Geleceği görmek kulağa bir süper güç gibi gelebilir. Peki, gördüklerin kendi hayatına, aşkına ve hatta ölümüne uzandığında? Disney+’ın yeni orijinal filmi Öngörü’de Selen karakteriyle karşımıza çıkan Hilal Altınbilek tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Kontrolü elinde tutmaya alışmış bir kadının bilinmezlikle sınavını canlandıran Altınbilek’le Selen’i, aşkın kaderle kesiştiği noktayı, seçimleri ve geleceği gerçekten bilmek isteyip istemeyeceğimizi konuştuk.
Selen, başkalarının geleceğini görebiliyor ama kendi geleceğiyle karşılaştığında bütün dengesi değişiyor. Sizce insan başkalarının hayatına dışarıdan bakarken neden kendi hayatında bu kadar körleşiyor?
Sanırım dışarıdan baktığımızda daha objektif olabiliyoruz. Kendi hayatımız söz konusu olduğunda ise işin içine korkularımız, duygularımız, beklentilerimiz giriyor. Selen de başkalarının geleceğine müdahale ederken çok daha cesur; konu kendisi olduğunda bütün o cesaretin yerini korku ve endişe alıyor.
Selen’in yeteneği bir güç mü yoksa zamanla yüke dönüşen bir şey mi? Onu oynarken hangisini daha fazla hissettiniz?
Ben daha çok yük tarafını hissettim. Çünkü geleceği görmek çok büyük bir güç gibi görünse de beraberinde çok büyük bir sorumluluk getiriyor. Bir şeyi gördükten sonra artık onu görmemiş gibi yaşayamıyorsunuz.
Bir insan kendi ölümünü görse hayatını daha cesur mu yaşamaya başlar yoksa daha korkak mı?
İlk anda kesinlikle korkar diye düşünüyorum. Ama o korkuyla ne yaptığı, insanı değiştirir. Belki bir noktadan sonra, “Madem zamanım sınırlı, gerçekten yaşamalıyım,” duygusu ağır basar. Selen’in yolculuğunda da biraz bunu görüyoruz.

Selen yıllarca başkalarının kaderine dokunuyor. Gerçek hayatta geleceği görebilseydiniz insanların hayatına müdahale eder miydiniz yoksa “bazı şeyler yaşanmalı” mı derdiniz?
Çok zor bir soru. Birinin başına gerçekten kötü bir şey geleceğini bilsem susabileceğimi sanmıyorum. Ama her şeyi değiştirmeye çalışmak da başka bir tehlike. Çünkü bazı deneyimlerin bizi nereye götüreceğini önceden bilemeyiz.
Filmin çok güçlü bir sorusu var aslında: Geleceği bilmek mi daha zor, bilmemek mi? Hilal’in cevabı ne?
Bilmemek insana umut ve ihtimal bırakıyor. Geleceği kesin olarak bilmek ise bugünü özgürce yaşayabilme duygusunu elinden alabilir. Bu sebeple bilmek daha zor diyebilirim.
Selen’in rüyasında gördüğü Kemal, bir noktada kaderinin parçasına dönüşüyor. Birine, “Kaderimde varmış,” dedirten şey sizce nedir?
Bazen bir insan hayatınıza öyle bir zamanda ve öyle bir şekilde giriyor ki, geriye dönüp baktığınızda tesadüf demek yetmiyor. Bence, “Kaderimde varmış,” hissi biraz da böyle bir şey.
Selen’in Kemal’e yaklaşımında aşk mı daha baskın, hayatta kalma içgüdüsü mü? Bu ikisinin birbirine karıştığı yerler var mı?
Başlangıçta kesinlikle hayatta kalma içgüdüsü. Kemal, Selen için kendi geleceğinin ve ölümünün sırrını çözebilecek biri. Ama onu tanıdıkça bu motivasyon değişiyor ve kontrol edemediği gerçek bir duyguya dönüşüyor. Bence hikâyenin en güzel taraflarından biri de bu.
Birini geleceğinde gördüğün için ona âşık olmakla âşık olduğun için onu geleceğinde görmek arasında çok ince bir fark var. Selen hangisini yaşıyor?
Selen önce Kemal’i geleceğinde gördüğü için hayatına alıyor ama sonra ona gerçekten âşık oluyor. Bir noktadan sonra Kemal artık geleceğe dair bir ipucu olmaktan çıkıyor; kaybetmek istemediği bir insana dönüşüyor.

Aşkta kadere inanır mısınız yoksa ilişkilerin tamamen seçimlerimizin sonucu olduğunu mu düşünürsünüz?
İkisinin de payı olduğuna inanıyorum. Karşılaşmaların bazen kader olduğuna inanabilirim ama sonrasında ne yaptığımız, o ilişkiyi nasıl yaşadığımız bence tamamen seçimlerimizle ilgili.
Gelecekte bir ilişkinin biteceğini kesin olarak bilseniz yine de o ilişkiye başlar mıydınız?
Her güzel şey sonsuza kadar sürmek zorunda değil. Bazen sonunu bilmek yaşananları daha az değerli yapmıyor.
Selen’i oynarken psikolojik olarak en fazla zorlayan duygu neydi: Ölüm korkusu, belirsizlik, kontrolü kaybetmek mi yoksa âşık olmak mı?
Kontrolü kaybetmek diyebilirim. Çünkü Selen zaten hayatını kontrol altında tutarak güvende kalmaya çalışan biri. Hem kendi ölümünü görmek hem de âşık olmak aslında onun kurduğu bütün güvenli alanı aynı anda dağıtıyor.
Sema Ergenekon’un kurduğu bu dünyada gerçek ile sezgi, rüya ile gelecek birbirine karışıyor. Oyuncu olarak bu sınırı nasıl kurdunuz?
Ben Selen açısından rüyaları da gerçek kabul ederek oynamaya çalıştım. Çünkü onun için gördükleri hayal değil; gerçekleşeceğini bildiği şeyler. Dolayısıyla rüyadan çıktığı anda bile o duygunun bedende ve zihinde devam etmesi benim için önemliydi.
Ali Bilgin’le Selen’in dünyasını oluştururken karakter için özellikle konuştuğunuz, “Burayı böyle oynamalıyız,” dediğiniz bir nokta oldu mu?
Selen’in korkularını çok görünür oynamamak önemliydi. Çünkü o yıllardır bunlarla yaşamayı öğrenmiş biri. Daha kontrollü, içine atan, dışarıdan sakin görünen ama içinde sürekli telaş yaşayan bir kadın olmasında hemfikirdik.
Bir Öngörü sorusu: Bundan beş yıl sonraki Hilal’i birkaç saniyeliğine görebilme şansınız olsa bakar mıydınız yoksa sürprizi bozmak istemez miydiniz?
Sanırım bakmazdım. Merak ederdim tabii ama hayatın en güzel taraflarından biri ne olacağını bilmemek. Beş yıl sonraki Hilal’i zamanı geldiğinde tanımayı tercih ederim.
Serkan Çayoğlu, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
Sema Ergenekon, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
Yönetmen Ali Bilgin, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
