Eda Akça, Kanal D‘nin yeni gençlik dizisi Daha 17‘yi inceledi.
Çocukken kaybolmaktan çok korkarız. Aras ve Demir’in babası da çocukları korkmasın diye yıllar önce onlara isimlerinin yazılı olduğu bir madalyon vermiş. Bir yüzünde Aras’ın, diğer yüzünde Demir’in adı yazan bu küçük madalyonun amacı birbirlerini kaybetmemeleriymiş.
O gün bir oyun gibi görünen şeyin, yıllar sonra iki kardeşi birbirine bağlayan tek hatıraya dönüşeceğini kimse bilemezdi. Daha 17‘nin merkezindeki madalyon da tam olarak böyle bir anlam taşıyor. İki kardeşi birbirine bağlayan bu küçük eşya, yıllar sonra onları yeniden buluşturacak tek işarete dönüşüyor.
Aras ve Demir aslında aynı madalyonun iki yüzü. Birisi yıllarını kardeşini arayarak geçirmiş, diğeri ise neyi kaybettiğini bile bilmeden büyümüş. Aras, kaybettiği kardeşini bulabilmek için bütün hayatını bir arayışa dönüştürmüş; yetiştirme yurtlarında geçen yıllar boyunca hiçbir yere ait hissedememiş çünkü zihninin bir köşesinde hep aynı umut varmış: Kardeşini bulmak. Demir ise Teoman adıyla çıkıyor karşımıza. Kavgacı, sert ve öfkeli. İlk bakışta hikâyenin karşısında durmamız gereken kişi gibi görünse de bölümler ilerledikçe onun da sevgisizliğin ve yalnızlığın içinde büyümüş, eksik bırakılmış bir çocuk olduğunu fark ediyoruz.
Dizinin hikâyesi bu noktada yalnızca bir kardeşlik hikâyesi olmaktan çıkıp aynı kaybın farklı şekillerde büyüttüğü iki hayatın hikâyesine dönüşüyor. Bir tarafta özlem var. Diğer tarafta öfke. Bir tarafta aramak var. Diğer tarafta kaybolmak. Geçmişleri bir ancak şimdileri ayrı. Bambaşka hayatlarda bambaşka şekillerde büyüdükleri için bambaşka insanlara dönüşmüşler. Aynı hikâyenin parçası olsalar da karşı taraflarda duruyorlar.Aynı madalyonun iki yüzü gibiler; birbirlerine aitler ama birbirlerine yabancılar.

Uzaydan Değil, Geçmişten
“Başının çaresine bakamazsan haber ver belki oralardan geçiyorumdur.”
Aras için ilk bölümde geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçiyor. Çünkü Bodrum’a geldiği gün hayatına ardı ardına giren iki kişi var: Geçmişten gelen kişi Teoman, geleceği temsil eden kişi Leyla, şimdi ise henüz anlamını kazanamamış. Madalyonunun kaybolan yüzünde hâlâ Demir yazıyor. Aras’ın yıllardır peşinden koştuğu kardeşi. Ancak Bodrum’a vardığında karşısına çıkan ilk kişi Demir değil, Leyla oluyor. Aras’ın hayatı yıllardır eksik olan parçayı aramakla geçmiş. Bu yüzden hep geçmişe dönüp bakmış, hep kaybettiği şeyi bulmaya çalışmış.
Leyla’nın Aras’a “Uzaydan gelmiş gibi bakıyorsun…” demesi anlamlı. Aras uzaydan gelmiyor belki ama başka bir zamandan geliyor. Yıllardır geçmişin içinde yaşayan, hayatını kaybettiği kardeşini bulmaya adayan bir zamandan. Leyla ise onun hayatına geçmişten değil, bugünden giriyor. Birbirlerine çarparak başlayan hikâyeleri, Aras’ın yalnızca kaybettiklerine değil, sahip olabileceklerine de bakmasını sağlıyor. Leyla, Deniz ve Barış. Aras yıllardır madalyonunun eksik yüzünü, kardeşini arıyordu. Ama bazen insan aradığı kişiye ulaşmaya çalışırken hiç sahip olmadığını fark ettiği bir aileyle karşılaşır.
Başka Bir Madalyonun İki Yüzü
Daha 17‘ye baktığımızda yalnızca Aras ve Demir’in değil, birçok karakterin birbirini yansıtan yaralar taşıdığını görüyoruz. Aras ve Demir aynı kaybın iki farklı sonucuysa, Deniz ve Teoman da aynı eksikliğin farklı yansımaları gibi duruyor.
Henüz birkaç sahneden fazlasını paylaşmıyorlar ancak dizi daha ilk bölümlerden aralarına dikkat çekici bir dinamik yerleştiriyor. Teoman’ın hayatında eksik olan şey babasının sevgisi. Deniz’in hayatında ise annesinin ilgisi. Teoman bu eksikliği öfkeye dönüştürüyor; kavga ederek, korkutarak ve kendini görünür kılmaya çalışarak. Deniz ise tüm öfkesinin yanında kendi çocukluğunu bir kenara bırakıp küçük kardeşine ebeveynlik yapıyor. Farklı şekillerde büyümüş olsalar da ikisi de benzer bir boşluğun etrafında yaşamayı öğrenmiş gibi. Belki de madalyonun bir başka yüzü de onlardır.
Belki de Daha 17‘nin anlattığı şey kaybolmak değil, eksik büyümek. Aras’ın madalyonunun kayıp yüzünde Demir’in adı yazıyor. Ama görünen o ki bu hikâyedeki herkes, hayatının bir yerinde eksik kalan parçayı arıyor.
