Disney+’ın 28 Ağustos’ta izleyiciyle buluşacak yeni orijinal filmi Öngörü, geleceği görebilmenin gerçekten bir armağan olup olmadığını sorgularken aşk, kader, seçimler ve bilinmezlik arasında güçlü bir dünya kuruyor. Hilal Altınbilek’le başrolü paylaşan Serkan Çayoğlu, canlandırdığı Kemal’i, Selen’le arasındaki ilişkiyi ve kendi hayatında geleceği bilmek isteyip istemeyeceğini anlattı.
Kemal, Selen’in gördüğü gelecekte onu kurtarmaya çalışan adam olarak karşımıza çıkıyor. Bir karaktere, “Birinin kaderinde zaten varsın,” bilgisiyle yaklaşmak oyunculuk açısından nasıl bir duygu?
Bir oyuncu olarak ben bunu biliyorum ama Kemal bilmiyor. O ayrımı yapmak önemliydi. Ben Kemal’i “Selen’in kaderinde olan adam” olarak oynasaydım karakter kaybolurdu. Kemal açısından baktığımda sadece etkilendiği ve zamanla âşık olduğu bir kadın var. Selen’in bildikleri kendi davranışlarını değiştiriyor, Kemal de bu değişiklikleri anlamlandırmaya çalışıyor. Seyircinin ve Selen’in bildiği bir şeyi Kemal’in bilmemesi işin güzel tarafı.
Kemal’in Selen’e yaklaşımını nasıl tarif edersiniz: Koruma içgüdüsü mü, merak mı, aşk mı yoksa kaderin onu sürüklediği bir yer mi?
Başlangıcında kesinlikle merak ve çekim var bence. Sonra bunun aşka dönüştüğünü görüyoruz. Kader demek Kemal açısından doğru değil çünkü kaderden haberi yok. O, kendi seçimlerini yaptığını düşünüyor ve Selen’e doğru gidiyor. Koruma içgüdüsü de ilişki ilerledikçe geliyor. Ama hepsinin temelinde Kemal’in Selen’le yaşadığı o kontrolsüzlüğü sevmesi var bence. Hayatında zaten o birkaç saniyelik bilinmezliğe tutkun bir adam, Selen’le beraber bunu ilk defa duygusal olarak yaşıyor.
Kemal kaderi değiştirmeye çalışan bir adam mı yoksa farkında olmadan tam da kaderin istediğini yapan biri mi?
Kemal kaderi değiştirmeye çalışmıyor çünkü ortada değiştirmesi gereken bir kader olduğunu bilmiyor. O yüzden ikinci tarafa daha yakınım. Kendi kararlarını verdiğini, kendi hayatını yaşadığını düşünüyor ama seyirci başka bir şey biliyor. Zaten kadere karşı çıktığımızı düşündüğümüz an bile belki tam olarak onun gereğini yapıyoruz. Kemal biraz bu bilmezliğin içinde kalıyor.

Bir insan size, “Seni geleceğimde gördüm,” dese ilk tepkiniz ne olurdu? İnanır mıydınız, kaçmak mı isterdiniz?
İlk tepki olarak gülerdim herhalde. İnanacağımı sanmıyorum ama kaçmazdım. Kişi bana yabancı değilse biraz detay isterdim. Ne gördüğünü sorardım. Sonra da muhtemelen söylediklerini kafamdan atamazdım. İnanmasanız bile birisi size geleceğinizle ilgili böyle bir şey söylediği anda zihninizin bir köşesine yerleşir bence.
Film aslında “Gelecek değiştirilebilir mi?” sorusunu da ortaya atıyor. Siz kadere mi, seçimlere mi daha çok inanıyorsunuz?
İkisine de inanıyorum ve birbirinden bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Her gün seçimler yapıyoruz ve bugün verdiğimiz kararların yarınımızı etkilediğini biliyoruz. Ama hayatta her an, her saniye dünyamız değişebiliyor. Ben inandığım doğruların peşinden gidiyorum ve seçimleri de buna göre yapmaya çalışıyorum, gerisini de hayat getiriyor.
Gelecekte sevdiğiniz insanın başına kötü bir şey geleceğini bilseniz onu kurtarmak için ne kadar ileri gidebilirdiniz?
Sevdiğim bir insan söz konusuysa herhalde elimden gelen her şeyi yaparım. Asıl zor olan, ne yaparsanız yapın sonucun değişmeyeceği ihtimalini bilmek olurdu. Çünkü o zaman yardım etmeye mi çalışıyorsunuz, korkunuz mu sizi yönetiyor, söylemeli miyim?.. Bu soruların hepsi birbirine karışmaya başlar. Sanırım değiştirebileceğime dair en ufak bir ihtimal varsa sonuna kadar denerdim ama bunu yaşamadan ne kadar ileri gidebileceğimi söylemek kolay değil.
Kemal’in Selen’e olan duygularında “onu kaybetme ihtimali” aşkı daha mı güçlü hale getiriyor?
Kemal açısından başta böyle bir ihtimal yok aslında. O yüzden aşkı kaybetme korkusuna veya ihtimaline bağlamazdım. Kemal gerçekten Selen’e âşık oluyor. Sonra Selen’in davranışları değiştikçe, aralarında anlamlandıramadığı bir mesafe oluşuyor ve o zaman kaybetme duygusu devreye giriyor. Belki aşkı daha güçlü yapmıyor ama Kemal’in ne kadar bağlandığını ortaya çıkarıyor.
Aşkın en kuvvetli tarafı birlikte bir gelecek hayal etmek mi yoksa geleceğin hiçbir garantisi olmadığını bilerek yine de birini seçmek mi?
İkincisi bana daha yakın. Birlikte bir gelecek hayal etmek tabii ki aşkın güzel tarafı ama hiçbirimizin o gelecekle ilgili garantisi yok. Buna rağmen birini seçiyorsunuz ve beraber bir hayat kurmaya çalışıyorsunuz. Belki aşkın biraz cesaret isteyen tarafı da bu. Sonucu bilmeden kendinizi birine açıyorsunuz ve birlikte bir hikâye yazıyorsunuz.
Bir ilişkinin sonunu önceden bilmek ister miydiniz yoksa aşk biraz da sonunu bilmediğimiz için mi güzel?
Sanırım bilmek istemezdim. Çünkü sonunu bildiğiniz anda bugününüz de değişiyor. Güzel biteceğini biliyorsanız da, kötü biteceğini biliyorsanız da başka davranmaya başlarsınız. Belki de normalde hiç yapmayacağınız şeyleri yaparsınız ve ironik şekilde o sonu kendiniz yaratırsınız. Bence aşk biraz da ne olacağını bilmeden o ilişkinin içinde kalmayı seçmek.

Kemal’in aşka bakışıyla Serkan’ın aşka bakışı nerede birbirine benziyor, nerede tamamen ayrılıyor?
Benzer olduğumuz taraf, aşkı çok fazla hesaplayarak yaşamanın mümkün olmadığını biliyoruz. Bir noktadan sonra kendinizi bırakmanız gerekiyor. Kemal tabii bunu çok daha uçlarda yaşayan biri. Onun genel olarak hayatla ilişkisi de öyle. Sınırları zorlamayı, o kontrolsüzlük hissini çok seviyor. Ben hayatımın her alanında Kemal kadar adrenalin aramıyorum 🙂 Ama ilişkilerde her şeyi kontrol edebileceğimiz fikri bana hem gerçekçi gelmiyor hem de biraz sıkıcı olur.
Selen geleceği görebiliyor; Kemal ise o geleceğin içinde hareket etmek zorunda. Hangisinin yükü daha ağır: Bilmek mi, bilmeyip mücadele etmek mi?
Bence bilmek; çünkü Kemal’in hep bir umudu var. Bir şeylerin belki neden olduğunu anlamıyor ama Selen’i anlamaya çalışıyor ve önünde bütün ihtimaller açık. Selen gördüğü şeyin bilgisiyle yaşamak zorunda. Üstelik sevdiğiniz bir insanla ilgili bir şey gördüyseniz artık onunla geçirdiğiniz güzel bir an bile sadece o an olmuyor. Arkasında bildiğiniz bir gelecek var. O yüzden bence Selen’in yükü çok daha ağır.
Serkan olarak geçmişte verdiğiniz bir kararı değiştirebileceğinizi bilseniz bunu yapar mıydınız yoksa bugünkü sizi yaratan şeylerin içinde yanlış kararların da olduğunu mu düşünürsünüz?
Geriye baktığımda, “Bunu başka türlü yapabilirdim,” dediğim şeyler var. Herkesin vardır. Ama bir tanesini değiştirdiğinizde başka nelerin değişeceğini bilmiyorsunuz. Yanlış kararların da doğru kararlar kadar insanı şekillendirdiğini biliyoruz. Yine de bugünkü aklımla geçmişteki kendimin kulağını biraz çekerdim.
Hilal Altınbilek’le Selen-Kemal ilişkisinin kimyasını kurarken özellikle dikkat ettiğiniz şey neydi? Bu ilişkiyi klasik romantik film çiftlerinden ayıran nedir?
Selen-Kemal ilişkisini farklılaştıran şey, seyircinin iki tarafa eşit bilgiyle bakmaması. Selen’in bildiği bir şey var, Kemal’in yok. Dolayısıyla bazen aynı sahnede iki farklı gerçeklik yaşanıyor. Kemal yakınlaşmaya çalışırken Selen’in geri çekilmesinin altında bambaşka bir neden var. Seyirci bu gerçeği biliyor ama o da kaderi değiştiremiyor. Bu da ilişkiye başından itibaren başka bir gerilim katıyor. Sanırım ekipçe seyircinin uykusuz kalması için çabaladık 🙂
Ali Bilgin ve Sema Ergenekon gibi güçlü bir yönetmen-senarist dünyasında Kemal’i oluştururken karaktere kattığınız, senaryoda yazmayan küçük bir detay oldu mu?
Prova sürecinde birlikte vakit geçirip bunun üzerinde çokça konuştuk. Sete çıktığımızda soru işaretleri minimuma inmişti ve kafamızda çok şey netleşmişti zaten. Kemal’in set ekibiyle samimi olması, riske olan iştahını, o anlarda rahatlaması, hatta bundan keyif almasını fiziksel olarak göstermeye çalıştım.
Ve Öngörü sorusu: Hayatınızın beş yıl sonrasından yalnızca bir görüntü görme hakkınız olsa bakar mıydınız? Bakarsanız ne görmek isterdiniz?
Bakmazdım demek istiyorum ama önümde gerçekten öyle bir fırsat olsa bakmamak çok zor olurdu. Merak ağır basabilir. Ama mantıklı düşündüğümde görmek istemem. Çünkü o tek kare bile önünüzdeki beş yılı etkiler. Kendinizi farkında olmadan o görüntüye doğru götürmeye ya da ondan uzaklaştırmaya başlayabilirsiniz. Beş yıl sonra nerede olduğumu görmektense oraya nasıl gideceğimi yaşamayı tercih ederim.
Hilal Altınbilek, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
Sema Ergenekon, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
Yönetmen Ali Bilgin, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
