Episode Dergi Temmuz sayısında Obek Budak, Prime Video‘da kendine yer bulan Elle dizisinin başrolü Lexi Minetree ve Tom Everett Scott ile konuştu.
2000’lerin ikonik Legally Blonde efsanesi, Prime Video imzalı Elle ile ekranlara dönüyor. Başrolünde Lexi Minetree’nin ışıldadığı bu prequel, bizi Beverly Hill High’ın koridorlarında nostaljik ve bir o kadar da taze bir kendini bulma yolculuğuna çıkarıyor. Reese Witherspoon’un mirasını devralan yeni nesil Elle Woods ve Tom Everett Scott ile geçmişi ve geleceği konuştuk.
Amanda Brown’ın aynı adlı kitabından uyarlanan, 2000’lerin o kendine has enerjisini, pembe rengin hayatımıza getirdiği neşeyi ve tabii ki beyazperdenin en ikonik karakterlerinden olan Elle Woods’u hatırlamamak mümkün değil. 2001 yapımı kült film Legally Blonde (Bu Nasıl Sarışın!), sinema dünyasında önyargıları yıkan, kadın gücünü ve zekâsını pembe bir zarafetle harmanlayan güçlü bir tat bıraktı. O dönemde yaratılan bu etki, aradan geçen 25 yıla rağmen dün gibi aklımızda. Şimdi ise Prime Video, bizi bu efsanenin en başına, 1995 yılına götürüyor. Adı “prequel” (öncesini anlatan yapım) olarak geçse de sekiz bölümlük bu macera daha çok modern ve alternatif bir yeniden yapım tadı sunuyor.
Dizi, bizi Elle Woods’un Beverly Hills High’da parladığı ancak popülerlik ile entelektüel duruş arasında sıkıştığı lise yıllarına davet ediyor. Karakterin gelişim eğrisi, orijinal filmdeki dönüşüme o kadar çok benziyor ki adeta genç kahramanımızın aynı olgunlaşma sürecinden iki kez geçtiğini düşünüyoruz.
Dizide Elle’in yeni lise arkadaşları, onun Cosmo dergisinden ezbere alıntılar yapma ve her şeyi aksesuarlarla süsleme yeteneğini pek kolay kabullenecek kimseler değil. California’da popüler çevreye kendini kabul ettirmek bir azim meselesiyken yeni okulun “kraliçe arısı” Kimberly (Chandler Kinney) ona zor günler yaşatmak için ortam kolluyor. Okulun aktivisti Dustin (Zac Looker) ile kurduğu bağ ise Elle’in sadece yüzeysel bir moda ikonu olmadığını, haksızlığa uğrayan okul çalışanları için nasıl adalet arayabileceğini gösteriyor.
Karakterin bu taze ve samimi yorumunu inşa ederken Lexi Minetree’nin en büyük başırı ise efsanevi Reese Witherspoon performansını kopyalamaktan kaçınması olmuş. Minetree, Reese’in Elle Woods’a kattığı o benzersiz ruhu onurlandırırken kendi hayatından deneyimleri de karaktere katmayı bilmiş.
Dizinin müzikal ve görsel tasarımı ise tam anlamıyla bir 90’lar şöleni. Mariah Carey’nin “Fantasy” şarkısının pilot bölümde yankılanmasıyla başlayan o estetik vizyon, gardırop seçimlerinden Seattle atmosferine kadar izleyiciyi sımsıcak sarıyor. Elle, geçmişin mirasına saygı duruşunda bulunurken bugünün izleyicisine de pembe gözlüklerin arkasındaki o güçlü ve kararlı ruhu yeniden hatırlatıyor.

Legally Blonde, nesiller boyu kadınları güçlendiren ikonik bir miras. Orijinal filmin çıktığı dönemde yarattığı o muazzam etkiyi dün gibi hatırlıyorum. Ve şimdi karşımızda Elle var. Setteki dinamiğiniz nasıldı? Biriniz benim gibi o dönemi yaşadı ama diğeriniz sadece duydukları kadarını biliyor. Geçmişin mirasını onurlandırırken ve bu karakterlerin geleceğini şekillendirirken aranızda bir tecrübe aktarımı, öğretmen-öğrenci ya da baba-kız bağı oluştu mu?
TOM EVERETT SCOTT: Dürüst olmak gerekirse işe başlarken içimden, “Ben yılların tecrübesine sahibim, Lexi ise bu sektörde henüz çok yeni; ona bir sürü tavsiye veririm, yol gösteririm,” diye geçiriyordum. Ama onunla tanıştığım an kararımı değiştirdim ve “Asıl ben Lexi’den bir şeyler öğreneceğim,” dedim. Çünkü kendisi baştan sona inanılmazdı; harika bir rol arkadaşı olmasının yanında son derece disiplinli, çalışkan ve tüm bu süreci inanılmaz bir zarafetle yöneten birisi.
LEXI MINETREE: Tom gerçekten çok nazik. Şunu söylemeliyim ki dizide annem ve babamı oynayan June ve Tom, isteyebileceğim en harika “ekran ebeveynleri” oldular. Özellikle Tom’dan öğrendiğim en önemli şey şu oldu: Sete her gün o kadar pozitif bir enerjiyle geliyordu ki, herkese karşı çok nazikti ve gerçekten çok iyi bir insan. Onunla çalışmak benim için büyük bir şanstı.
Harika bir kimya! Peki, Lexi, Reese Witherspoon’un o ikonik performansını sadece kopyalamaya çalışmadan -ki bu kolay yol olurdu ama sen bunu seçmedin– bu karakteri kendi süzgecinden geçirerek, içten dışa böylesine güçlü ve özgün bir şekilde inşa etme sürecin nasıl gelişti?
LEXI MINETREE: Karakteri ilk elime aldığımda bir denge kurmak istedim. Reese’in yaptığı işi onurlandırmak istiyordum ama bir yandan da onun çok daha genç bir versiyonunu oynadığımın bilincindeydim; malum, büyüdükçe hepimiz değişiriz. Ayrıca ben Reese Witherspoon değilim, bunu da biliyordum. O, karaktere onu özel kılan bambaşka şeyler katmıştı ve ben onun aynısı olamazdım. Ama benim de kendi hayatımdan bu karaktere katabileceğim başka renkler vardı. Bu süreçte kendimi çok şanslı hissettim çünkü Reese, Elle karakteri konusunda bana gerçekten çok güvendi. Sanırım bende kendisini ve karakteri anımsatan, onunla bağ kuran bir şeyler gördü. Ben sadece dürüst olmak istedim.
Elle Woods’un karikatürize bir taklidi gibi durmaktan kaçındım. Tabii ki ses tonu ve yürüyüş gibi teknik detaylar üzerinde çok çalıştım çünkü Elle’in kendine has bir konuşma ve yürüyüş tarzı var. Her sabah sete çıkmadan önce bu ritme girmek için özel egzersizler yapıyordum. Ancak sahneye girdiğim her an sadece dürüst olmaya ve bana harika alanlar açan rol arkadaşlarımla o anı paylaşmaya odaklandım.

Tom, canlandırdığın baba karakteri Wyatt, geçmişte yaptığı büyük bir hata yüzünden ailesini Seattle’a sürüklüyor ve doğal olarak ciddi bir suçluluk duygusu taşıyor. Wyatt’ın bu ağır suçluluk hissiyle o cazibeli ve komik yönünü nasıl dengeledin?
TOM EVERETT SCOTT: Bence Wyatt yaptığı hatayı ve hissettiği suçluluğu kapatmak için aşırı çaba sarf ediyor. Bu yüzden Seattle deneyimini herkes için olabildiğince eğlenceli ve harika kılmaya çalışıyor. Kendini Seattle kültürüne kaptırmaya karar veriyor; kahve dünyasına giriyor, grunge müzikle ilgilenmeye başlıyor, dağlarda yürüyüşe çıkıyor, bisiklete biniyor… Kısacası her şeyi o kadar abartıyor ki bir noktadan sonra çevreye hafiften sinir bozucu gelmeye başlıyor (Gülüyor).
LEXI MINETREE: Kesinlikle eylemlerinin sonuçlarından kaçmaya çalışıyor! Ama bu durumun hikâyenin sonunda onunla çok güzel bir şekilde yüzleştiğini görüyoruz. Bence dizide, anne ve babanın kendi ilişkilerindeki sallantıları ve bununla başa çıkma çabalarını izlemek çok değerli. Çünkü ne yaşarlarsa yaşasınlar, çocuklarını bu durumdan korumaya çalışıyorlar. Pek çok ebeveynin, kendi sorunlarını çözmeye çalışırken bir yandan da çocuklarına iyi birer rol model ve anne-baba olma çabasıyla empati kurabileceğini düşünüyorum.
Karaktere girmenize en çok yardımcı olan favori 90’lar öğeniz ya da şarkınız neydi?
LEXI MINETREE: Ben Mariah Carey’nin “Fantasy” şarkısına bayılıyorum. Bence bu şarkı Elle Woods’un ruhunu tek başına özetliyor. Zaten dizinin pilot bölümünü açtığınızda çalan ilk şarkı da o.
TOM EVERETT SCOTT: Benimki kesinlikle kıyafetler! Görsel açıdan dizi o kadar güzel bir estetiğe sahip ki, kostüm tasarımları sizi saniyeler içinde o dönemin tam kalbine bırakıyor.
