Yeni single çalışması “Durur Bütün Dünya” ile dinleyicisiyle buluşan Aslı Demirer ile bir araya geldik. Hit şarkılara imza atmasının yanı sıra Afili Aşk, Baht Oyunu ve Seversin gibi sevilen dizilerin duygusal ve hareketli sahnelerine ruh veren müzisyen; senaryo okuma sürecinden yapımcılarla kurduğu müzikal dengeye, kendi özgür üretim alanı ile ekran dünyası arasındaki o hassas çizgiyi anlattı.

Bir dizinin senaryosunu ilk okuduğunuzda veya bir sahneyi izlediğinizde, kafanızdaki beste süreci nasıl başlıyor? Bir sahneye tema hazırlarken müzikal ipucunu nereden alıyorsunuz?
Senaryoyu okuduktan ve ön izlemeyi yaptıktan sonra yapımcı, yönetmen ve senaristlerle bir araya geliyoruz. Senaryoyu daha detaylı bir şekilde -zaman, mekan, karakterler ekseninde- onlardan dinliyoruz. Dizinin ruhunu ve dilini anlamak açısından bu toplantılar çok önemli tabii. Kafamda müzikal bir doku oluşmaya başlıyor. Sonrası işin yaratıcı süreci; dizinin ruhuna ve dünyasına hizmet edecek doğru melodileri, enstrümanları ve müzikal dili bulma yolculuğu.
Sözlü bir pop şarkısı yazmak ile bir dizinin duygusal veya hareketli sahnelerine fon müziği (soundtrack) bestelemek arasındaki en temel fark nedir?
Kendi şarkılarımı yazarken elbette daha özgürüm. Kendi iç dünyamı açıyorum. Anlatmak istediğim bir hikâye buluyorum ve yazıyorum. Bazen çok etkilendiğim bir an, olay beni harekete geçirebiliyor. Bir diziye müzik yapmak daha kısıtlayıcı gibi görünse de duygu ve yöntem olarak aynı. Ancak temelde projenin ruhuna hizmet etmek gerekiyor. Bu iki dünya arasında gidip gelmek de farklı bir his aslında… Günün sonunda, ruhumu besleyecek ve bana ilham verecek taze bakış açıları bulmaya gayret ediyorum.

Afili Aşk, Baht Oyunu veya Seversin gibi romantik komedi projelerinde müziğin enerjisini dizinin ritmiyle eşitlemeyi nasıl başarıyorsunuz?
Projeyi gerçekten sevdiğim zaman, çok daha motive olarak çalışıyorum. Diziyi ve karakterleri tabiri caizse sahiplendiğinizde içsel olarak kendinizi o ritme kaptırıyorsunuz zaten. Ve o enerji de müziğinize yansıyor. Romantik komedi türünü kendi kodları içinde ele alıyorum ve buna sadık kalıyorum tabii.
Yönetmen veya yapımcıların talepleri ile kendi müzikal vizyonunuz çakıştığında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Çakışıyor tabii ki. Birine bir müziği, bir soundu beğendirmek kolay bir iş değil şüphesiz. Yapımcının, yönetmenin isteklerini anlamak, olmayacak ya da daha iyi olacak taraflarda onları müziğinizle ikna edebilmek de sevdaya dahil sanırım. Bir süre sonra bu dengeyi kurabilmeyi öğreniyorsunuz. Yaptığınız işe güven duyan ve size alan tanıyan insanlarla çalışıyorsanız bu çok daha kolay oluyor.

Dizilerde jenerik müziği yazmak ayrı bir sorumluluk. İzleyiciyi ilk 30 saniyede yakalayacak o “akılda kalıcı” melodiyi bulma süreciniz nasıl ilerliyor?
Hem gergin hem heyecanlı bir süreç bu. Birkaç denemede yakaladığım da oluyor, ilk seferde “İşte bu!” dediğim de. Bazen bazı projeler gerçekten çok özel oluyor ve bir formüle ihtiyaç duyulmadan her şey akıyor. Mesela Afili Aşk başta olmak üzere Baht Oyunu, Seversin, bu üç proje de öyleydi benim için. Senaryoyu okuduğum an çok eğlendiğim ve inandığım işlerdi. Haliyle bu enerji ve inanç da beni, üstüne koymaya ve diziyi, müziğiyle de adından söz ettirecek bir şarkı yaratmaya itti. Hatta Afili Aşk‘ın jenerik şarkısını yazdıktan sonra yapımcı, yönetmen ve kanal tarafından çok sevildi; öyle ki dizinin adının değişerek Afili Aşk olmasına karar verildi. Benim için özel projelerden biri olarak kalbimdeki yerini aldı.
Bir dizinin en vurucu (dramatik veya kilit) sahnesinde müziğinizin kullanıldığını ilk kez ekranda izlerken ne hissediyorsunuz? Sahneye tam oturduğunu gördüğünüz ilk anki hissiniz nedir?
Elbette çok duygulanıyorum. Hem sahne üzerinde çalışırken hem de ekranda izlerken ağladığım çok olmuştur. Yazdığınız bir müziğin güzel bir sahneyle buluşması ve oyunun, oyuncunun duygusuyla örtüşmesi çok heyecan verici bir his.
Tekil olarak çıkardığınız pop şarkılarınızın dizilerde yer alması, şarkıların dinlenme dinamiklerini ve dinleyiciyle kurduğu bağı nasıl etkiliyor?
Bunu oldukça fazla deneyimlemiş bir müzisyen olarak, çok etkili olduğuna inanıyorum. Sevdiği dizide duyduğu bir şarkı, izleyiciye çok daha çabuk geçiyor. Onunla daha kolay bağ kurabiliyor. Seni ve şarkıyı merak edenler, dijital mecralarda şarkıyı dinlemeye başlıyor. Haliyle dinleyici kitleniz artıyor.
Dizi dünyasının çok hızlı bir üretim temposu var. Haftalık yetiştirilmesi gereken bölümler ve sahneler düşünülürse, bu zaman baskısı yaratıcılığınızı nasıl besliyor veya zorluyor?
Dizi süreleri çok uzun ve müzik kullanımı çok yoğun. Bu durum çok fazla çalışma gerektiriyor tabii. Yaratıcılıktan ödün vermeden ve kendini tekrar etmeden üretmeye çalışmak da oldukça yorucu. Hem mental hem fiziksel olarak bir baskı hissediyorsunuz. Ama müziği gerçekten seviyorsanız bu işin de iyi taraflarını görmeye ve en iyisini yapmaya çalışıyorsunuz.
Enstrümantal tema müziklerini hazırlarken (örneğin keman, klarnet veya akustik gitarlı temalar) duygu geçişlerini dinleyiciye aktarırken en çok hangi enstrümanlardan destek almayı seviyorsunuz?
Hemen hemen hepsini kullanıyorum. Gitar, buzuki, ud, klarnet, keman, klasik kemençe, trompet, trombon. Hepsi farklı duygulara ve sahnelere hizmet ediyor çünkü. Bazen spesifik olarak o enstrümanı düşünüp ilham alarak yazdığım müzikler olmuştur. Bazen de hiç ummadığım bir enstrüman, o müziğe en iyi hizmet eden ve yakışan olmuştur.
Türk dizilerinin dünya çapında yayınlanmasıyla birlikte yaptığınız müzikler artık yurtdışında da ciddi bir kitleye ulaşıyor. Yabancı dinleyicilerden dizi müziklerinizle ilgili nasıl dönüşler alıyorsunuz?
Gerçekten beni en çok şaşırtan ve sevindiren şeylerden biri de bu oldu. Küresel ve dijital bir dünyadayız; ancak lokal müziğimizi dünyaya duyurabilmek pek kolay değil. Diziler işte bu engeli aşmamızı sağladı. Birçok kıtadan dinleyiciye ulaşabilmek, onlarla etkileşim içinde olmak, müziklerimi sevmeleri, paylaşmaları beni gerçekten çok mutlu ediyor.

Dijital platform dizilerinin müzik kullanımı ve özgürlük alanı ile ulusal kanallardaki dizilerin müzik ihtiyaçları arasında bir fark gözlemliyor musunuz?
Özellikle ulusal kanallardaki dizilerde kemikleşmiş ve neredeyse her yapımcı-kanal tarafından talep edilen bir müzik kullanım yoğunluğu var. Her sahnenin altında müzik var ve bazen sahneye hizmet edip etmediği önemli bile değil. Dijital platform dizi süreleri daha kısa. Daha özgün, müzisyenin de daha özgür olduğu projelere rastlamak mümkün. Ama genele baktığımızda ister ulusalda ister dijitalde olsun, müzik ihtiyacı ve kullanımı çok çok fazla. Umarım daha azın daha çok olduğu, niteliğin nicelikten önemli olduğu bir yere evrilir sektör.
Bugüne kadar soundtrack’ini yaptığınız veya şarkınızın çaldığı projeler arasından sizin için yeri en ayrı olan çalışma hangisiydi ve bundan sonrası için hayalini kurduğunuz özel bir film/dizi türü var mı ?
İlk single’ımı yayınlamama neden olan ve Güneşi Beklerken dizisinde yayınlanan “O Şarkı” benim için özeldir. Afili Aşk dizisi için yazıp seslendirdiğim şarkının da yeri ayrıdır. Hayatın ağırlığı ve karmaşası içinde romantik komedilerin hafif ve pozitif dünyasına ortak olmak bana hep keyif verdi. İyi ki bir sürü aşk şarkısında buluşmuşuz dinleyiciyle ve izleyiciyle. Nicelerine…