40. İstanbul Film Festivali: Aalto

     40. İstanbul Film Festivali: Aalto

    Avrupa’da modern mimarinin en önemli ve öncü isimlerinden biri olan Alvar Aalto’nun yaşantısı Aalto belgeselinde titizlikle işlenmiş. 

    40. İstanbul Film Festivali’nin Belgesel Kuşağı bölümünde gösterilen film, Finlandiyalı ünlü mimarın yaşamını, çalışmalarını ve eşiyle olan ilişkisini mercek altına alıyor. 

    Günümüzde birçok sanatçı ve mimara esin kaynağı olan bir isim Alvar Aalto. Oluşturduğu eserlerin özverisi ve tamamen insan merkezli tasarımları belgeselin özellikle ilk 30 dakikasında fazlaca vurgulanıyor.

    Matematikten biraz uzak dursa da çizim yeteneği ve girişken ruhuyla ön planda olmayı başaran bir öğrenci Aalto. Kendi gibi mimar olan Anio ile hayatını birleştirdikten sonra yaratım süreçlerini de farklı bir konuma taşıyabilmiş. 

    Burada sanatçının eşiyle birlikte oluşturduğu uyum gerçekten ilham verici ve özendirici. Belgeselin esas vurgulamak istediği detay da bu zaten. Eşiyle kurduğu iletişim ve birliktelik çalışmalarına da farklı dönemler üzerinden özgün yansımalara vesile olmuş. Özellikle Anio’nun erken kaybı sonrasında bambaşka bir yaratım dönüşümü oluşturan böyle bir mimarın attığı adımlar günümüzde de etkisini göstermeye devam ediyor.

    Çoğunluğu siyah-beyaz ve 8mm çekimlere sahip olan filmin bütünü, mimari tarihine etki eden bu çifti daha yakından tanımasın sağlayabiliyor.  

    İkonik binalar, kültleşmiş Aaalto vazosu ve birçok önemli eserin yapım süreçlerine kısa kısa dokunan film, aynı zamanda Aalto ile Anio arasındaki özel mektuplaşmalara da yer veriyor. Çoğunluğu siyah-beyaz ve 8mm çekimlere sahip olan filmin bütünü, mimari tarihine etki eden bu çifti daha yakından tanımasın sağlayabiliyor.  

    Aalto kadar eşi Anio’nun da attıkları adımda çok önemli bir konumu var. Tasarımlara son dokunuşu veren isim olarak bilinir. Bunun yanı sıra projelerin pazarlama ve tutundurma faaliyetlerinde de bizzat   varlığından söz ediliyor. Karısına nazaran sadece üretim sürecinde varlık gösteren bir yapısı bulunan Aalto ise özellikle de tasarlamış olduğu eserlerde empati ile yaratım süreci kurmasını çok iyi başarmış. 

    Bu gerçekten önemli bir şey. Keza insan yaşamına doğrudan dokunacak somut bir şeylerin yaratımını ve bunun bilincini yaşam biçimine dönüştüren Aalto’nun belli dönemlerdeki şaheserleri, deneyimleyenlere adeta görsel şölenler yaşatacak türden. Belgesel ise amacından sapmadan iki aşamalı bir anlatım tarzı benimsettiği için beklentiyi verebilecek önemli detayları içerisinde barındırıyor. Bu alana ilgi duyanları fazlaca memnun edecektir. 

    Benzer İçerikler