Episode Dergi Haziran sayısında Ece ve Serkan Ölçer’le besteleri konuştuk.
Bir diziyi ya da filmi izlerken çoğu zaman fark etmeden peşinden gittiğimiz şey yalnızca hikâye değildir; duygunun ritmini belirleyen görünmez bir müzik de bize eşlik eder. Son yıllarda hem ana akım televizyonun en çok izlenen yapımlarında hem de dijital platformların dünyasında imzasını gördüğümüz Ece ve Serkan Ölçer, tam da bu görünmez anlatının peşinden giden iki besteci.
Kızılcık Şerbeti’nden Zeytin Ağacı’na, Yaz Evi’nden Sorgu’ya uzanan üretim yolculuklarında her proje için yeni bir ses evreni kuran ikili, televizyon ve dijital platformların müzikal farklarını, birlikte
üretmenin dinamiklerini ve son dönemde eşzamanlı yürüttükleri Yaz Evi ile Zeytin Ağacı projelerinin yaratım süreçlerini anlattı.
ANA AKIM MEDYA İLE DİJİTAL MEDYA ARASINDAKİ FARK
Ana akım ve dijital platform arasındaki en büyük fark dizilerin süreleri ve yayın zamanlamaları diyebiliriz.
Ana akım medya belirli bir formata ve izleyici alışkanlıklarına sadık kalmanızı gerektiren daha oturmuş bir ritme sahip. Dijital platformlar ise süre kısıtlamasının daha esnek olduğu, yaratıcı risklerin alındığı ve sessizliğin bir enstrüman olarak kullanılabildiği çok daha deneysel alanlardır. Ana akımda hikâyeyi sürükleme görevi müziğe daha çok yüklenirken dijitalde atmosferi detaylandırma ve derinleştirme ön planda tutulur.
ÇİFT OLARAK ÇALIŞMANIN DİNAMİKLERİ
En büyük avantaj, birbirimize eleştirel gözle bakabilmemiz diyebiliriz. Çünkü bir müzik yaratmak beraberinde birçok soruyu da doğurur. Yaptığınız müziğin projeye uygunluğuyla veya yakışmasıyla ilgili kendinize sorular sormaya başlarsınız. O an sizin dışınızda güvendiğiniz bir müzisyenin de fikirleri, olumlu yada olumsuz fark etmez, birçok sorunun cevabı olabilir. Aynı evi paylaşmak müzikal fikirlerimizin mesai saatleriyle sınırlı kalmamasını da sağlıyor. Bir sabah kahvesinde ya da gün sonunda projelerin ruhu üzerine kurduğumuz diyaloglar, fikirler işin daha doğal olması adına bize çok daha yol gösterici olabiliyor. İkimiz de birbirimizin çaldığı enstrümanlardan faydalandığımız için üretme aşaması hem çok zevkli hem de çok konforlu hale geliyor.

ÖNE ÇIKAN PROJELER
Kariyerimizin farklı dönemlerinde imza attığımız Kızılcık Şerbeti, Yalancı, Duy Beni, Yürek Çıkmazı gibi ana akım projeler bize büyük kitlelerin duygusunu yönetme disiplini kazandırdı. Diğer yandan Zeytin Ağacı, Sorgu, Sarmaşık Zamanı, Yaz Evi ve Vicdansız gibi dijital dünyanın getirdiği deneysel ve özgür alanlar da yaratıcılığımızı farklı renklerle beslememize çok büyük katkıda bulundu. Her proje kendi özgün ses evrenini yaratmak için bizi yeni teknik arayışlara yönlendirdi.
DİZİ MÜZİKLERİNDE EN ÇOK NE İSTENİYOR?
Günümüzde yönetmenler ve yapımcılar artık hazır formüller yerine hikâyenin dokusuna işlemiş organik tınılar arıyor. Müzikal perspektif olarak kusursuz ancak ruhu olan müzikler yaratmaya odaklanıyoruz. Müziğin seyirciye duyguyu dikte etmesi değil, sahnenin alt metnini güçlendiren anlatıcı olması daha çok isteniyor. Bizim işimiz atmosferi sadece duyulur değil, daha çok hissedilir kılmak diyebiliriz. İyi bir dizi müziği, jeneriği veya bir temayı duyduğunuz an sizi hikâyenin içine çekebilmelidir. Temelde bir besteciden en çok beklenen şey bu oluyor.
SEKTÖRE GİRİŞ
İkimiz de uzun süre sahne ve stüdyo müzisyenliği yaptık. Ayrıca şarkı düzenlemeleri ve bestecilikle de profesyonel olarak sektörde uzun zamandır çalışıyorduk. Dizi ve film müziği bestelemek ikimizin de içinde olan bir istekti. Açıkçası o dönemde sektörün bu tarafına yabancı olduğumuz için nasıl ve nereden başlamamız gerektiğini tam bilmiyorduk. İlk projemiz oyuncu ve aynı zamanda müzisyen olan bir arkadaşımızın bize, “Oynadığım dizinin müziklerini yapmak ister misiniz?” diye sormasıyla ve bizim de hemen kabul etmemizle başladı. Daha sonra girdiğimiz auditionlarla aldığımız projeler sektörün bu tarafındaki kariyerimizin başlangıcı oldu.
YAZ EVİ VE ZEYTİN AĞACI’NIN MÜZİK PRODÜKSİYONU
Bir müzik prodüktörü ve besteci olarak projenin başına oturduğunuzda öncelikli amacınız ekrandaki hikâyenin ritmini ve tonunu doğru enstrümanlarla desteklemektir. Son dönemde birlikte stüdyoda tam olarak bu ton dengesi üzerinde durduk. Elimizde eşzamanlı yürüyen iki büyük proje vardı: Prime Video’da yeni yayınlanan Yaz Evi filmi ve Netflix’te üçüncü sezonu yayınlanan Zeytin Ağacı. Aynı zaman diliminde bu iki projenin müzikal dünyasını tasarlamak stüdyoda ciddi bir odaklanma ve esneklik gerektirdi. Çünkü iki işin prodüksiyon matematiği birbirinden tamamen farklıydı.
Yaz Evi’nin müzikal dünyasını kurarken bizim için ana referans noktası karakterin geçmişe yaptığı yolculuk oldu. Görüntüde Ege atmosferi ve sıcak bir yaz tonu hâkimken senaryonun alt metninde zaman algısını büken fantastik bir kırılma, bir zaman yolculuğu hikâyesi yatıyordu. Bu noktada yönetmenimiz Erdem Tepegöz’ün kurduğu güçlü sinematik dil ve görsel vizyon, müzikteki sınırları belirlememizde bize net bir yol gösterdi.
Gizemli ve katmanlı dünyayı, yazın getirdiği o taze ve dinamik hissiyatı gölgelemeden müzikle desteklemek gerekiyordu. Genellikle “yaz projelerinin müzikleri daha hafiftir, formülü bellidir” gibi düz bir mantık yürütülür. Ancak işin içine fantastik öğeler ve dönem geçişleri girince durum tamamen farklı bir dinamiğe bürünüyor. Stüdyoda enstrümanları seçerken en çok mesai harcadığımız kısım bu dengeyi yakalamaya çalışmak oldu. Müziğin ne zaman günümüzün flörtöz yaz temposunda kalacağı, zamanın kırıldığı anda seyirciyi o fantastik dünyaya ne zaman taşıyacağı tamamen detaylarla ve doğru sound tercihleriyle belirlendi.
Bir yandan da Zeytin Ağacı’nın müzikal dünyasıyla meşguldük. Aile dizimi, köklerle bağ kurma, organik ve mistik tınıları işlerken diğer yanda Yaz Evi’nin modern ve fantastik dünyasına geçiş yapıyorduk. İşin ilginç tarafı, iki dizi de farklı janrlarda olsa da temelde geçmişle ve zamanla kurulan bağ üzerineydi. Biz de stüdyoda yan yana iki bilgisayarın başında bu iki farklı konseptin müzikal dünyasını tasarladık