Game of Thrones evrenine dönmeye hazır mısınız? 19 Ocak’ta HBO Max’ta gösterime girecek yeni dizide bu kez ne devasa ordular ne de taht hırsları; odağımızda Westeros’un çamurlu yollarında hayatta kalmaya çalışan bir şövalye var.
Dizinin yaratıcısı Ira Parker ile projenin sanatsal dokusunu, Dunk karakterinin “özgeçmişinde yalan söyleyen” bir yabancı gibi hissetmesini ve serinin orijinal GoT’tan ayrılan o “dost canlısı” tonunu konuştuk.
Geçen ay katıldığım Londra’daki HBO Max yeni dönem tanıtım gecesinin en ilgi çekici konuklarından biriydi Ira Parker, çünkü merakla beklenen yeni Game of Thrones evreni dizisi A Knight of the Seven Kingdoms’ı ilk kez orada dinledik. Sunumlardan kendine has tonu yüzünden bu yapımın HBO’nun gözbebeği olduğunu anlamıştım ama bu kadarını beklemiyordum diyebilirim. Aydınlık ve karanlık arasındaki o ton dengesini başarılı bir şekilde kuran dizi, kendine özgü yapısını korurken aynı zamanda Game of Thrones evreninin bir parçası olduğunu hissettiriyor.
Basın toplantısında yapımın hikayesinin zorlamadan, kendiliğinden ortaya çıktığını belirten Parker, “Bence hepimiz ana karakter Ser Duncan’da kendimizden çok şey bulacağız,” derken çok haklıymış.

Dunk, Westeros’un arka mahallelerinden, Kral Toprakları’nın gecekondularından gelmiş ve bu tuhaf dünyanın içinde yolunu bulmaya çalışan bir şövalye. Yüksek mevkilerden kimseyi tanımıyor, hiçbir şey bilmiyor. Bu yüzden karşılaştığı tüm o lordlar, leydiler, prensler, krallar ve kraliçeler ona biraz absürt geliyor ve bu durumdan doğal bir komedi çıkıyor.
Özellikle o gece Ira’nın A Knight of the Seven Kingdoms’ı, “Orijinal diziyi çok karanlık bulduğu için izlememiş olanlar için bir ‘rampa'” olarak tanımlamasının nedenini yapımın ilk sezonunu izledikten sonra daha iyi anladım. Bu noktada itiraf etmeliyim ki çok ilgimi çeken ejderhalarla dolu olmasına rağmen Game of Thrones kanlı sahneleri yüzünden çok da rahat izleyebildiğim bir dizi değildi. Fakat bizi biraz daha aydınlık, daha dost canlısı bir yoldan Westeros’a sokan A Knight of the Seven Kingdoms ise eğlencesi ve hayat üzerine derinlemesine giren diyaloglarıyla beni kendine çekti.
Yayına sayılı günler kala Berlin’de yapılan toplantıda ise tam olarak heyecan hâkimdi. Merakla beklenen dizinin dünya prömiyerini yapmak için geldikleri şehirde Ira Parker, herkesin Westeros’ta biraz daha fazla zaman geçirecek olmasından dolayı heyecanlı olduğunu anlatarak başladı konuşmasına.
“Bu sezon gerçekten tozun toprağın ve çamurun içinde olacağız. Kamp yapıyoruz.” Kamp yapıyoruz derken de şaka yapmıyordu. Dizi gerçekten de sürekli çamurlu arazide geçiyor.

Ben yeni diziyi sevenlerden biri olarak ona bu yeni yapımın diğerlerinden farkını sormak istedim. Diziyi gerçekten sevdim bu arada, özellikle kreatif tarafı muazzam. Dans performansları, kukla gösterileriyle çok artistik bir yerden yaklaşmışlar. Güç savaşlarının yanı sıra köydeki gündelik hayata ve eğlenceye tanık olmak beni diziye hemen bağladı. Aynı anda sosyal medyada diziyi izlemeye başladığımı duyurduğumda okuyucularım ya da arkadaşlarım GoT evreninde geçen bu dizi için benzer sorular sormaya başladılar:
“Ejderha var mı? Kanlı mı? Cinsel içerik var mı?” Sanırım seyirci bu daha “ayakları yere basan” yaklaşımla biraz şaşıracak. Bu beklentileri ters köşe yapmak hakkındaki düşünceleri neydi acaba?
Bakın, aslında bir şeyleri ‘ters köşe yapmak’ gibi kasti bir niyetimiz yoktu. Gerçek şu ki, biz bu kısa romanların (novellaların) aslına sadık bir uyarlamasını yapmaya odaklandık. Birinci ve en önemli hedefimiz buydu. Bu hikâyeler başlangıçta biraz daha ‘hafif’ bir tonda ilerliyor. Şu anki hikâye, ana seride veya House of the Dragon’da olan o yoğun cinselliği gerektirmiyor. Bu, ileride hiç olmayacağı anlamına gelmez ama henüz Dunk’ın yolculuğunun büyük bir parçası değil; gerçi her bakir gibi o da muhtemelen olmasını çok isterdi. Vahşet ve kan ise yolda. Eğer izleyiciler 4. ve 5. bölümleri beklerlerse normal bir Game of Thrones sezonundan bekledikleri o sertliği görecekler.”
Bahsettiği bölümlerde yer alan gece turnuvası bölümü cidden izlemeye değer. Detay vermek için ölüyorum aslında ama bunu yapmamam lazım..

Projenin en başından beri hikâyenin gerçekçi, kirli ve ayakları yere basan bir his vermesine çok önem vermişler. İnsanların Westeros’ta oturup kendi normal hayatlarıyla bağ kurabilecekleri bir deneyim yaşamalarını, Dunk’la beraber yolculuğa çıkmasını istemişler ki alıp götürme konusunda dizi çok başarılı. Özellikle başrolde oynayan eski rugby oyuncusu Peter Claffey (Dunk) ve yaveri rolündeki Dexter Sol Ansell (Egg)’in arkadaşlığı çok farklı bir tat sunacak.
Peki, başkarakterimiz Dunk’ın hikâyesi nedir derseniz yanından ayrılmadan onu da Ira Parker’a sordum ve diğer oyuncuların basın toplantısına yöneldim.
Dunk’ın hikâyesi biraz şöyle: Kapasitesinin üzerinde, zor bir işe kalkışıyor. Bir bakıma özgeçmişinde yalan söylüyor ve işi kapıyor. Ama şimdi gerçekten o işi yapması, bir yolunu bulması gerekiyor. Bu bazen korkutucu, bazen çok sert; bazen de dayak yiyip, ‘Neden buna evet dedim ki, eve dönmeliyim!’ dediği anlar oluyor. Dunk’ın tüm bunlara dayanıp dayanamayacağı, sanırım sezonun asıl sorusu bu olacak.”