Başarılı yönetmen Ali Bilgin, Disney+’ın yeni orijinal filmi Öngörü ile izleyiciyi sarsıcı bir ikilemin eşiğine bırakıyor: Geleceği değiştirebilmek özgürlük müdür, yoksa onu önceden bilmek ruhun üzerine çöken en ağır hapis midir? 198 günlük bir geri sayımın her saniyesinde vicdanın, tutkunun ve korkunun izini süren Bilgin ile hikâyenin psikolojik labirentlerini ve insanın kendi kaderiyle girdiği o amansız savaşı konuştuk.
Öngörü’nün senaryosunu ilk okuduğunuzda hikâyenin hangi unsuru sizi bir yönetmen olarak bu filmi çekmeye ikna etti?
Beni en çok hikâyenin kurduğu ikilem çekti: Sevdiğin insanın sana bir gün çok kötü bir şey yapacağını biliyorsun ama bugünkü haliyle o insanı hâlâ seviyorsun. Peki, neye inanacaksın? Bildiğin geleceğe mi, yaşadığın bugüne mi? Bir yerden sonra film, “Geleceği değiştirebilir miyiz?” sorusundan çıkıp “Bilmek bugünü nasıl zehirler?” sorusuna dönüşüyor. Beni ikna eden asıl o kaymaydı; 198 günlük geri sayım, bu kaymanın sadece çerçevesi.
Filmin görsel dünyasını kurgularken zihninizde beliren ilk imge neydi?
Çok basit bir imgeydi aslında: Birbirini seven iki insan ve aralarında henüz gerçekleşmemiş bir kaza/cinayet. Görsel dünyayı bunun üzerine kurduk; filmi karartmadan bir tekinsizlik yaratmak istedik. Çünkü hayat devam ediyor, insanlar gülüyor, âşık oluyor; ama seyirci bir şey biliyor ve o bilgi kadrajda görünmese de hep orada duruyor.
Hikâyede 198 günlük net bir geri sayım ve insanın kendi kaderini değiştirme çabası var. Bu psikolojik gerilimi ve zamana karşı yarış hissini rejide, kurguda ve müzik kullanımında nasıl oluşturdunuz?
Geri sayımı filmin önüne geçirmek istemedim; seyirciyi sürekli, “Bakın zaman azalıyor!” diye dürtmek yerine, zamanın karakterlerin üzerinde biriktirdiği baskıyı hissettirmeye çalıştık. Kamera, kurgu, müzik, hepsi gün ilerledikçe küçük küçük sıkışan bir dünya kurdu. Çünkü asıl gerilim 198 günün azalması değil; Selen’in Kemal’e bakıp aynı anda hem sevdiği adamı hem de kendisini öldürecek adamı görmesi.
Selen ve Kemal, çocukluklarından beri travma taşıyan son derece kırılgan ve katmanlı iki karakter. Oyuncularınızla bu iki yaralı insan arasındaki o çekimi ve çatışmayı inşa ederken en çok neleri konuştunuz?
Travmayı oynamayın, meselesini çok konuştuk. İkisinin de geçmişinde yaralar var ama insan yarasını göstererek yaşamıyor, çoğu zaman saklıyor. Benim için mesele iki “yaralı karakter” yaratmak değildi; birbirinin yanında yarasını unutabilen iki insan yaratmaktı. Aşkları oradan geliyor, çatışmaları da aynı yerden; insanı en çok iyileştiren kişi, çoğu zaman onu en çok yaralayabilecek kişi de oluyor.

Filmin çok güçlü bir sorusu var aslında: Geleceği bilmek mi daha zor, bilmemek mi? Bu hikâyenin yönetmeni olarak sizin cevabınız ne olur bu soruya?
Bence bilmek daha zor. Bilmediğin sürece hayatın içinde kalıyorsun; bildiğin andan itibaren bugünü yaşamayı bırakıp geleceğin provasını yapmaya başlıyorsun. Öngörü’nün bende bıraktığı sorulardan biri de bu: Belki özgürlük geleceği değiştirebilmekte değil, onu bilmemekte. Asıl zor olan, bilmenin getirdiği sorumluluk; bir şeyi öğrendikten sonra artık “Bilmiyordum,” diyemiyorsunuz. Film de tam olarak bunu soruyor bence: Bilgi, özgürlük müdür yoksa yeni bir hapis midir?
Sema Ergenekon ile Yargı ve Sahtekarlar dizilerindeki partnerliğiniz Öngörü’de de devam ediyor. Filmi yaratırken birlikte en çok neleri konuştunuz, birbirinizi en çok nerelerde zorladınız sizce?
Zorladığımız tek şey, işin iyi olması. Sema’yla uzun zamandır beraber çalışıyoruz. Onun hikâyeye ve karakterlere hâkimiyetini, yaratıcılığını, disiplinini ve çalışma biçimini çok seviyorum. Hem çok kararlı hem de ikna olduğunda esneyebilmesi, bir yönetmen ve onunla ekip çalışması yapan herkes için çok kıymetli.
Yıllar içinde beraber çok mesai yaptık, çok problem çözdük, bazen yazıda bazen sette bir şeyi beraber başka bir yere taşıdık. Birimizin takıldığı yerde diğeri başka bir kapı açabiliyor. Tabii çok tartışıyoruz da; zaten bence iyi ortaklık biraz oradan çıkıyor.
Öngörü’den sonra yeni film ve dizilere dair çalışmalarınız neler olacak?
Aynı anda birkaç hikâyeyle uğraşmayı seviyorum; şu anda da hem sinema hem dizi tarafında üzerinde çalıştığım işler var. Hatta uzun zamandır aklımda dolaşan, artık yavaş yavaş ete kemiğe bürünmeye başlayan hikâyeler var. Biraz alıştığım dünyanın dışına çıkmak, kendimi de şaşırtacak bir şey yapmak istiyorum. Son dönemde beni daha tuhaf karakterler, daha tekinsiz hikâyeler ve ilk bakışta cevabı olmayan meseleler çekiyor. Ama beni artık en çok heyecanlandıran şey, ölçeğinden bağımsız, yönetmen olarak içinde gerçekten yeni bir şey deneyebileceğim hikâyeler.
Öngörü sorusu: Hayatınızın beş yıl sonrasından yalnızca bir görüntü görme hakkınız olsa bakar mıydınız? Bakarsanız ne görmek isterdiniz?
Bakmazdım, çok net, üstüne çok düşündüğümden biliyorum. Ama eskiden olsa belki bakardım. Şimdi bakmam, hatta bu filmi çektikten sonra hiç bakmam. Çünkü güzel bir şey görürsem hayatımı ona ulaşmaya göre kuracağım, kötü bir şey görürsem ondan kaçmaya göre. İkisinde de aslında bugünü kaybediyorum.
Kaderini öğrendiğin andan itibaren hayatını kendi seçimlerin değil, kaderinden kaçma çabası yönetmeye başlıyor. O yüzden beş yıl sonrasından bir kare istemem.
Ama illa bir şey göreceksem… Sevdiğim insanların hâlâ hayatımda, sağlıklı ve mutlu olduğunu görmek isterdim.
Hilal Altınbilek, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
Serkan Çayoğlu, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
Sema Ergenekon, ‘Öngörü’yü Anlatıyor
