Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda kapağımızda konuk ettiğimiz The Traitors Türkiye ekibinden Emir Elidemir ile konuştuk.
İnsanlara karşı ne kadar hızlı mesafe koyabildiğimi fark ettim. Normalde daha sıcak biriyim ama orada bir anda herkesten uzaklaşıp tamamen oyuna odaklanabiliyorum.”
Belçika’da bir kalede, dış dünyadan tamamen kopuk bir atmosferde geçen The Traitors Türkiye Emir Elidemir ve diğer yarışmacılar için yalnızca bir strateji oyunu değil; akılla duygunun sürekli çarpıştığı bir zihin savaşı. Emir Elidemir için bu deneyim, başta mantıkla ilerleyen ama zamanla paranoya, şüphe ve duygusal baskıyla zorlaşan bir sürece dönüşüyor. Zaman kavramının silindiği, herkesin birbirini analiz ettiği bu kapalı dünyada Emir Elidemir ve diğerleri için en kritik mesele ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını bilmek. Çünkü bu oyunda kazanan, sadece doğruyu bulan değil, doğru anı yakalayabilen oluyor. Emir Elidemir’in bu konuda söyleyeceklerine kulak verdik.
- Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda kapağımızda konuk ettiğimiz The Traitors Türkiye ekibinden Emir Elidemir ile konuştuk.
- Giray Altınok ‘The Traitors Türkiye’yi Anlatıyor
- Pascal Nouma, ‘The Traitors Türkiye’yi Anlatıyor
- ‘The Traitors Türkiye’: Yasemin Yürük’ün Güven ve Sezgi Savaşı
- Tara de Vries, ‘The Traitors Türkiye’yi Anlatıyor
Bu daha çok akıl oyunu mu yoksa duygu oyunu mu? Sen hangisini öne çıkardın?
Aklın kazandırdığı kesin ama duygularla mücadele etmek gerçekten çok zor. Ne kadar mantıklı kalmaya çalışsan da duygular sürekli seni zorlayan taraf oluyor.
Kalede zaman kavramını kaybettin mi? Günler birbirine karıştı mı?
Çok net kayboluyor. Dış dünya yok, saat yok, rutin yok… Bir noktadan sonra günler değil, sadece “oyundaki anlar” kalıyor.
İnsanların yalan söylediğini anlamaya çalışmak seni nasıl etkiledi?
Başta yorucu, sonra refleks haline geliyor. Bir süre sonra herkesin her söylediğini analiz etmeye başlıyorsun, bu da insanı ister istemez paranoyak yapıyor.
İlk ittifakını nasıl kurdun ve neden o kişilere güvendin?
Enerjiye ve göz temasına baktım. Çok rasyonel bir seçim değil aslında; kiminle daha rahat iletişim kurabiliyorsam oradan ilerledim. Güvenmekten çok, “daha az riskli” olanı seçtim.
Güvendiğin biri sana ihanet etti mi? O an ne hissettin?
Bildiğim kadarıyla hayır. Ama bu oyunda hiçbir şeyden yüzde yüz emin olamıyorsun. O yüzden güven duygusu hep yarım kalıyor.
Oyunda sessiz kalmak mı yoksa konuşarak yönlendirmek mi daha güçlü bir strateji?
Doğru zamanda konuşmak. Sürekli konuşan da batıyor, tamamen susan da siliniyor. Zamanlamayı iyi yapan, oyunu yönetiyor.
Kalede hangi an, “Burada işler kontrolden çıkıyor,” dedin?
Oyunun devamında paranoyadan delirmeye başladığım an. Gerçeklik ve oyun personaları birbirine girmeye başlıyor, orada kontrolü kaybettiğini hissediyorsun.
Bu süreçte kendinle ilgili seni şaşırtan bir özelliğin ortaya çıktı mı?
İnsanlara karşı ne kadar hızlı mesafe koyabildiğimi fark ettim. Normalde daha sıcak biriyim ama orada bir anda herkesten uzaklaşıp tamamen oyuna odaklanabiliyorum.
Yarışmadan sonra insanlara bakışın değişti mi?
Hayır. Bu bir oyun ve yaşanan her şey orada kaldı. Tüm yarışmacılar sadece oyunu kazanmak için oynuyordu. Kişisel sorunlar yaşamadım, hatta yarışma sonrasında yeni arkadaşlıklar kurduk.
Giray Altınok ‘The Traitors Türkiye’yi Anlatıyor
Pascal Nouma, ‘The Traitors Türkiye’yi Anlatıyor
‘The Traitors Türkiye’: Yasemin Yürük’ün Güven ve Sezgi Savaşı
Tara de Vries, ‘The Traitors Türkiye’yi Anlatıyor
