Taşacak Bu Deniz, ekim ayında Türkiye’de yayına başladı ve güçlü reytinglerle ekran yolculuğunu sürdürüyor. Deniz Baysal ve Ulaş Tuna Astepe’nin başrollerini paylaştığı dizi, duygusal derinliği ve Karadeniz atmosferiyle izleyiciyi içine çekiyor. Dizinin yönetmeni Çağrı Bayrak, yaratıcıları Ayşe Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem ile birlikte; başrol oyuncuları Aytek Şayan, Erdem Şanlı, Zeynep Atılgan ve Onur Dilber ile bir araya gelerek hikâyenin duygusal yolculuğunu ve Taşacak Bu Deniz‘in dünya genelindeki izleyicilerle nasıl güçlü bir bağ kurduğunu konuştuk.
“Bana kalırsa dizinin evrensel başarısı kaçınılmaz. Öncelikle coğrafya başlı başına bir cazibe unsuru. Karadeniz’in o büyüleyici doğası, renkli karakterlerle birleşince izleyiciyi kolayca içine çeken bir dünya kuruyor. Ama sadece görüntü değil; hikâyenin anlatım dili de çok sürükleyici. Duygular güçlü, karakterler derin ve samimi. Bence dünyanın farklı yerlerinden izleyiciler, bu doğa ve duygu birlikteliğini oldukça etkileyici bulacaklar. Bir yandan olağanüstü manzaralara hayranlıkla bakarken, bir yandan da karakterlerin insani derinliklerine temas edecekler. Bu dizi, sadece izlenen değil, hissedilen bir deneyim sunuyor. Ve bence bu, onu evrensel yapan en güçlü unsur.”

Taşacak Bu Deniz’in yönetmeni olarak hikâye sizin için nasıl başladı? Dizinin ön hazırlık süreçleri nasıl ve ne kadar zamanda ilerledi, biraz bunların detaylarını dinlemek isteriz sizden…
Çağrı Bayrak: Geçtiğimiz yaz döneminde birçok senaryo okuma fırsatım oldu. İçlerinden “Taşacak Bu Deniz” beni en çok etkileyen, içime en çok sinen işti. Uzun zamandır şehir dışı bir projede çalışmak istiyordum. Seçtiğim projelerin birbirine benzememesi benim için önemli bir ilke. Bu iş, hem coğrafi olarak Karadeniz gibi sinematografik anlamda eşsiz bir bölgede geçmesi hem de dramatik yapısının güçlü olmasıyla beni hemen cezbetti. Menajerimle birlikte çok hızlı bir karar verdik: “Yapalım bu işi.”
Sonradan öğrendim ki senaristler bu projenin yönetmeni olarak özellikle beni önermişler. Bu bilgi beni hem gururlandırdı hem projeye olan bağımı daha da derinleştirdi. Projede yaklaşık iki aylık bir hazırlık süreci geçirdik. Çok deneyimli bir ekip ile yola çıktığımız için işler son derece planlı ve sağlıklı ilerledi. 1 Eylül’de sete çıktık. Senaristlerin bölgeye olan hâkimiyeti işimizi ciddi anlamda kolaylaştırdı. Karadeniz’in doğasıyla ilgili bizi önceden çok uyarmışlardı ama enteresan şekilde her şey lehimize çalıştı. Doğanın yarattığı tüm zorluklar, yağmur, sis, ani değişen hava koşulları, aslında hikâyemizin atmosferine hizmet eden unsurlara dönüştü.
Taşacak Bu Deniz’in tüm castı gerçekten çok başarılı, çok doğru isimler. Her isim çok doğru seçilmiş. Cast sürecini anlatabilir misiniz biraz, ne kadar sürdü, ne gibi arayışlarla nasıl ilerlendi?
Çağrı Bayrak: Cast süreci beklediğimden daha akışkan ve hedef odaklı ilerledi. Senaristlerimizin zihinlerinde bazı isimler zaten netleşmişti. Öncelikle o oyuncularla görüştük, auditionlar aldık. Neredeyse tüm isimler üzerinde hızlıca mutabık kaldık.
Bu projeye özel olarak, cast seçiminde ek bir zorluk vardı: şive yetkinliği. Bu noktada şiveyi doğal ve samimi taşıyabilecek isimlere yöneldik. İlk okuma provasında ne kadar doğru bir cast yaptığımız ortaya çıktı. Ortaya çıkan sinerji gerçekten özel bir şeydi; yapay olmayan, birbirini yükselten bir enerji.

Bir yandan da tüm seyirciler ve eleştirmenler, Eleni karakteri için Ava Yaman’ın ne kadar doğru bir tercih olduğunu konuştu bir süre. Ava Yaman’ı keşfetmeniz ve Eleni karakterini ona emanet edişinizle ilgili süreci sormazsak olmaz…
Çağrı Bayrak: Projede ilk netleşen isim Ava Yaman’dı. Senaristlerimiz daha senaryo yazım aşamasında onunla çalışmak istediklerini söylemişti. Gerçekten de Eleni karakteri için doğru kişi olduğu daha ilk anlarda belliydi.
Set öncesi süreçte, özellikle şive konusunda kendisini yoğun şekilde hazırladık. Bir şive koçuyla birlikte çalıştı ve bu konuda beklediğimizin ötesinde bir başarı gösterdi.
Ava’nın performansı öyle etkili oldu ki birçok izleyici onun Yunan asıllı olduğunu düşündü. Bu, onun rolle ne kadar özdeşleştiğinin göstergesi. Türk televizyonlarının çok özel bir yetenek kazandığını düşünüyorum ve bu beni çok mutlu ediyor.
Karadeniz, coğrafyası ve kültürü nedeniyle epik hikayeler anlatmaya çok uygun bir yer. Dizinin izlenirliğini de artırıyor bu. Karadeniz, bir yönetmene ne gibi olanaklar açıyor?
Çağrı Bayrak: Karadeniz, sinema dili açısından neredeyse epik bir coğrafya. Hava birdenbire açıyor, aniden kapanıyor. Bu öngörülemez doğa hali, çekim süreci açısından elbette ki zorluklar yaratıyor. Ancak bu zorlukların her biri görsel anlamda büyük bir atmosfer avantajına dönüşüyor.
Örneğin 1. bölümdeki yaylada geçen hayvan sürüsü sahnesini izlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız. Sis, bulutlar, yeşilin tonları, suyun akışı, dalgaların ritmi… Kamerayı nereye çevirseniz kartpostallık bir görüntü.
Bizim açımızdan Karadeniz, sadece bir mekân değil, başlı başına bir karakter gibi davrandı. Görüntü yönetmeninden sanat yönetmenine kadar tüm ekip, bu doğanın içinde kendi enstrümanını çaldı diyebilirim. Her şey müthiş bir uyum içinde aktı. Postta da şahane bir ekibimiz var onlarda nakış gibi işlediler ve bu harika iş ortaya çıktı. Hepsi çok özel insanlar.
Dizinin orijinal müzikleri de çok ilgi görüyor, şarkıların kullanıldığı sahneler de etkileyici bulunuyor. Müzik tercihleri ve sahnelerle eşleşmeleriyle ilgili neler söyleyebilirsiniz bize?
Çağrı Bayrak: Müzik bizim için sadece bir arka plan unsuru değildi, hikâyenin bir taşıyıcısıydı. Yüksel Baltacı’nın dizide kullanılan türkülerinin etkisi çok büyük. Kendine ait söz, müzik ve yorumlarla hikâyemize öyle bir ruh kattı ki onsuz eksik olurduk.
Müzik seçimlerinde her sahnenin ruhuna en uygun ezgiyi bulmak için birlikte karar verdik. Karadenizli bir müzisyenin bu projeye katkısı, otantikliği ve duygusal derinliği ciddi anlamda artırdı.
Sadece izleyicinin değil, set ekibinin de diline dolandı o türküler. Adeta bizim marşımız haline geldi. Türküler dışında Dizimizin müziklerini de Ayşe ve Ümit üstlendiler onlar da şahane iş çıkartılar bence.
Taşacak Bu Deniz’le ilgili kamera arkası ve set videolarında tüm ekibin keyifle ve birlikte zaman geçirmekten mutlu olarak bir iş yaptığı anlaşılıyor. Biraz setin nasıl geçtiğini de anlatmanızı rica edeceğiz. Bir yandan da kısa sürede yetiştirilmesi gereken bölümler çekiyorsunuz. Sette sizi ve ekibinizi en zorlayan şeyler neler oluyor?
Çağrı Bayrak: Set ortamı bizim için sadece bir iş alanı değil, aynı zamanda bir kolektif yaşam alanına dönüştü. İlk günden itibaren karşılıklı saygı ve sevgi temelli bir bağ kurduk. Tempomuz oldukça yoğun, evlerimizden uzaktayız ama bu durum bizi birbirimize daha çok yaklaştırdı.
Hiç kimsenin egosunu ön planda tutmadığı, sadece işin iyiliği için çabaladığı bir ortam yaratmayı başardık. Birbirimizi motive eden, destekleyen bir ruh hali içindeyiz. Beni en çok mutlu eden şeylerden biri, bu yoğun temponun içinde bile disiplinden ödün vermememiz.
Ben bir set insanıyım. 20 yılı aşkın süredir bu dünyanın içindeyim. Bu tempo benim için bir zorluk değil, bir yaşam biçimi. Hatta setten uzak kaldığımda zorlanıyorum. Bu kadar sağlam bir ekip ruhuyla; yağmur, sis, hastalık ya da yorgunluk gibi şeyler bizim için sadece küçük detaylar oldu.
Taşacak Bu Deniz, şimdiden Türkiye’nin en çok izlenen ve konuşulan dizisi oldu. Uluslararası yolculuğu da başladı bir yandan. Sizce dizi, dünyanın farklı ülkelerinden ve kültürlerinden insanları en çok hangi özellikleriyle kendine bağlayacak?
Çağrı Bayrak: Bana kalırsa dizinin evrensel başarısı kaçınılmaz. Öncelikle coğrafya başlı başına bir cazibe unsuru. Karadeniz’in o büyüleyici doğası, renkli karakterlerle birleşince izleyiciyi kolayca içine çeken bir dünya kuruyor.
Ama sadece görüntü değil; hikâyenin anlatım dili de çok sürükleyici. Duygular güçlü, karakterler derin ve samimi.
Bence dünyanın farklı yerlerinden izleyiciler, bu doğa ve duygu birlikteliğini oldukça etkileyici bulacaklar.
Bir yandan olağanüstü manzaralara hayranlıkla bakarken, bir yandan da karakterlerin insani derinliklerine temas edecekler. Bu dizi, sadece izlenen değil, hissedilen bir deneyim sunuyor. Ve bence bu, onu evrensel yapan en güçlü unsur.
