanche ise dul kalmıştı. Hepsi kendi ikinci perdelerini cesaretle kuruyordu. The Golden Girls, mutsuz ilişkiden çıkmayı bir yıkım değil, bir yeniden doğum alanı olarak işledi. The Golden Girls yalnızca bir sitcom değil; her yaşta yeniden kurulabilen kadın evrenlerinin manifestosudur.
Kadın Dayanışması: Romantik Değil, Çelikten Bir Bağ

The Golden Girls, kadın dostluğunu romantize etmeden resmeden ender yapımlardan biri. Birbirinden farklı dört karakter, birbirine kızıyor, birbirini eleştiriyor ama hiçbir zaman kopmuyorlar. Çünkü dostluk yalnızca yumuşaklık değil; bir çeşit kolektif hayatta kalma metodudur.
Bu dayanışma biçimi özellikle Türkiye’de kadınların gerçek yaşam deneyimiyle bire bir örtüşür. Türk yapımcısının resmetmeye bayıldığı ya çilekeş ya da entrikacı ve manipülatif Türk kadını tiplemesinin aksine, dramı acıdır ama mizahı çok daha güçlüdür. Özellikle bir araya geldiklerinde, görünmez yüklerini omuz omuza taşırlar. “Bir kahve yap, hallederiz”e döner her iş. Çözülsün, çözülmesin o kahve telvelerinden ne motivasyon çıkarır, her kapanan kapının ardından yeni bir kapı açıldığına inanır. 7’den 77’ye kız neşesine sahip çıkılır. Peki, The Golden Girls’ün Türk uyarlaması neden tutmadı?
2009’da Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Fatma Girik ve Nevra Serezli gibi dev bir kadroya rağmen dizi kısa sürede kaldırıldı. Sitcom ritminin doğru kurulamayışı, cesur temaların törpülenmesi ve özgür kadınlık hallerinin yumuşatılması dizinin ruhunu zayıflattı. Kadın dostluğu yerine aile ve aşk merkezli bir dil kuruldu.Menopoz, libido, yalnızlık gibi temalar sansürlendi ve böylece özgürlük ve bireysellik tonu kayboldu; yerini “mahcup Türk annesi” estetiği aldı. Oysa dramı, yüksek mizahı zengin ancak toplum mühendisliği tokivari olan bu toprakların yansımasını dişi bir dil üzerinden aktarmak için rafine bir içerik olurdu.
Var Bir Hayalimiz
Hazır hayal kurmak ülkede serbestken günümüz İstanbul, Etiler’e uyarlanan Altın Kızlar hayal ekibimi kurdum. 🙂
Sophia Petrillo – Süpergücü Filtresizlik
Söylenmesi gerekeni söyler, hatta söylenmemesi gerekeni daha sert söyler. Sicilya hikâyeleriyle yaşlılığın bilgelikten çok gerçeklik ürettiğini gösterir. Karadeniz’den Etiler’e ışınlanan türk uyarlamasını Nur Sürer keskinliğiyle izlemek isterdim.
Dorothy Zbornak – Sabrın Omurgası
Grubun omurgası, ironisi keskin ve zekâsı tüm ilişki dinamiğini tutan taşıyıcı kolon. Elbette Demet Akbağ’ın sarkastik yorumuyla İstanbul’da yetişmiş, Karadeniz’den göç eden ailesinin delikanlı kızı olarak beni çok eğlendirdi.
Rose Nylund – Taşranın İyi Niyetli Absürt Kraliçesi
St. Olaf hikâyeleriyle delirmenin eşiğine getirirken, saf mizahın zekâ gerektiren kıymetini hatırlatan karakter. Zira saflık, aptallık değil; komik evren yaratma biçimidir diye hatırlatır. Bunun da karşılığını en renkli şekilde doğulu kadınımız yansıtabilirdi. “Bizim köyde…” diye başlayan konudan bağımsız birbirinden absürt hikâyeler döşeyen bir Binnur Kaya yakıştırdım.
Blanche Devereux – Seks Pozitifliği 101
Evin asıl sahibesi. Dişil özgüvenin has hali. Yüzeysel tavrına rağmen özgüveni ve cinselliğini açık ve zevkle yaşayan bir flört makinesi. Etiler’in esnafını parmağında oynatan, “Unutmayın ki, bana hiçbir şey olmaz!” diye hayata meydan okuyan, sosyal medyayı bir date platformu gibi kullanarak diğer karakterlerin ahlak anlayışlarını yerinden oynatan bir tipleme olarak hayal ettim ve tabii ki Gülben Ergen’i oynattım.
Hayal etmenin yaşı yok. Kadın olmanın hele hiç. Komik olmanın, arkadaşlığın, yeniden başlamanın da yaşı yok. The Golden Girls’ün zamansızlığı da tam olarak buradan geliyor. 8 Mart ruhuyla da çok uyumlu: Hayatın hangi döneminde olursan ol, kendi evrenini kurabilirsin. Kadın olmak çok güzeldir ve izin istemez.
