40. Yılını Kutlayan The Shining Filmini Ne Kadar Anlayabildik?

     40. Yılını Kutlayan The Shining Filmini Ne Kadar Anlayabildik?

    Stanley Kubrick’in dehşet verici Stephen King uyarlaması The Shining, belki de hiçbir zaman tam anlamıyla çözemeyeceğimiz tüyler ürpertici bir bulmaca gibi.

    Sekiz sene önce, Rodney Ascher’ın Room 237 isimli belgeseli, Stanley Kubrick’in The Shining‘i üzerinde dönen tartışmaları tekrar alevlendirdi. Belgesel, filmin aslında tam olarak neyle ilgili olduğunu tartışan fan teorilerini ve bu teorileri destekleyen kanıtları sunuyordu. Bazı teoriler gerçekten dikkate değer. Bir tanesi örneğin, The Overlook otelinin Amerikan yerlilerinin mezarlarının üzerinde inşa edilmesinden yola çıkarak, filmin Amerikan emperyalizminin eleştirisi olduğunu öne sürüyor.

    Bazı teoriler ise diğerlerinin yanında daha gülünç ve anlamsız kalıyor, Kubrick’in bu filmi, sahte aya iniş meselesinin bir parçası olmasından dolayı, özür niteliğinde yaptığını öne süren teori gibi. (Yoksa Danny neden bir Apollo 11 kazağı giysin ki?)

    Kubrick’in uzun zamandır yardımcılığını yapan Leon Vitali, Room 237 belgeselinin öne sürdüğü yorumlarla alay etti ancak bu belgeselin amacı hiçbir zaman izleyicileri The Shining‘in bu farklı yorumlarına ikna etmek değildi. Aksine, belgesel The Shining‘in muhteşem bir bilmece olduğunu, tüm bu teorilerin ortaya çıkmasına müsade eden ancak hiçbirini tam anlamıyla doğrulamayan bir muamma unsuru olduğunu savunuyordu.

    The Shining‘i tam anlamıyla anlamak konusunda 40 yıl önce neredeysek şimdi de oradayız. Tıpkı The Overlook oteli gibi, bizi geri dönmeye iten bir çekim gücü var filmin. Ve tıpkı Jack Nicholson’ın canlandırdığı cani Jack Torrance gibi, sanki hep oradaymış gibi hissediyoruz.

    Kubrick’in çoğu filmi gibi, bu filmi de ilk yayınlandığında düşmanlık ve şaşkınlık karışımı tepkiler aldı, ta ki insanlar filme yavaş yavaş alışana kadar. Film, bir korku başyapıtı olarak dünya çapında ün saldıkça, düşmanca tepkiler sona erdi. Tabii,  Stephen King hala romanının bu uyarlamasında hoşlanmıyor, bu bilinen bir gerçek. Fakat The Shining‘in yine King uyarlaması olan devam filmi Doctor Sleep, her şeye rağmen orijinal filmin ikonografisine sadık kalmış.

    The Shining‘in, Jack’in Colorado dağlarına doğru yol aldığını gösteren açılış sahnesi, gelecekte olacakların bir habercisi gibi. Hector Berlioz’ün Symphonie Fantastique eserinin, Wendy Carlos ve Rachel Elkind’in elinden çıkan  tüyler ürpertici yorumu, durgun bir gölün üzerinden yansıyan manzara ve en önemlisi de kameranın hızla ilerlemesi…

    Torrance ailesi, kış aylarını geçirmek için The Overlook’a yerleştikten sonra bir kar fırtınası ailenin dış dünyayla olan ilişkisini keser. Tam da bu anda o delilik dediğimiz zihin durumu Jack’i ele geçirir. Bazı eleştirmenler o zamanlar, bu geçişin fazla çabuk olduğunu düşünmüştü.

    Kubrick, haftanın günlerini belirten başlıklarla dalga geçiyor, sanki dış dünyadan izoleyken zamanın bir önemi varmış gibi. Bunun yanı sıra, The Overlook’un genel planı da, Danny’nin koridorda sürekli bisikletini sürmesine rağmen, gözümüzde bir türlü canlanamıyor. Mutfak, oturma alanları, Altın Oda, önceki bakıcının ailesini katletmesine sahne olan üst katlar, o korkunç 237 numaralı oda… Her biri ayrı bir alan ancak tüm bu alanların birbirine nasıl bağlandığını anlayabilmek imkansız.

    The Shining‘i tekrar izlediğiniz her seferde, yeni bir şey keşfediyorsunuz, yeni bir saplantı tetikleniyor. Kubrick’in Duvall’a karşı olan davranışları, film endüstrisinde son zamanlarda kadınlara karşı yapılan istismar vakaları ışığı altında yeni anlamlar kazandı örneğin. Filmi, Covid-19 karantinasında izlemek de farklı bir tecrübe. Bu endişe verici izolasyon döneminin bir yansıması gibi… Günler sınırsız ve bulanık, kocaman bir otel, ufak bir stüdyo daire gibi hissettirebiliyor insana.

    The Shining etrafında şekillenen teorilerden, 40 yıl sonrasında bile en akla yatkın olanı şu: The Overlook’un Amerikalı elit kesim tarafından biçimlendirilen korku kültürünün metaforu olması. Bu, Kubrick’in Eyes Wide Shut filmindeki kapalı dünyayla ve kariyeri boyunca güçlülere karşı duyduğu şüpheyle de örtüşüyor. Jack, The Overlook’u gezerken otelin jet sosyetenin uğrak yeri olduğunu öğreniyor, içlerinde dört ABD başkanının da olduğu farklı farklı önemli şahsiyetler bu otelde kalmış. Otelin Amerikan yerlilerinin mezarlarının üzerine inşa edilmiş olması da öteki dünyada cezalandırılma tehdidini katıyor işin içine.

    Otelin varlığıyla ilgili bir şeyler var, buna karşı hassas olanlar için, örneğin şef ya da Danny gibi, inanılmaz derecede korkunç bir şey bu. Meselenin en korkunç tarafı ise otelin yıkılamaz ya da baştan yapılamaz olması. Jack, daha önce orada bulunmuş. Jack, daha önceki bakıcınınkine benzer cinayetler işlemiş. Bunların hepsi, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu işaret ediyor. The Overlook hakkındaki üzücü gerçek ise şu; Torrance ailesinin başına gelenler, bir sonraki bakıcının ve ailesinin başına da gelecek. Kıyım asla son bulmayacak.

    The Guardian‘da yayımlanan makaleden çevrilmiştir.

    Benzer İçerikler