Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda Orçun Onat Demiröz’le birlikte Perde‘nin başrolleri Cem Zeynel Kılıç ve Tülin Özen’e mikrofon uzatıyoruz.
Özkan Çelik’in yönettiği Perde, 3 Nisan’da vizyona girdi. Katıldığı festivallerden ödüllerle dönen film, taşra anlatılarına, köy alegorilerine sıkışan “arthouse” sinemamız için harika bir kaçış sunuyor. Yeni orta sınıfın, zincirlenen beyaz yakalıların sınıf ve etik temelli kara komedisini sunan yapım, aynı zamanda şehirli çoğunluğun ikiyüzlülüğüne dair ayna görevi görüyor.
Filmde başrolleri paylaşan Cem Zeynel Kılıç ve Tülin Özen ile özel bir röportaj gerçekleştirdik. Hem senaryo ve yapım sürecinde yaşananları hem de filmin temsil ettiklerini, mesajlarını, eleştirilerini konuştuk. Keyifli okumalar.
Perde vizyona girdi, vizyon öncesinde dolaştığı festivallerde de ilgiyle karşılandı, ödüller aldı. Tülin Hanım’a da Altın Koza’da “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü getirdi. Neler hissediyorsunuz?
Cem Zeynel Kılıç: Öncelikle hakkıyla kazanılmış bir ödüldü. İzleyince göreceksiniz. Tülin’le okul yıllarından başlayan bir dostluğumuz var, hem senaryo hem de oyuncu olarak katkıda bulunduğum bu filmle ödül alıp taçlanması beni inanılmaz mutlu etti. Çok gurur duydum.
Tülin Özen: Festival sürecinde senaryosu ve kadrosu bu kadar güzel bir filmin seyirci tarafından çok sevildiğini gördüm. Tabii ki oynadığım karakterin ödüle layık görülmesi de çok güzel, her zaman çok güzel ama seyirciyi bu kadar eğlendiren ve harekete geçiren bir filmde olmak en keyifli yanı.

Yönetmen Özkan Çelik ile birlikte Cem Bey’in de senaryoda parmağı var. Perde simgeledikleri ve kent hayatındaki temsilleriyle dikkat çeken bir yapım. Fikir nasıl gelişti, yazım ve hazırlık süreci nasıldı?
Cem Zeynel Kılıç: Perde, Özkan’ın kendi kaygılarından yola çıkan bir hikâye fikriyle başladı. Pandemi döneminde internet üzerinden yaklaşık 40 günde hikâyeyi birlikte senaryo haline kavuşturduk. Daha sonra senaryoyla ilgili ara ara
düzeltmeler yaptık. Ancak Özkan senaryoya çok güvendiği için destek başvuraları yapmadan filmi çekmek istedi. Bir yıl kadar sonra cast aşaması derken kendimizi Faruk Barman’ın evinde bulduk. Faruk da filmde hem oyuncu hem de ortak yapımcı olarak yer aldı.
Açıkçası filmde perdenin bir metafor olarak kullanımını ve gizlediklerini çok sevdim. Film ilerledikçe de kendimizi sınıfsal kökenli etik bir yüzleşmenin ortasında buluyoruz. Aynı zamanda film, konforundan vazgeçemeyen ve kendilerini baskılayan beyaz yakalılara, orta sınıfa dair bir eleştiri de sunuyor. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Cem Zeynel Kılıç: Filmimiz bütçe dolayısıyla tek mekânda geçen bir senaryo fikriyle doğmuştu. Dediğiniz gibi, hikâyeyi de orta sınıfın ahlak anlayışı, sınıf çatışması ve adalet duygusu üzerine kurmuştuk. Bu konuları ele alarak ülkemizi resmetmeye çabaladık.
Seyircilerin de kendilerini ya da tanıdıklarını görmesini istedik. Bir yandan da filmde geçen olayda nasıl bir tutum takınmaları gerektiğine dair soru sordurmaya çalıştık. Amacımız toplumsal bir gerçekliğe parmak basmaktı. Ayrıca filmin temposunu da diyalogların ritmi ve dinamikliği ile sağlamaya çalıştık.
Tülin Özen: Bence filmimiz sadece beyaz yakalılara dair bir eleştiri sunmuyor. O evde ve masada sadece beyaz yakalılar yok. Perde; kendimizi başarıya, paraya, başkalarını geçmeye zorladığımız bu sisteme ve o sistem içindeki korkularımızla kurduğumuz ilişkiye dair bir eleştiri sunuyor.
Bir yandan da film neredeyse tek mekânda, bir evde geçiyor. Tek mekânda geçen ve tansiyonun giderek arttığı bir film yapmanın zorlukları nelerdi? Buna nasıl hazırlandınız, çekim süreci nasıldı?
Cem Zeynel Kılıç: Cast’ın önceden belli olması çok işimize yaradı, filmin diğer hazırlıklarını yaparken belli aralıklarla buluşup prova yapmamıza imkân sağladı. Yaklaşık sekiz aylık bir sürede roller belli olmuştu. Sete çıktığımızda da kim-
senin kafasında soru işareti kalmamıştı.
Filmi izleyenler oyuncuların doğaçlama yaptığını düşünebiliyor, akıllarına böyle sorular gelebiliyor ki böyle bir şey yok. Bence bu durum, oyuncu seçimlerinin ne kadar doğru olduğunun ve oyuncuların da ne kadar iyi oynadıklarının bir göstergesi. Zaten ikinci ya da üçüncü provada tüm oyuncu kadrosuyla bir “ensemble” oluşturduk. Bu yüzden de çekimler çok rahat geçti diyebilirim.
Tülin Özen: Ben oyuncu olarak bu filme tiyatro alışkanlıklarımla hazırlandım diyebilirim. Ekip de bu disipline alışık oyunculardan oluştuğu için benim adıma çok rahat geçti ön hazırlık ve çekim süreci.

Perde filmini anlatmak istediği karakterler, ilişkiler ve güncel bir şehir hikâyesi olarak da sevdim. Son yıllarda sinemamız taşra anlatılarına çok sıkıştı, Perde bu açıdan da farklı bir hikâye. Bununla ilgili düşünceleriniz neler?
Cem Zeynel Kılıç: Doğrusu filmin bütçesini göz önünde bulundurduğumuz için tek mekâna indirgedik hikâyeyi. Bu, kırsalda geçen bir hikâye de olabilirdi. Tabii Özkan’ın yanlış anlaşılma kaygısından çıkan bu fikir daha sonra kendimizin, çevremizin, sizin, kısacası bir kenti kent yapan orta sınıfın evine taşındı. Bir yandan da bu eve sokacağımız karakterlerle konuyu Türkiye geneline açmamız gerekiyordu. Sanırım bu açıdan da başarılı olduk. İzleyenler çok kolay bir seyir içinde karakterleri hemen kabul ediyor. Gelen tepkilerden kolayca anlıyoruz bunu.
Tülin Özen: Açıkçası sinemada ya da tiyatroda istediğimiz konularda, istediğimiz janrlarda hareket edebildiğimiz müddetçe zenginleşebiliriz. Özellikle sinemanın seyirciyle kurduğu ilişkiyi bu şekilde canlı tutabiliriz diye düşünüyorum. Formülleşmiş ya da bizden beklenen hikâyelerden kaçmakta fayda var.
Perde, yönetmen Özkan Çelik için de bir sıçrama filmi diyebiliriz. Özkan Çelik ile yollar nasıl kesişti, o süreç nasıl işledi ve nasıl şekillendi?
Cem Zeynel Kılıç: Özkan ile bir dizi auditionında tanışmıştık. O auditiondan sonra da aklında kalmışım, beni çektiği başka bir filme çağırdı. Dostluğumuz böyle başladı. Ben de tiyatro oyunları yazarken onun senaryolarını okuyordum. Aramızda sürekli bir fikir alışverişi yaşanıyordu.
Elbette sinemanın bütçeyle ilişkisi tiyatrodaki gibi değil. Pandemi döneminde yürüyüş yaparken, “Neden tek
mekânda geçen düşük bütçeli bir senaryo yazmıyorsun?” diye öneride bulunmuştum. Örnekleri konuştuk, filmin hikâyesini tartıştık ve Perde’nin senaryosunu da böyle oluşturduk.
Tülin Özen: Senaryo bana geldiğinde Özkan ve Cem zaten bir ekip düşünmüşlerdi. Cem’i okuldan tanıyorum. Oyunculuğuna, yeteneğine, tiyatro ve sinema bilgisine çok güvendiğim bir isim. Dolayısıyla senaryo bana geldiğinde heyecanla okudum ve çok sevdim… Ekibi de çok sevdim, dediğim gibi. Fakat filmi ne zaman çekeceğimiz belli olmadığından biraz beklemek durumunda kaldık. İlk bulduğumuz fırsatta da çektik.

Filmin final blokunda ataerkilliğe, eril zorbalığa ve toksik masküleniteye dair çok önemli vurgular var. Zeynep karakteri bir kadın olarak ne kadar modern ve özgüvenli görünse de aslında o ataerkilliğe boyun eğiyor. Bence filmin en önemli mesajlarından biri de bu. Buna dair neler söylemek istersiniz?
Cem Zeynel Kılıç: Aile kavramı, korunaklı bir hayat isteği, konforlu ve huzurlu bir yaşam gibi arzular ister istemez içinde bulunduğumuz sisteme çarpar. Sistemin kurallarına, alışkanlıklarına uyarak yaşarsanız bu arzulara ulaşabilme ihtimaliniz oluşur. İşte, Zeynep karakteri günün sonunda arzuları için sistemin ona verdiği gücü kullanıyor.
Tülin Özen: Ben Zeynep’in boyun eğdiğini değil, zaten bunun kabul edildiği bir ailede büyüyüp bu prensipte buluştuğu biriyle evlendiğini düşünüyorum. Dışarıdan bakılınca bütün bunlara karşı daha özgüvenli görünmeye çalışıyor ama özünde bu fikirlerle örülü bir kadın ve filmin sonlarında o ortaya çıkıyor benim için.
Ayrıca bence hepimizin kendimizle ilgili cevabını araştırması gereken bir soru bu. Dilimizde, sözümüzde, görüntümüzde iddia ettiğimiz insan mıyız yoksa koşullar zorladığında tutunduğumuz başka bir iç gerçekliğimiz mi var?
Peki, Perde filmi oyuncu olarak sizin için neyi tanımlıyor ve ne ifade ediyor ya da hangi açıdan özel? Cem Bey açısından durum biraz daha farklı, filmin senaryosuna da ortak.
Cem Zeynel Kılıç: Senaryodaki karakterleri toplumumuzda yaygın olarak yer alan bazı kesimleri, siyasi ya da mesleki, dünya görüşü, kökeni açısından temsil etmek üzerine oluşturduk. Samet karakteri Doğu kökenli ve arzu ettiği hayata ulaşmak için yaşamını ona göre dizayn eden, hırslı, tutkulu ve günün kodlarını çok iyi uygulayabilen bir karakter. İçinde bulunduğu bu çark da ona ödülünü veriyor ki zaten hikâye Samet’in terfi kutlaması akşamında geçiyor.
Ama o akşam yaşanan bir olaydan o kadar korkuyor ki Samet… O olay yüzünden kontrolünü kaybediyor. Çünkü en büyük kaygısı, kazanımlarını kaybetmek ve tekrar öteki olmak. Ancak diğer karakterler de bir şey istiyor. Kimsenin çıkarsız bir ilişkisi yok. O yüzden o akşam ikiyüzlülüklerin akşamı…
Tülin Özen: Benim için Perde’nin en güzel kısmı yıllar sonra Cem yeni bir şey denerken yanında olmaktı. Mesleki olarak en çok saygı duyduğum okul arkadaşlarımdan biri. Yıllar önce devlet tiyatroları sınavına girerken de yanındaydım, yıllar sonra kendi senaryosu çekilirken de. Ben festivale oyun yapacağım zaman da ilk onu aramıştım. Yıllara yayılan, işle ilgilenen ve sadece “kankalıktan” ibaret olmayan bu hal, benim için çok özel. Bana önerilen rol de çok incelikli ve daha önce oynamadığım türde karakter özellikleri gösteren bir kadın.
Son olarak izleyicilere söylemek istediğiniz şeyler var mı?
Cem Zeynel Kılıç: Film festivallerden ödüller aldı, onurlandırıldı ama şimdi sıra izleyicide. Sıkılmadan dinamik bir film izleyecekler ve filmde mutlaka tanıdık birilerini görecekler. Umarım izleyiciler de filmi onurlandırırlar.
Tülin Özen: Perde herkesin çok keyifle izleyeceği bir film. Tüm kalbimle izleyicilerin çok güzel vakit geçireceklerini düşünüyorum. Umarım bu şansı filme ve kendilerine verirler.
