Episode Dergi olarak Mart 2026 sayımızda Ru!’nun sinema, dizi ve televizyon sektörlerinden kadınların hakkını ödemeye yanaşmayanlara dair düşüncelerine yer veriyoruz.
Sinema, dizi ve televizyon sektöründe kadın emeği üzerine bir yüzleşme. “Hakkınızı ne yapsak ödeyemeyiz.” Hepimiz hayatımızda bir kez bunu mutlak duymuşuzdur.
Bu cümle genellikle bir teşekkür gibi söylenir. Bir takdir, bir minnet ifadesi gibi.
Ama sinema, dizi ve televizyon sektöründe kadınlar için çoğu zaman bu cümle, emeğin karşılığını ödememek için kurulmuş en konforlu bahanedir.
Çünkü kadınlar bu sektörde yalnızca üretmez. Taşır. Toparlar. Krizi sakinleştirir. Dağınık olanı bir arada tutar. Setin ritmini, ekibin psikolojisini, hikâyenin duygusal sürekliliğini sırtlanır. Ama konu ücret, yetki, kredi sıralaması ya da karar masasına oturma hakkına geldiğinde, bu “ödenemez” emek bir anda görünmez olur. Sahi, nereye gitti bu emek? O yüzden sektörün kadın emekçileri o masalara otururken bir adet boş sandalye ile beraber oturur.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bu yazı, alkışlanan ama karşılığı verilmeyen tüm kadın emekçilerine geliyor…
Ve hepimizi rahatsız eden o soruyu bir soralım.
Gerçekte neyi ödemiyoruz?

Görünmez Olanın Omurgası. Hem İki Lira Hem Kadıköy Hem De Cam Kenarı…
Sinema ve televizyon sektörü, kadınlar olmadan yürümüyor. Ama kadınlarla da eşit yürümüyor.
Yönetmen yardımcılığından yapım koordinasyonuna, sanat yönetiminden kostüme, oyunculuktan kurgu masasına kadar kadınlar çoğu zaman işin omurgasında yer alıyor.
Ancak bu omurga genellikle “doğal bir yatkınlık”, “kadın sezgisi” ya da “fedakârlık” gibi romantize edilmiş kavramlarla geçiştiriliyor.
Oysa burada sözkonusu olan, yetenek ya da özveri değil; sistematik bir yük dağılımı. Kadınlar daha çok sorumluluk alıyor, daha çok çözüm üretiyor, daha çok duygusal ve zihinsel emek harcıyor. Ama bu fazlalık, maaşlara, sözleşmelere ya da jenerik sıralamasına aynı oranda yansımıyor. Spesifik güç hiyerarşisi örnekleri verecek olanlar, o iç sesinizi şöyle kenara bırakın hatta günlüğünüze yazmanız tercihimizdir.
Eşitsizlik Nerede Başlıyor? Hakkını mı İstedi? “O Kadın Problemli Yaaa…” Hadi Ya!
Sektördeki cinsiyet eşitsizliği çoğu zaman açık bir ayrımcılık olarak değil, “alışkanlıklar” üzerinden ilerliyor. Aynı projede benzer pozisyonlarda çalışan kadın ve erkek arasında ücret farkları hâlâ yaygın. Kadınların yetki alanları daha kolay daraltılıyor; karar alma süreçlerinde son sözü söylemeleri daha zor.
Bir erkeğin “deneyim” olarak okunan yaşı, bir kadında “risk” olarak kodlanabiliyor.
Üstelik bu eşitsizlik çoğu zaman yüksek sesle dile getirilmiyor. Çünkü kadınlar sektörde “zor” ya da “problem çıkaran” olarak etiketlenmenin bedelini çok iyi biliyor. Sessizlik çoğu zaman bir tercih değil, hayatta kalma stratejisi. Bir de bu haksız ve adaletsiz davrananlar ne hikmetse hep bir başka kişi… O erkekler, o kadınlar. Ben daha “o” çatısı altındaki bu bir grup insan kimdir, keşfetmiş değilim. O hak yiyen hep bir başkası. Siz biliyorsanız bir zahmet haberdar ediniz.
Bu noktada mesele birkaç kötü niyetli isimden ibaret değil. Sorun, yıllar içinde normalleşmiş bir düzen. Kadınların emeğinin “nasıl olsa yapar” diye kabul edilmesi, fazladan alınan sorumlulukların “işin doğası” sayılması, eşitsizliğin ise kişisel hassasiyetlere indirgenmesi…
Tüm bunlar, sektörün görünmez ama güçlü refleksleri. Bu yüzden bugün konuşulması gereken şey tekil hikâyeler değil; bu hikâyeleri mümkün kılan yapı.

Sektörden Kadın Sesleri
Bu yazı kapsamında farklı alanlardan kadın sektör çalışanlarına aynı eksende sorular yönelttim. Cevaplar farklıydı ama his ortaklığı hep aynıydı.
Bir kadın yönetmen, erkek meslektaşlarıyla aynı sorumluluğu taşımasına rağmen yetki alanlarının daha kolay sorgulandığını söylüyor. Bir oyuncu, kadın karakterler üzerinden talep edilen “fedakârlıkların” erkek oyuncular için nadiren geçerli olduğunu anlatıyor.
Set arkasında çalışan teknik ekipten kadınlar ise hâlâ kendilerini kanıtlamak zorunda bırakıldıklarını vurguluyor. En çarpıcı ortak nokta ise şu: Bu eşitsizlikler çoğu zaman açıkça söylenmiyor. Ama herkes tarafından biliniyor.
Please Credit: Paramızı, Emeğimizi, Hakkımızı Verin
Kadınların emeği bu sektörde hâlâ “fedakârlık” diye adlandırılıyor.
Oysa fedakârlık gönüllü olandır. Burada sözkonusu olan, sistematik olarak eksiltilmiş bir karşılıktır. Bir iyi niyet meselesi değil, açık bir hak meselesi. Özellikle buraya vurgu yapmak istiyorum; “Biz başkası gibi değiliz, onlar vermiyor, bak biz hakkını veriyoruz.” Övülecek yahut bu yüce istisna verildiği için minnet duyulacak bir alan değil. Olması gerekendir.
“Hakkınızı ne yapsak ödeyemeyiz,” demek kolay. Zor olan, gerçekten ödemek. Eksiksiz ödemek. Pazarlık konusu yapmadan ödemek. Minnet cümlesine sığınmadan ödemek.
Eşit ücretle. Eşit söz hakkıyla. Eşit krediyle. Eşit görünürlükle.
Teşekkür istemiyoruz. Çiçek istemiyoruz.
Bir günlüğüne hatırlanmak istemiyoruz.
Sözleşmelerde eşitlik istiyoruz.
Karar masasında yer istiyoruz.
İş bittiğinde adımızın silinmemesini istiyoruz.
Çünkü bu sektör kadınlar sayesinde dönüyor. Ve artık bu dönüşün bedeli alkışla değil, adaletle ödenmek zorunda.
Güzellemenizin omzundan öperim.
Ve yazar soldan çıkar.
