Komediden Korkuya: Curry Barker

Neslihan Atcan Altan
14 dakikalık okuma

Episode Dergi Temmuz sayısında Neslihan Atcan Altan, korku sinemasının yeni yüzü Curry Barker’ı anlatıyor.

Malumunuz, Obsession (2025) bir milyon dolar altı bütçeli filmler arasında 400 milyondan fazla gişe hasılatı yaparak bu kulvarda birinci sıraya yerleşti. (Kendini büyük Hollywood stüdyo yöneticileriyle toplantıda sanan deli açıklaması gibi oldu.) Atmosfer ve ambiyans yaratma derdi olmadan, hepimizi gündelik keşmekeş ve sıkıcı rutinler içinde korkutan yeni jenerasyon korku filmlerinin şu aralar en çok konuşulan filmi bu, Türkçeye Saplantı diye çevireceğimiz yapım.

20 yaşındaki yönetmen Kane Parsons’ın Backrooms’u da aynı şekilde büyük yankı yaptı ve yapımcı şirket A24’ün şu ana kadar en yüksek gişe hasılatı yapan filmi oldu ama o başka bir yazı konusu. Evrene enerji yollayan güruhun dikte ettiği, “Aman, dileğini detaylandır da istediğin şekilde olsun!” düsturunun çerçevelediği ve body horror unsurları da barındıran yapımın arkasındaki isim Curry Barker da doğal olarak bu başarısıyla dikkatleri üzerine çekti.

O zaman -niyeyse- bir Barker dosyası açalım, burada bulunsun. Curry Barker, grafik tasarımcısı bir anne ve sonradan senarist olmuş bir babanın Mobile, Alabama’da doğmuş üç oğlundan biri. Sinema aşkı 11 yaşında Texas Chainsaw Massacre filmini izlemesiyle başlıyor ve akabinde yani yaşı tutunca, kendini New York Film Academy’nin Los Angeles kampüsünde buluyor.

Orada şimdiki yakın dostu ve işbirlikçisi Cooper Tomlinson’la tanışan Curry Barker -bir nevi Damon Affleck bromance’i gibi ama değil- çoğu başarılı yönetmen gibi okulu bırakıp Tomlinson’la yazıp çektikleri komedi skeçlerini YouTube üzerinden yayınlamaya başlıyor. Bir süre sonra da komedi, korku türüne evriliyor.

Bu noktada özellikle The Chair (2023), Warnings (2023) ve Heavy Eyes (2022) benim nazarımda daha sonra gelecek ilk uzun metraj işi Milk & Serial (2024) ve sonra herkesi delirtecek Obsession’ı muştulayan yapımlar -şu hayatta muştulama fiilini hiç kullanmadım demeyeceğim o an geldi-.

Peki, nedir Sayın Curry Barker’ın tarzı, felsefesi falan? -falan mı-. Bunu sizler için beş madde altında topladım. Sonra başka bir şeyler daha yazdım. Gözler bir sonraki sayfaya şimdi.

curry barker

“Doğaüstünü gündelik ilişkilere yerleştir.”

Ben demedim, o demiş. Bizzat kendi ağzından çıkan lakırdı. Bu düsturu The Chair, Warnings, Milk & Serial ve Obsession üzerinden düşünürsek her birinde asıl mevzunun duygusal bir ilişki ve/veya ilişkiler etrafında ilerlediğini görüyoruz. Mesela The Chair’deki korkunun çıkış kaynağının yas ve suçluluk duyguları oluşu, Warnings’teki doğaüstü korkunun yine bireysel ilişkiler etrafında örülmesi, Milk & Serial’da işlenen dostluk ve online performans öğelerinin korkunç bir şekle dönüşmesi Curry Barker’ın çıkış noktasının bireyler arası ilişkiler olduğunun bir kanıtı.

Aynı şekilde Obsession’a bakalım; aşk ve saplantı, doğaüstünün önüne geçiyor. Curry Barker bu banal/gündelik korku damarını bilinçli bir tercih olarak konumlandırıyor: “Çıkış noktası, bizim insan olarak bir şeylere saplantılı biçimde bağlanabilmemiz fikriydi,” diyen Curry kardeş -kelimelerdir yazıyorum; biraz samimi hitap etmek hakkım- ilhamını da Misery gibi filmlerden aldığını ekliyor.

Ama filmin asıl çıkış noktası çoğumuzun ama özellikle benim jenerasyonun bayıldığı The Simpsons’ın “Treehouse of Horror” bölümlerinden birinde, Bart’ın maymun pençesiyle kaos yarattığı o ünlü sahne. Nasıl? Ne güzel bir başlama noktası değil mi? Burada aslında ünlü felsefeci Todorov’un fantastik kuramına açılan bir kapı da yok değil: Todorov’a göre fantastik tür, doğaüstü ile rasyonel açıklama arasındaki tereddüt anında var olur. Curry Barker’ın doğaüstünü gotik bir atmosfer yerine müzik dükkânı, taşra gibi son derece “banal” mekânlara itelemesi, bu tereddüdü benim de eşe dosta vurguladığım gibi, klasik korku atmosferinden çok gerçekçi bir ortama taşıyor; korku, dekordan değil, gündelik olanın içine sızmasından doğuyor. Daha Obsession’la ilgili konuşacağım ama önce biraz daha Curry bro’yu çözümleyelim.

Korku sadece korkutmamalı; eğlendirmeli de.

O nasıl olacak, o? İki üç şeye güldük diye eğlendik mi oldu Curry efendi -yüz göz olma hali-? Benim kişisel korkaklığım bir yana, kendisi de bazı röportajlarında belirttiği gibi, komediden korkuya geçen bir yönetmen olarak iki tür arasındaki zamanlama, gerilim, sürpriz ve duygu boşalımı gibi unsurların paralelliğini kendi avantajına kullanıyor ve bu şekilde filmlerinde garip bir eğlenceli yön olabiliyor. Ben buna hiç katılmıyorum ama kendisinin dediklerini yok sayamam. Anlatmış durmuş, yok filme test gösteriminde çok gülen olmuş da…

Benim Obsession özelinde 1 saat 48 dakika boyunca pek gülüp eğlendiğim olmadı açıkçası. Hadi, tüm izlediğim filmlerini düşüneyim, belki iki üç yerde tebessüm etmişimdir. Bu arada bu konuda yalnız değilim çünkü beyefendinin dostu ve işbirlikçisi Tomlinson, filmi izlerken hiç tepki vermemiş. Tomlinson benden.

Kurgu, parçaları birleştirmek değil, hikâye anlatıcılığının önemli bir parçasıdır.

Gerçekten gerek kısa gerek uzun metrajlı filmlerindeki kurgu pek de alışık olmadığımız şekilde yapılmış. Yapılmış derken, bahsettiğim tüm filmlerin kurgucusu da Curry Barker’ın kendisi. 10 yaşından beri kurgu yaptığını dile getiren Curry Barker Paşa, bu konuda tevazu göstermiyor. Niye göstersin zaten? Ani kesmeler, beklenenden önce biten sahneler veya sona ermesi gereken sahneleri, daha doğrusu kareleri uzatması hep onun gerilimi artırma ya da karakterleri ve seyirciyi
garip hissettirme isteğinden kaynaklanıyor.

Ayrıca özellikle kısa filmlerinde ve Obsession’ın bazı sahnelerinde seyirci olarak -doğaüstü bir varlık olarak değil yani, bravo- karenin içinde korku nesnesi arayıp durdum. Kim, nerede, ay n’oluyor diye diye gözlerim karelerin içinde gezindi. Bu da bana mahsus bir şey değil; yine Curry Barker’ın bilinçli bir şekilde anksiyete yaratmak için uyguladığı bir teknikmiş. Yine ben onun yalancısıyım.

Gölgeler her zaman daha korkutucu.

Curry Barker’ın hikâye anlatıcılığında görsel bilgi hep geri planda. Bu ne demek? Görmeyi umduğumuzu bizimle paylaşmıyor. -“Siz kimsiniz ki?” dese yeri gibi oldu.- Bu durumda da doğaüstü varlık ya da varlıklar fazla vurgulanmadan biz yine de korkmuş oluyoruz. Ben her şekilde korkmuş oluyorum ama o mizacımdan. Bir de mesela ben The Chair’in sonunu yorumlayamadım. Yorumladım da önce başkalarından duymak istiyorum düşüncelerini. Hep ben anlatamam ya?

Komedi ve korku birbirinden ayrılamaz.

Bu aslında yukarıdaki ikinci maddeye benzer bir nokta ama Curry Barker özellikle komedi geçmişinin şu anki yönetmenliğinin temeli olduğunu defalarca vurguladığı için ben de bir kez daha dile getirmek istedim. Hatta Curry Barker bir sonraki filmi Anything But Ghosts’la ilgili olarak “Scooby-Doo havasında” ifadesini kullandı. Bu da yine komedinin kendisi için ne kadar vazgeçilmez bir unsur olduğunu bize anlatıyor. Ben pek görmedim ama olsun. Bir kez daha izleyeyim bari. Mümkünse Tomlinson’la izleyeyim.

SONDAN ÖNCEKİ TAHLİL

Sinemanın bu yeni dâhi çocuğu hakkında endüstriden birkaç önemli isimden de bahsetmek ve dikkatinizi çekmek isterim. Steven Spielberg, Obsession’ın başarısı üstüne bizimkini -bizimki mi?- arıyor ve ona bazı kariyer tavsiyelerinde bulunuyor. Buna kaldı çünkü tavsiye vermek demek isterdim ama mümkün değil. Seversin sevmezsin ama o Spielberg. Neyse Spielberg’ün tavsiyesi şu: “Her filmine ilk filmin gibi yaklaş ve tek bir başarının seni bir yere getirdiği hissine kapılma.” Kısaca “Akıllı ol” da diyebilirdi bence ama ikimiz farklıyız sonuçta. Korku sinemasının son zamanlardaki en ruh hastası isimleri de Barker’ı kutlamayı ihmal etmemişler.

Insidious (2010) ve Conjuring (2013)’in yönetmeni James Wan, düşük bütçeli korku filmlerinin aslan yürekli yapımcısı ve bu filmler için kurduğu Blumhouse Productions’ın CEO’su ve Curry Barker’ın Obsession’ının bittikten sonra yürütücü yapımcılığını üstlenen ve hatta şu an Curry Barker’ın üstünde çalıştığı yeni uzun metrajı Anything But Ghosts’un yapımcılığını yürüten Jason Blum, Barbarian (2022) ve Weapons (2025)’ın yönetmeni Zack Kregger ve Hereditary (2018) ve Midsommar (2019) gibi bizi gerçekten çok farklı yerlerden vuran filmlerin yönetmeni Ari Aster, Barker’a kucak açmış isimlerden.

Bu isimlerden özellikle Kregger ve Aster bence Curry Barker’ın tarzına en yakın isimler. Aslında Jordan Peele’ı da özel likle “uncanny” noktasında düşününce Barker’ın Obsession’ı, Peele’ın işlerine benzer bir çizgide. Ne diyorum ben? Derinleşme hareketleri bunlar.

“UNCANNY” DE NEYİN NESİ?

Kökeni Freudyen bir motife dayanıyor “uncanny”nin: Unheimlich… Almancadan Türkçeye tekinsizlik diye çevirebileceğimiz bu kavram, tanıdık olanın birden yabancılaşması ve tehdit edici bir hale gelmesi demek. Uncanny de bunun İngilizcesi diyebiliriz. Dünya edebiyatında ve kendimce daha bilgili olduğum İngiliz ve Amerikan edebiyatında tonlarca örneği olan “uncanny” motifini şimdilik tek örnekle açıklamaya çalışayım: E.T.A Hoffman’ın The Sandman (1816) hikâyesindeki kadın karakter ve arzu nesnesi Olympia, tam olarak “tekinsiz”dir. Hikâyenin ana karakteri Nathaniel, caddenin karşısındaki evin penceresinde gördüğü Olympia’ya saplantılı şekilde âşık olur ama gittikçe Olympia’da “tekinsiz” bir şeyler olduğunu hisseder.

Mesela gözleri boş bakmaktadır. Tek heceli kelimelerle konuşur. Sonunda anlarız ki Olympia iki mucidin yarattığı bir robottur. Başta arzunun nesnesi olan “kadın” artık Nathaniel’in âşık olduğu kadın değildir. Tıpkı Barker’ın Obsession’ındaki Nikki karakteri gibi. Öff, aşırı spoiler verdim! Hikâyeyi okuyun ama ya… Cidden çok güzel. Öyle havadan gelmiyor bu işler. Bakın, hikâye, 1816 diyorum ya!

OBSESSION VE UNCANNY VE DİLEKLER

Obsession’daki dilek/istek motifi de Freudyen bir okumaya fazlasıyla açık: Bilinçdışı arzunun harfiyen gerçekleşmesi, arzu nesnesinin, öznenin kontrol edemediği bir şeye dönüşmesi; Freud’un “Unheimlich” (tekinsizlik) kavramıyla bire bir örtüşen yapı bu işte. Tanıdık olan (aşk, arzu nesnesi Nikki) birden yabancılaşıp tehdit edici hale geliyor çünkü Nikki, bu sümsük Bear’i (erkek karakter) Bear onu doğaüstü güçler sayesinde elde etmedikçe ne yapsın? Bear de bunun farkında ki Nikki’yi kendine teslim etmiyor bir türlü.

Jordan Peele’in Us (2019) ve Get Out (2017) ’unda da doppelganger, yani kötü ikiz diyebileceğimiz karakterler “uncanny” motifini işliyorlar. Nikki de aynı şekilde Bear yüzünden bedeni ve ruhunu bilmediğimiz ve anlamadığımız bir varlığa teslim etmek zorunda kalıyor. Doğal olarak da Bear için Nikki artık tanımadığı başka bir varlık haline geliyor. Bu arada filmle ilgili okuduğum bir teori de Nikki’nin bedenini ele geçiren varlığın filmin başında ölen Bear’in kedisi olduğunu iddia ediyor. Aslında Nikki’nin beden dili ve halet-i ruhiyesi psikopat bir kedininkini andırmıyor desem yalan olur ama Nikki’nin bedeni işgal edilmiş hali psikopat bir kedi kadar sevimli ve sevilesi değil. Spoiler üstüne spoiler verdim ya!

EN SON TAHLİL

Curry Barker, YouTube kökenli komedi-korku harmanı (Cooper Tomlinson’la “that’s a bad idea” mirası) işleriyle Bakhtin’in karnavalesk/tür melezliği kavramına da uyuyor. Klasik tür hiyerarşisini bozan, yüksek gerilim anlarıyla gündelik/kaba komediyi iç içe geçiren bir mantık bu. Ciddiyet sürekli kesintiye uğruyor. İlişkiler kesintiye uğruyor. Beklentiler kesintiye uğruyor. Kim bilir belki de bu tarz, genç kuşağın “elevated horror” -nitelikli korku türü şeklinde açıklayabiliriz- akımına bir tepki sayılabilir. Barker korkuyu yüceltmek yerine komediyle iç içe sokarak bir bakıma seviye eşitliyor, deniyor. Ben hâlâ o kadar komik bir şey görmediğimi iddia ediyorum ama artık kendimden şüphe ettim ben de.

BU EN EN SON TAHLİL

Barker genç yaşına rağmen sette ne istediğini, film çekiminin ilk gününden itibaren son derece net bilen bir yönetmen. Bu kadar düşük bütçeli bir filmin nasıl bu kadar başarılı olduğu sorulduğunda söylediği önemli bir şey daha var bu arada: Son zamanların en önemli ses teknolojisi, Dolby Atmos. Bu teknoloji sayesinde filmin beyazperdede devleştiğini ve bununla gurur duyduğunu söylüyor Barker. Epey uzun lafın kısası, yok yapımcıydı, yok dağıtımcıydı demeden YouTuber olarak başladığı bu yolculuk, 27 yaşındaki Barker için tam gaz devam ediyor. Ama bu ani şöhretin onu biraz sersemlettiğini de saklamıyor bizimki çünkü kendisinin iddiasına göre bu başarı onun için beklenmedik bir durummuş. “Ne yaptım ben?” diye kendine sorduğunu ve beyninin henüz bu bilgiyi işleyemediğini itiraf ediyor.

Bir de düşünsenize, türlü teknolojilerin havada uçuştuğu, A24’ün bile AI temelli ortaklıklar peşinde olduğu, yapım şirketlerinin tekelleştiği, fikir ve hikâye anlamında zavallı bir yoksulluk ve yoksunluk içindeki Hollywood’da kendi çapında takılan Barker, cebindeki 450 bin dolara mal ettiği filmiyle belki de bir sonraki nesle ilham olacak ve bizi daha da şaşırtacak işler çıkacak ve biz de bu vasat Hollywood yapımlarından sıyrılacağız. ŞU an elimizde Obsession’daki Wishing Willow olsa iyi olmaz mıydı hazır dilek ve temenniler bölümü başlamışken? Aman neyse, Hollywood’u kurtaracağız diye kendimizden olmayalım. Dileğimizi Barker’a yöneltelim.

DİLEK VE TEMENNİLER

Barker’ın sinemacı olmasında en önemli filmlerden biri olan ve benim aşırı sinirimi bozan Texas Chainsaw Massacre’ın remake’ini kendisinin yapacağını düşünecek olursak beyefendi kendi dairesini tamamlayacak gibi görünüyor. Yani o kadar şoke edici bir filmin remake’ini de sanırım Barker yapabilir. Umarım yapar. Çıt!! -Bilmeyenler için; wishing willow’a dilek diledim ve kırdım; çıt sesi onun sesi.- Yani şu an önümüzde Barker’dan izleyeceğimiz iki yapım var: Anthing But Ghosts ve Texas Chainsaw Massacre. Umarım ikisi de korku sineması izleyicilerini ve bunları yapan Curry Barker’ın mutlu eder. Çıt… Anladınız siz onu.

Etiketler:
Bu içeriği paylaş

Episode Dergi

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Üyelik Sözleşmesi ve Gizlilik Politikası metinlerini okudum ve onaylıyorum.

Son Bölümlerimiz...

Podcast

Kritik Eşik – 58: Yabani

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Yabani dizisini konuşuyor.

LISTEN
58. Bölüm
Süre: 7:13

Kritik Eşik – 57: Kirli Sepeti

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Kirli Sepeti'ni konuşuyor.

LISTEN
57. Bölüm
Süre: 11:21

Kritik Eşik – 56: Dilek Taşı

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Dilek Taşı dizisini konuşuyor.

LISTEN
56. Bölüm
Süre: 15:36

Kritik Eşik – 55: Bambaşka Biri

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Bambaşka Biri dizisini konuşuyor.

LISTEN
55. Bölüm
Süre: 19:07

Kritik Eşik – 54: Aile ve Adım Farah Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Aile ve Adım Farah'ı konuşuyor.

LISTEN
54. Bölüm
Süre: 18:18

Kritik Eşik – 53: Ömer ve Yargı Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Ömer ve Yargı dizilerinin yeni sezonları.

LISTEN
53. Bölüm
Süre: 19:30

Son Bölümlerimiz...

Video

Episode TV’nin Sevilen Programı ‘Oben Budak’la Falan Filan’ Yeni Bölümüyle Yayında

Episode TV’nin sevilen programlarından Oben Budak'la Falan Filan heyecan verici yeni bölümüyle…

‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’nin Yeni Bölümünde Mutluluk Konuşuldu

Episode TV'nin sevilen programlarından Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi'nin 4. bölümü, 8…

Episode TV’nin ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Programının 3. Bölümü Yayınlandı

Bugün yayınlanan Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi 3. bölümünde "Nikahta Keramet Var…

Episode TV’den ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Kendine Has Üslubuyla Devam Ediyor

Episode Dergi YouTube kanalı Episode TV’nin yeni içeriklerinden Deniz Tezuysal ile Kesin…

Mehmet Kurtuluş Episode’a Konuştu

Kurz und schmerzlos (1998), Im Juli (2000), Gegen die Wand (2004) gibi…

Popüler İçerikler

Başka Bir Evrende: ‘Aşk-ı Memnu’ Müzesi

Episode Dergi Temmuz sayısında Cenzighan Özcan, Aşk-ı Memnu müzesini hayal ediyor. BİR SABAH YÜRÜRKEN AKLIMA…

Cengizhan Özcan
Tarafından Cengizhan Özcan

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!
E-Bülten'imize Abone Olun!

Çok Okunanlar

Komediden Korkuya: Curry Barker

Episode Dergi Temmuz sayısında Neslihan Atcan Altan, korku sinemasının yeni yüzü Curry Barker'ı anlatıyor. Malumunuz,…

Neslihan Atcan Altan
Tarafından Neslihan Atcan Altan
Dizi dünyasının tek adresi: Episode Gelişmeleri takip etmek için yeni sayıyı okumayı unutmayın!