Televizyon dünyasında “format avcılığı” dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz Tim Crescenti.
Kendisinin Conecta Magaluf 2026‘daki soru-cevap paneli, sadece bir başarı hikayesi değil, aynı zamanda bir formatın yerelleştirilirken nasıl yepyeni bir kültürel fenomene dönüşebileceğinin de dersi niteliğindeydi. Tim Crescenti’nin kariyerindeki en büyük kırılma noktalarından birinin yolu ise Türkiye’den geçmiş.
Tim Crescenti, henüz 30 yaşında, heyecan dolu genç bir format avcısıyken yolu Türkiye’ye düşer. Görevi, tüm dünyada popüler olan klasik “Wheel of Fortune” (Çarkıfelek) yarışmasını Türk ekranlarına taşımaktır. Ancak karşısına hiç beklemediği bir talep çıkar: Türk televizyon yöneticileri, orijinali 22 dakika olan bu stüdyo şovunun Türkiye’de tam 3 saat yayınlanmasını istemektedir.

22 dakikalık bir yarışmayı, temposunu düşürmeden 3 saate yaymak imkansız gibi görünse de Tim Crescenti ve Türk yapım ekibi formatın “DNA’sını” alıp bambaşka bir şeye dönüştürür. Programı sadece bir yarışma olmaktan çıkarıp, içine canlı müzik, skeçler ve hatta aralarda dansözlerin oynatıldığı devasa bir “Game & Variety Show” (Yarışma ve Eğlence Programı) haline getirirler.
Sonuç mu? Format tamamen mutasyona uğramıştır ama bu yeni melez form, uzun yıllar boyunca Türkiye’nin gelmiş geçmiş en hit, en çok izlenen televizyon programı olmayı başarır. Tim Crescenti için bu, bir formatın katı kurallarla değil, yerel kültürün esnekliğiyle büyüyeceğinin ilk büyük kanıtı olur. Panelin ardından konuşma imkanı bulduğum Criscenti, o dönemin anılarını taze bir şekilde saklıyor. Gerçek bir İstanbul hayranı olan yapımcı, o dönem sık sık İstanbul’a geldiği için çok mutluymuş.
Güney Kore’den Amerika’ya Uzanan Köprü: Grandpa’s Over Flowers

Crescenti’nin, FormatBiz’den Chiara Duranti ile gerçekleştirdiği soru-cevap panelinde anlattığı bir diğer büyüleyici hikaye ise format dünyasındaki küresel güç dengelerini nasıl değiştirdiğiyle ilgiliydi. Her şey, Crescenti’nin Güney Kore’de eğitim gören kızını ziyaret etmesiyle başlar. Orada tesadüfen “Grandpa’s Over Flowers” adlı bir programa denk gelir. Programın konsepti hem çok basit hem de çok sıradır: 80’li yaşlarındaki bir grup dede, sırt çantalarını takıp dünyayı gezmekte ve yeni deneyimler yaşamaktadır.
Crescenti bu fikrin içindeki samimiyeti ve cevheri hemen fark eder. Formatı batıya taşır ve bu program, Güney Kore’den Amerika’ya (NBC – Better Late Than Never adıyla) satılan ilk format olarak tarihe geçer. Bu satış, televizyon tarihi için küçük, Asya pazarı için devasa bir adımdır. Çünkü bu başarı sayesinde CJ ENM ve Nippon TV gibi Asyalı medya devlerinin Avrupa ve Amerika pazarında birer aktör olarak güçlenmesinin, batı endüstrisinde ciddiye alınmasının kapısı aralanır. Bugün Kore ve Japon formatları dünyayı kasıp kavuruyorsa, bunun arkasında Crescenti’nin bir aile ziyaretinde fark ettiği o “80’lik dedeler” yatmaktadır.
“TikTok Çeken Herkes Yapımcı Değildir”
Panelin kapanışında Crescenti, dijital dünyanın yarattığı “herkes içerik üretebilir” algısına da tatlı sert bir eleştiri getirdi: “Yaratıcı ekonomi (Creator Economy) bana hep bir tezatlık gibi geliyor. Çünkü eline telefon alıp TikTok videosu çeken herkes bir televizyon şovunun nasıl üretileceğini, nasıl ayakta tutulacağını bilmiyor. Bizim işimiz sadece fikir bulmak değil, o fikri yaşatmak.”
Günün sonunda Tim Crescenti, tutkunun ve sabrın televizyonculuktaki en büyük iki anahtar olduğunu kanıtlayarak sahneden indi. Televizyonculukta formatın sadece bir kurallar bütünü olmadığını; doğru vizyon, doğru yerelleştirme ve en önemlisi kültürel DNA’yı doğru okuma becerisi gerektirdiğini bir kez daha gözler önüne serdi. İster 22 dakikalık yarışmadan 3 saatlik bir dansözlü eğlence programı yaratın, ister Koreli dedeleri Amerikan televizyonuna taşıyın; iyi bir format avcısı için sınırların sadece haritada olduğunu kanıtlayan bir sektörel ders niteliğindeydi.
Daha fazla Conecta Magaluf 2026 içeriği için:
Eğlencenin Geleceği Kimin Elinde? İçerik Üreticileri mi, Yayıncılar mı?
Mikro Dramalar: Akıntıya Karşı Kürek mi, Eğlencenin Yeni Altın Madeni mi?
Bağımsız Dağıtımcılığın “Kumar” Masasında Bir Türk Mucizesi
