Giray Altınok ‘The Traitors Türkiye’yi Anlatıyor

Yağmur Çöl
Yağmur Çöl
TarafındanYağmur Çöl
İstanbul'da doğdu, İstanbul'da yaşıyor. Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde okudu. İngiliz ve Alman Edebiyatına, polisiyeye ve sinemaya meraklı.
17 dakikalık okuma

Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda kapağımıza konuk olan The Traitors Türkiye sunucusu Giray Altınok’la konuştuk.

17 masum, 3 hain ve bütün oyunu yöneten bir isim: Giray Altınok. The Traitors Türkiye başlamadan önce Brüksel’deki tarihi kalede buluştuk; formatı, gerilimi ve oyunun perde arkasını konuştuk.

Son yılların en çok konuşulan reality formatlarından olan The Traitors artık Türkiye’de. Aslında hepimizin bir dönem arkadaş ortamında oynadığı “Vampir Köylü” oyununun daha katmanlı, daha büyük prodüksiyonlu versiyonu. Hollanda merkezli bir yapım şirketinin geliştirdiği format bugüne kadar birçok ülkede uyarlandı ve ciddi bir izleyici kitlesine ulaştı.

Oyunun matematiği basit: 17 masum, 3 hain ve bütün sistemi yöneten bir oyun kurucu. Masumlar, hainleri ortaya çıkarmaya çalışırken hainler kimliklerini gizleyip finale kalmanın peşinde. Türkiye versiyonunun oyun kurucusu ise hepimizin tanıdığı ve sevdiği bir isim: Giray Altınok. Shine Medya’nın yapımcılığını üstlendiği The Traitors Türkiye, Prime Video’da izleyiciyle buluştu.

Prime Video’dan, “Giray Altınok’la röportaj yapmak ister misin?” telefonu geldiğinde cevabım hiç düşünmeden, “Tabii ki!” oldu. Üstelik röportaj Brüksel’de tarihi bir kalede gerçekleşecekti. Ekim ayındaydık. Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok yerinde hava hâlâ ılıkken Brüksel’e yaklaşık üç saat uzaklıktaki küçücük kasabada bulunan kalenin çevresi beklediğimden çok daha soğuktu. İçeride fotoğraf çekmek yasaktı. Yarışmacı isimlerini paylaşmamamız, oyunlara dair hiçbir detaya girmememiz gerekiyordu.

Kale, yapım şirketi tarafından satın alınmış; her oda, her koridor oyunun atmosferine göre yeniden tasarlanmıştı. Giray Altınok’un da söylediği gibi, farklı ülkeler bu kaleyi -onların deyimiyle şatoyu- yalnızca The Traitors çekimleri için kullanıyor. Yani içeride gördüğünüz her detay, doğrudan oyuna hizmet ediyor. Giray Altınok’u çekimlerin üçüncü gününde, kalenin dışında oynadıkları bir oyundan dönerken yakaladım. O meşhur “round table”ın karşısına oturduk ve formata dair merak ettiğim her şeyi sordum.

Keyifli okumalar…

giray altınok

Formatı bize nasıl anlatırsınız?

The Traitors, dünyanın birçok ülkesinde seyirciyle buluşmuş ve çok sevilmiş bir format. Temelde hepimizin bildiği Vampir Köylü ya da Hırsız Polis diye bilinen oyunun çok büyük prodüksiyonlu hali. Yarışmamızda 20 yarışmacı var. Türkiye’nin tanıdığı, sevdiği isimler ilk sezonda bizimle birlikte. 3 hain belirleniyor, 17 masum var. Format, hainlerin kim olduğunu bulmaya çalışan masumlar ve masumları yarışma dışı bırakmaya çalışan hainler üzerinden ilerliyor.

Üniversitede tiyatro temsillerinden beri arkadaşlarımla oynadığım bir oyun aslında. Çok basit bir temelde, insanların, diğerlerinin karakter özelliklerini çözmeye çalışması ve beden dillerinden yalan söyleyip söylemediklerini anlaması üzerine kurulu. Bu yüzden de dünyanın her yerinde, yalanın olduğu her yerde izlenen ve sevilen bir format haline gelmiş.

Vampir Köylü’de vampirleri “yönetici” dediğimiz kişi seçer. Burada da hainleri siz mi seçiyorsunuz?

Evet. O versiyonda oyunu yöneten kişi aslında bir yandan oyunun içinde de olur. Burada ise oyunun dışında bir yönetici var; bütün oyunu kuran ve idare eden kişi. Bu yarışmada da o görevi ben üstlendim.

Peki, oyunu dışarıdan yönetmek, izlemek nasıl?

Keyifli bir şey. Benim ilk tecrübem hem sunuculuk hem de bu tarz bir karakter… Aslında bir karakter oynamaktan ziyade farklı bir kostüm giymek gibi. Oyuncu olarak benim için yeni bir deneyim. Çünkü bir yandan oynuyorsunuz, bir yandan da oynamıyorsunuz. Hem yarışmacılardan biri gibi davranıyorsunuz hem de onlardan tamamen uzak bir pozisyonda duruyorsunuz. O yüzden işin en keyifli tarafı, benim için çok yeni bir tecrübe olması.

Bir personaya bürünüyorsunuz aslında.

Evet, bir kalenin sahibi gibi; bütün oyunu kuran, biraz da kukla oynatıcısı tarafı olan bir karakter. Kaleyi hazırlıyor, onları buraya davet ediyor, getirtiyor. Burada hem ağırlıyor hem bir oyun oynatıyor, sonunda da bir ödül veriyor gibi bir durum var.

İlk sezonun çekimleri başlayalı üç-dört gün oldu. Artık sistemi, oyunun düzenini oturttuk. Türkiye’de ilk kez yapılıyor. Dünyada çok örneği var; bazı ülkelerde altıncı, yedinci sezonları çekiliyor. Ama biz de ilk sezonu birkaç gün içinde hızlıca oturttuk. Çünkü dediğim gibi, temelde insan psikolojisine dayandığı için yarışmacılar da istediğimiz seviyeye hızla geldiler.

giray altınok

Proje size geldiğinde ne hissettiniz? Sizi heyecanlandıran kısmı ne oldu?

Ben yarışmayı izlememiştim. Haberim vardı ama tam bir sezonu bitirmemiştim. Teklif geldikten hemen sonra bir sezon izledim ve bitirdim. Ardından birkaç farklı ülkenin birkaç sezonuna baktım. Çok hoşuma gitti. Çünkü bizim seyircimizin çok çabuk kabul edip seveceği bir format bu. İzleyici hemen bir karakterle ya da bir yarışmacıyla bağ kurabiliyor; onun tarafını tutabiliyor ya da ona karşı bir mesafe alabiliyor. Birinin çabuk elenmesini isterken bir başkasının finale kadar gitmesini isteyebiliyor.

Herkesin kendisine bir karakter seçebileceği bir yarışma. Bu yüzden aslında sunucunun işi, oyunu kurduktan sonra biraz geri çekilip seyirci gibi izlemek. Seyirciye en yakın kişi sunucu. Hikâyeyi onun gözünden izliyoruz, bağ kurarken de onunla birlikte ilerliyoruz. O yüzden çok hoşuma gitti. Hemen konuştuk. Takvim olarak da benim için uygun bir döneme denk geldi. O boşlukta çekiyoruz. Çok mutluyum.

Formatın yurtdışındaki versiyonlarını araştırdığımda, hem oyuncuların hem de oyun kurucuların kaleye gelene kadar diğer isimleri bilmediğini öğrendim. Sizde de süreç böyle mi ilerledi? Her şeyi buraya gelince mi öğrendiniz?

Aynen öyle oldu. Zaten çok iyi kurulmuş bir sistem var. Bizde de yarışmacılar geldiğinde ister istemez esneklik olacağını düşünerek geliyorlar. Daha Türkiye’de havalimanından alındıkları anda o esnekliğin hiç olmadığını anlıyorlar. Kimsenin kimseyle birebir görüşme imkânı yok. Özellikle sunucu ile yarışmacıların oyun alanı ve yuvarlak masa dediğimiz seçimler dışında bir araya geldiği hiçbir yer yok. Kalede bile birbirimizi ancak uzaktan görebiliyoruz, orada da hiç diyaloğumuz olamıyor.

Keza kalenin içinde de hayatları belirli bir sistemle ilerliyor. Belli saatte odalarına çekiliyorlar. Odaların önünde mutlaka bir güvenlik görevlisi oluyor, kapılarda alarm var yani odalardan çıkamıyorlar. Bana da başta biraz sert geldi ama oyunun en iyi şekilde oynanmasının tek yolu bu. Sistem böyle kurulmazsa bir şeyler eksik kalır. Buna asla izin vermiyorlar. Bütün ülkelerde uygulanan belirli bir matematik var, burada da onu uyguladılar.

Bir iki yarışmacıyı önceden duymuştum ama ben de kadroyu buraya gelmeye çok yakın bir zamanda öğrendim. Onlar ise birbirlerini hiç bilmiyorlardı. Belçika’ya geldiklerinde havalimanından alındılar, otellerine yerleştirildiler. İlk çekim günü arabalara bindiklerinde gözleri açıldı ve ilk kez kimlerle yarıştıklarını gördüler.

giray altınok

O anı siz gördünüz mü?

Onu görmedim. Ben de birinci bölümü kurgudan sonra izleyeceğim. Sadece göz bantlı fotoğraflarını gördüm. Arabanın içinde, kaçırılıyormuş gibi, gözü bantlı dört insan… “Aç,” denince bantları çıkarıp, “Ah sen de mi buradasın, sen de mi buradasın?” demeleri…

Diğer arabada kimlerin olduğunu hiç bilmiyorlar. Onu da kaleye gelince öğreniyorlar. Arabaların camları da özel, filmli. Kaleye yanaşıp indikten sonra ancak kendi arabalarının dışındakileri görebiliyorlar. O şokla kalenin önüne geliyorlar. Herkesin birçok şeyi orada öğrendiği ve gerçekten şaşırdığı anlar oldu. O yüzden hakikaten çok özenli bir format.

Bunun dışında bölüm içinde çeşitli oyunlar da oynanıyor. Detaylara girmeden, o oyunları nasıl tarif edersiniz? Nasıl bir atmosferde geçiyor?

Gerilimi ve tansiyonu çok yüksek bir yarışma olduğu için oyunlar, her bölümde yarışmacıların bir araya gelip ortak hareket ettiği, birbirlerini biraz daha tanıyıp tek bir amaç uğruna birlikte savaştıkları anlar. Bu yüzden de oldukça eğlenceli geçiyor. Burada gerçekten güzel oyunlar kurulmuş. Bir yandan tansiyonu biraz düşürmek, aralarında keyifli anlar yaşamak için mücadele ediyorlar gibi görünüyor ama her oyunda belli bir para kazanıp ortak kasaya ekliyorlar. Tabii birlikte verilen tüm emek günün sonunda tek bir kişiye kalabilir. Eğer bir hain sona kalırsa ödülü o alacak.

Yani bütün bu çaba boşa da gidebilir ve bir hain hepsini kandırmış olabilir. Matematiği bunun üzerine kurulu. Eğer hainlerin hepsini bulurlarsa bu kez masumlar aralarında paylaşabiliyor.

Görevler daha çok fiziksel olarak mı zorlayıcı, yoksa mental olarak mı yıpratıcı? Şu ana ka dar görevlerle ilgili gözleminiz ne oldu?

Bence görevlerin mental olarak en yorucu tarafı, bütün bu çabanın boşa gitme ihtimalinin olması. Psikolojik olarak bu zaten onları yoruyor. Ama genel olarak oyunların hepsi fiziksel efor istiyor. Hem o fiziksel eforu gösterip parayı kazanmak hem de sonunda “sen gönderildin, alamıyorsun” riski onları çok geriyor. O oyunlarda çok fiziksel efor harcamayan ama iyi oynadığı için neredeyse hiçbir şey yapmadan bütün ödülü alabilecek bir hain de olabilir aralarında. Yani fiziksel tarafı yoğun ama mental tarafı daha ağır. “Kazandık,” deniyor, ortak kasaya para ekleniyor ama aynı akşam buradan gidebilirsin. Asıl yorucu tarafı bu.

giray altınok

Yani tek bir mental hamle, herkesin emeğini boşa çıkarabiliyor mu?

Evet. Oyunların içinde de bir oyun var aslında; oyun sırasında da oyuna devam etmeleri gerekiyor. Bazen grup grup içeri giriyorlar ve bir strateji belirlemeleri gerekiyor. Detay vermeyeyim ama tek bir hamle onları çok avantajlı bir hale getirebilir. Ya da “Ne oluyor burada?” derken o şaşkınlık anında birçok avantajı kaybedebilirler. O yüzden oyunlar gerçekten çok iyi kurgulanmış. Çok izlenesi bir tarafı var.

Peki, siz bu oyunda yarışmacı olmak ister miydiniz?

O gerilimi yaşamak istemezdim. 😊 Gerçekten yarışmacılarda da şimdi görüyorum. Yuvarlak masaya geldiğimizde ben ayakta oyunu kuruyorum ama onlardan biri olmak çok gergin bir şey. Eleme sırasında orada olmak, herkesin neden seni yazdığını duymak… “Ben öyle yapmadım ki!” diye anlatmaya çalışmak ama artık çok geç olması… Ama oynasaydım muhtemelen hain olmak istemezdim. Masum olup hainleri avlamaya çalışmak daha çok işime gelirdi. Hain olmak çok zor da bir yandan. Çok yalan söylüyorsunuz, kesinlikle. “Vay arkadaş!” dedirtiyor insana; ne kadar güzel ve kolay söylüyor yalanları diye düşünüyorsunuz.

Tam o noktada ne hissediyorsunuz? Gerçeği bilen kişi olarak mimiklerinizi nasıl kontrol ediyorsunuz? Karşınızdaki insanın açıkça yalan söylediğini görüyorsunuz ve gerçeği biliyorsunuz sonuçta…

Ben biliyorum, evet. Kimseyle neredeyse doğrudan göz teması kurmuyorum. 😊 “Aa, bana bakıyor!” dediğiniz anda yarım saniye sonra bakışım geçmiş, dolaşmış ve tekrar size gelmiş oluyor. Jest ve mimikleri çok kullanmıyorum. Burada varlığımla yokluğum bir olsun istiyorum ama var olduğumda da var olmanın gereğini yerine getiriyorum. Sonuçta çok kalabalık bir ekip. Bazen tansiyon yükselebilir, öfkelenebilirler, çok fazla konuşmak isteyebilirler. Onu dengelemek zor oluyor. Ama artık alıştılar, sistemi herkes biliyor.

giray altınok

Ben de İngiltere versiyonunu biraz izledim. Drama elementi çok yüksek formatın. İlişkiler, ittifaklar kuruluyor; kavgalar çıkabiliyor. Henüz çok başındasınız ama benzer şeyler yaşanacağını öngörüyor musunuz?

Tabii. Dün ve bugün ufak gerilimler başladı ve bu, tansiyonun yükseleceğini çok rahat gösteriyor. Mesela bu akşamki round table’ı çok merak ediyorum. Çünkü bugünkü oyunu oynarken oldukça gerildiler ve oyun bittiğinde sözlü atışmalar başladı. “Tamam artık, yeter, yapmayın arkadaşlar!” noktasına geldi. Şimdi herkes bıçaklarını bileyip burayı bekliyor her şeyi konuşabilmek için. Onu buradan izlemek çok güzel oluyor tabii.

Şimdi, Brüksel’de bir kaledeyiz. Burayı nasıl tarif edersiniz? Nasıl bir atmosferi var?

Ben burayı kale olarak tarif ediyorum. Oyunda da sürekli “kale” diyorum; bize daha uygun geliyor. Zaten burası bu format için restore edilmiş bir yer, bir stüdyoya çevrilmiş. Farklı ülkeler gelip burada bu konsepti çekiyor. İnsan en çok şuna şaşırıyor: Bu kadar iyi korunmuş olması. Onlarca alan var ve gerçekten tarihi bir yapıyı alıp günümüze uyarlayarak kullanılabilir hale getirmişler, bunu dünyaya satıyorlar. Çok iyi bir sistem kurmuşlar. Sürekli başka ülkeler gelip çekim yapıyor ama inanılmaz iyi işleyen bir düzenleri var. Her şey belli bir matematik içinde ilerliyor; sizi gönderip başka bir ülkeyi alıyorlar

Kostümleri giyince de zaten ortama ciddi bir hava geliyor. Tam fotoğraflık bir yer. 😊 Ben çok beğendim. Havası biraz sert ama atmosferi gerçekten insanı 300-400 yıl öncesine götürüyor. Evler, sokaklar, her şey… Çok fazla müdahale etmemişler. Koruyup günümüze adapte etmişler. Bu yüzden burada attığınız her adım size başka bir his veriyor.

Atmosferin bir parçası da bulunduğumuz kasaba aslında. Çok küçük bir yerdeyiz. Buradaki günleriniz nasıl geçiyor?

Çok sakin. Özellikle çekim yaptığımız kasabadaki hayat gerçekten çok sakin. Akşam sekiz, sekiz buçuk gibi ortalıkta neredeyse hiçbir şey kalmıyor. Arabalar geçmemeye başlıyor. Dokuz buçuğa doğru evlerin ışıkları da sönüyor. Sabah dört gibi de kalkıp hayatlarına başlıyorlar. Çok enteresan bir düzenleri var. Koca bir karayolu boyunca, neredeyse 10-12 kilometre boyunca tek bir çöp bile görmüyorsunuz. Bu, “Avrupa ne kadar temiz,” demek değil aslında. Daha çok bu kültürün nasıl oturduğunu anlamaya çalışıyor insan. O yüzden hayran olmamak elde değil.

Sakin bir hayat arayan biri için tavsiye edilebilir bir yer. Ama bizim gibi keşmekeşe alışmış insanlar için beş on gün sonra, “Hadi gidip kaosumuza dönelim,” deme hali de geliyor. Korna sesine, omuz atmalara, kaldırımdan geçen motokuryelere… Buna alışmış olmak biraz garip ama gerçek. Yine de on günlüğüne burada olmak harika bir dinlence olur.

Çekimleriniz ne kadar sürecek?

14-15 gün içinde çekip 10 bölümün tamamını bitirmeyi umuyoruz.

giray altınok

Az önce birinci sezon dediniz. İkinci ya da üçüncü sezon için şimdiden bir beklenti oluşmalı mı?

Ben sevileceğini düşünüyorum. Muhtemelen devamı olur. Ben olurum ya da olmam bilmiyorum; o zamanki şartlara göre değişir. Ama olduğu müddetçe bu yarışmayı sunmayı çok isterim.

The Traitors, muhtemelen dünyada yarattığı etkiyi burada da yaratacaktır. Çünkü çok temel bir duyguya ve merak unsuruna hitap ediyor. Özellikle ilk sezonda tanıdığımız isimler olduğundan onları bu formatta izlemek seyirci için daha da keyifli olacaktır.

The Traitors’ın yapısı, Türk seyircisinin bir yarışmadan beklediği unsurlara da oldukça uyuyor gibi. Şüphe, ihanet, ihtiras, entrika… Bu açıdan baktığınızda Türkiye’de nasıl karşılanacağını öngörüyorsunuz? Sizce en çok hangi tarafları seyircinin ilgisini çekecek?

Biz, dediğiniz gibi, ana akım dizilerde de dijital projelerde de entrikayı seviyoruz. Burada tanıdığımız kişilerin, kendi halleriyle entrika çevirmeleri seyirciye çok daha tatlı gelecektir. Çünkü hiçbiri bir rol kişisi değil artık. Kendi isimleriyle, kendi kimlikleriyle bu oyunu oynuyorlar. Bir ağa dizisindeki karakterin yaptığı entrikayı izlemekten farklı bu. “Bu kişi gerçekten bunu yapabiliyormuş, bu kadar ileri gidebiliyormuş,” diye izleyecekler. O yüzden özdeşlik kurmak da çok kolay olacak.

Çünkü artık birebir, çıplak halleriyle gördüğümüz insanlar. Ana akımdan dijitale kadar reality formatı zaten sevilen bir şey. Bir de bunu sevdiğimiz isimlerle izlediğimiz için daha gerçek, daha filtresiz bir yer oluyor. Direkt görebildiğiniz bir alan. O yüzden iyi karşılanacağını düşünüyorum.

İsim vermenizi istemeden soracağım. Muhtemelen kişileri az buçuk tanıyorsunuzdur. “Bu insan ne güzel yalan söylüyor,” ya da “Ne iyi strateji kuruyor,” dediğiniz biri çıktı mı?

Yarışmacıların hiçbiriyle tanışıklığım yok. Hiç arkadaşım denk gelmedi içeride, bu da güzel oldu. Bir iki kez, “Merhaba, nasılsın?” dediğim insanlar var sadece. O yüzden bazılarını ilk gördüğümde, “Bu böyle biridir,” diye düşündüm ama hiç öyle çıkmayanlar oldu. “Çok iyi yalan söyler,” dediklerimin yapamadığını, fire verdiğini gördüm. “Bu kişinin ne yaptığı hemen anlaşılır,” dediğim halde hâlâ çok iyi gidenler var. Herkes ayrı ayrı şaşırtıyor.

Yani izleyici de epey şaşıracak gibi görünüyor.

Evet. Ben burada böyle şaşırıyorsam onlar çok daha fazla şaşıracak.

giray altınok

Bu içeriği paylaş
TarafındanYağmur Çöl
İstanbul'da doğdu, İstanbul'da yaşıyor. Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde okudu. İngiliz ve Alman Edebiyatına, polisiyeye ve sinemaya meraklı.

Episode Dergi

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Son Bölümlerimiz...

Podcast

Kritik Eşik – 58: Yabani

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Yabani dizisini konuşuyor.

LISTEN
58. Bölüm
Süre: 7:13

Kritik Eşik – 57: Kirli Sepeti

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Kirli Sepeti'ni konuşuyor.

LISTEN
57. Bölüm
Süre: 11:21

Kritik Eşik – 56: Dilek Taşı

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Dilek Taşı dizisini konuşuyor.

LISTEN
56. Bölüm
Süre: 15:36

Kritik Eşik – 55: Bambaşka Biri

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Bambaşka Biri dizisini konuşuyor.

LISTEN
55. Bölüm
Süre: 19:07

Kritik Eşik – 54: Aile ve Adım Farah Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Aile ve Adım Farah'ı konuşuyor.

LISTEN
54. Bölüm
Süre: 18:18

Kritik Eşik – 53: Ömer ve Yargı Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Ömer ve Yargı dizilerinin yeni sezonları.

LISTEN
53. Bölüm
Süre: 19:30

Son Bölümlerimiz...

Video

Episode TV’nin Sevilen Programı ‘Oben Budak’la Falan Filan’ Yeni Bölümüyle Yayında

Episode TV’nin sevilen programlarından Oben Budak'la Falan Filan heyecan verici yeni bölümüyle…

‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’nin Yeni Bölümünde Mutluluk Konuşuldu

Episode TV'nin sevilen programlarından Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi'nin 4. bölümü, 8…

Episode TV’nin ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Programının 3. Bölümü Yayınlandı

Bugün yayınlanan Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi 3. bölümünde "Nikahta Keramet Var…

Episode TV’den ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Kendine Has Üslubuyla Devam Ediyor

Episode Dergi YouTube kanalı Episode TV’nin yeni içeriklerinden Deniz Tezuysal ile Kesin…

Mehmet Kurtuluş Episode’a Konuştu

Kurz und schmerzlos (1998), Im Juli (2000), Gegen die Wand (2004) gibi…

Popüler İçerikler

Ecem Erkek’ten Tek Kişilik Müzikli Oyun: ‘Kara Kız’ Prömiyerde Ayakta Alkışlandı

BKM yapımı, Ecem Erkek’in kaleme alıp sahnelediği tek kişilik müzikli oyun Kara…

Editör
Tarafından Editör

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Çok Okunanlar

Aşk mı, Kaos mu? ‘Bize Bi’şey Olmaz’ Tam O Arada Bir Yerde

Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda Yasemin Şefik'le birlikte kapağımıza konuk olan…

Yasemin Şefik
Tarafından Yasemin Şefik
Dizi dünyasının tek adresi: Episode Gelişmeleri takip etmek için yeni sayıyı okumayı unutmayın!