Hayata yeniden başlamanın bir zamanı yoktur. Okul yıllarımız boyunca her sene, hayata yeniden başladığımızı düşünür ve “Bu sene daha iyisini yapacağım,” umuduyla yol alırız. Mezun olduğumuzda ise hayata kaldığımız yerden devam eder, yine bir başlangıç hayali kurarız. Oysa ne zaman istersek tekrar başlayabiliriz; bunun ne mevsimi vardır ne de yaşı. İşte bu yazımda, size “başlamak için asla geç olmadığını” en güzel şekilde gösteren filmleri derledim.
‘Hikâyeni Baştan Yazmak’ İçin Umut Dolu 8 Film

Jerry Maguire (1996)
Başarılı bir spor menajeri olan Jerry, dürüstlük ve insan ilişkileri üzerine bir manifesto yazınca işini kaybeder. Yanında sadece bir sporcu ve asistanı kalır ve sıfırdan bir hayat kurmaya çalışır.
Aslında Jerry Maguire gibi filmler, iş hayatının parlak dünyasının ardında yatan yalnızlığı çok iyi gösteriyor. Başarı, para ve şöhret uğruna insan ilişkilerini feda etmenin ne kadar boş olduğunu hatırlatıyor. Bir anda her şeyini kaybedip sıfırdan başlaması aslında insanın kendine dürüst olmasının en büyük devrim olduğunu söyleyebilirim.
Film bize, “yeni başlangıç”ların çoğu zaman kayıpla geldiğini hatırlatıyor. Spor ve menajerlik dünyasının maskelerini düşürürken aşkın ve dostluğun hayattaki en kalıcı yatırımla olduğunu gösteriyor. Eğlenceli, romantik ve düşündürücü bir denge kurarak hem kalbe hem zihne dokunuyor. Jerry’nin hikâyesi, sadece kariyer değil, insan olmanın yeniden keşfi de aslında.


Julie & Julia (2009)
Julie, hayatında bir boşluk hisseder ve Julia Child’ın yemek tariflerini bir yıl boyunca uygular. Bu süreçte hem kendini bulur hem de tutkularını keşfeder.
Julie & Julia, yemek yapmayı bir terapi, bir kaçış ve aynı zamanda bir yeniden doğuş olarak ele alıyor. Bir yandan Julia Child’ın yemek aşkı, bir yandan Julie’nin günlük hayattan sıyrılıp kendini bulma çabası iç içe geçiyor. “Yemek sadece yemek midir yoksa kendini ifade etmenin bir yolu mudur?” diye sorduran bir film.
Mutfak, kimlik arayışının ve tutkunun sembolü haline gelirken iki kadının farklı zamanlarda yaşadıkları ama aynı tutkuda buluştukları yolculuk, ilham verici bir bağ kuruyor. İzleyici “küçük bir adım at, tutkunun peşinden git” cesaretini ekrandan bile hissedebilir.
Aslında film, hayatı değiştirmek için çok büyük şeylere gerek olmadığını söylüyor bize. Bazen sadece bir tarif defteri bile yepyeni bir hayat başlatabilir.

The Intern (2015)
70 yaşındaki Ben, emeklilikten sonra genç bir start-up şirketinde staj yapar. Nesiller arası farkları aşarak hem iş hayatına hem de kişisel hayatına yeni bir yön verir.
The Intern, aslında en ilham verici filmlerden biri bu konuda; yaş ve deneyimin modern iş hayatında hâlâ değerli olabileceğini çok tatlı bir şekilde gösteriyor. Film, nesiller arası köprü kurarken dostluk ve anlayışın gücünü gösteriyor. Çalışma hayatının hızına kapılmış genç girişimcilere “denge” nedir, bunu öğreten bir yapım. Yeni başlangıç bazen gençlikte değil, yaşlılıkta da olabilir, diyor. Sonunda ise yeniden başlamak için hiçbir zaman geç olmadığını kanıtlıyor.

The Internship (2013)
İşlerini kaybeden iki arkadaş, Google’da staj yapmaya karar verir. Teknoloji çağında kendilerini yeniden kanıtlamaya ve uyum sağlamaya çalışırlar.
Dijital dünyayla geleneksel yöntemler arasındaki çatışmayı komediyle harmanlayan film, “yeni başlangıç”ın aslında öğrenmeye açık olmak ve uyum sağlamak anlamına geldiğini de hatırlatıyor seyircisine. Eski kafalı gibi görünen insanların bile yeni çağın bir parçası olabileceğini, takım çalışmasının önemini vurgularken rekabetin yanında dostluğun da değerini görüyoruz. Eğlenceli, hafif ve motivasyon verici bir film olarak kendini izletiyor.

A Man Called Otto (2015)
Kayıplar nedeniyle hayata küsmüş Otto, komşuluk ilişkileri sayesinde yeniden yaşam sevincini bulur. İnsanlarla kurduğu bağlar onun yeniden başlamasını sağlar. Film, ikinci şans ve topluluk bağları üzerine. Otto’nun katı, sert ve soğuk duruşunun altında büyük bir kırgınlık yatıyor. Yeni başlangıç, bazen sadece başka insanlara kapı açmakla mümkün oluyor.
Film, kayıpların ardından bile yeniden bağ kurmanın gücünü gösteriyor. Dramatik ama sıcak anlatımıyla insan ilişkilerinin iyileştirici yanını hissettiriyor. Komşuluk, yardımseverlik ve topluluk bilinci yeniden değer kazanıyor. Aslında herkesin kendi yaralarını başkalarıyla paylaşarak sarabilirsin. Kalbe dokunan, hüzünlü ama umutlu bir hikâye.

The Pursuit of Happyness (2006)
Chris Gardner, mali sıkıntılar ve evsizlikle mücadele ederken oğluna daha iyi bir hayat sağlamak için çalışır. Azmi ve kararlılığı sayesinde hayatını yeniden kurar.
The Pursuit of Happyness, sıfırın da altına düşmüş bir adamın pes etmeyerek verdiği mücadelenin gerçek bir hikâyesi. Baba-oğul ilişkisinin kalbindeki sevgi, filmin en güçlü yönü. Her şeye rağmen gülümsemek ve umut taşımak filmin merkezinde. Seyirciye “en zor anlar, yeni bir hayatın başlangıcı olabilir” mesajını verirken yoksulluk, başarısızlık ve yalnızlık arasında bile kararlılıkla ayakta kalmayı anlatıyor. Sıfırdan başlamanın acılarını da güzelliklerini de hatırlayıp devam etmeliyiz. İlham verici ve duygusal yönüyle klasikleşmiş kült bir yapım.

Eat Pray Love (2010)
Boşanma sonrası Liz, kendini bulmak için İtalya, Hindistan ve Bali’ye yolculuk eder. Yemek, dua ve aşk aracılığıyla hayatını yeniden keşfeder
Eat Pray Love; İtalya’da yemek, Hindistan’da dua ve Bali’de aşk üçlemesiyle ilerliyor. Film, kişisel gelişimi sinemasal bir yolculuk haline getiriyor. Bazen yeni başlangıç, uzaklara gitmek değil, içe dönmek anlamına geliyor. Sonuçta insan kendinden kaçamaz değil mi? İzleyiciye hem egzotik bir gezi hem de içsel keşif sunuyor. Özellikle kadın özgürlüğü ve kendi yolunu seçme hakkı üzerine cesur bir bakış getiriyor. Hayatın dengesi, kendini sevmek ve tutkuyu takip etmek üzerinden işleniyor. Aslında film, yeni başlangıçların çoğunun önce “kendinle barışmak”tan geçtiğini anlatıyor bize.

Erin Brockovich (2000)
Erin, işsiz ve zor durumdayken çevre kirliliği davasında adalet için mücadele eder. Mücadelesi sayesinde hem kariyer hem de kişisel hayatında yeni bir sayfa açar. İş hayatında şans bulamamışken çevre kirliliği davasıyla adalet için savaşan bir kahramana dönüşen Erin’in gerçek hikâyesi bu.
Film, “yeni başlangıç”ı cesaret, direnç ve adalet arayışında buluyor. Tek başına ayakta durabilen güçlü bir kadın karakter sunması açısından da ilham verici. Toplumsal meseleyi kişisel bir dönüşüm hikâyesiyle iç içe geçiriyor. İzleyiciye “hiçbir şeyin imkânsız olmadığını” kanıtlıyor. Kadın dayanıklılığının ve direncin çok güçlü bir örneği. Başarıya giden yolun her zaman düz olmadığını unutma. Ve belki de en güzeli, küçük bir insanın büyük bir fark yaratabileceğini göstermesi…
*Su Karacan’ın yazısı Episode’un 62. sayısında yayımlanmıştır.