En yakın arkadaşının uluslararası bir suikastçı olduğunu öğrenmek, insanın haftalık kitap kulübü planlarını biraz değiştirebilir. Octavia Spencer ve Hannah Waddinghamʼı bir araya getiren Ride or Die, yıllardır tanıdığını sandığın birine ne kadar güvenebileceğini sorgularken aksiyonu, kara mizahı ve iki kadının fazlasıyla karmaşık dostluğunu aynı masaya oturtuyor.
En Yakın Arkadaşın Hakkında Bilmediklerin
İnsan en yakın arkadaşını ne kadar tanıyabilir? En sevdiği kitabı, kahvesini nasıl içtiğini, hangi konularda yalan söylediğini bilmek yeterli mi? Peki ya bütün bunların yanında uluslararası bir suikastçı olduğunu bilmiyorsan?
Ride or Die, bu soruyu gereğinden fazla ciddiye almadan, ama cevabını da hafife almadan soruyor.
Debbie Claybourne (Octavia Spencer), hayatını kocası Davidʼin siyasi kariyerini desteklemeye adamış, düzenli ve güvenli görünen bir yaşamın içinde. En yakın arkadaşı Judith Burton (Hannah Waddingham) ise Debbieʼnin bildiği kadarıyla sıradan bir muhasebeci. Yıllara yayılan dostlukları, kitap kulübü buluşmaları ve gündelik sohbetleriyle sağlam bir zemine oturmuş gibi görünüyor. Ta ki bir gala gecesinde işler biraz fazla karışana kadar.
Judithʼin bir suikast görevi için bulunduğu davette Debbieʼnin kocası David ve korumalarıyla ilgili yaşananlar, iki kadının hayatını geri dönülmez biçimde değiştiriyor. Debbie kendini bir anda silahların, kovalamacaların ve açıklaması zor sırların ortasında buluyor. Üstelik bütün bunların merkezinde, hakkında bildiği hemen her şeyin yeniden sorgulanmasını gerektiren en yakın arkadaşı var.

Bir Dostluğun Küçük Sırları
Bir arkadaşının senden bir şey saklamasıyla, hayatının tamamını senden saklaması arasında küçük bir fark var. Ride or Die bu farkın üzerine kurulu.
Judithʼin sırrı elbette biraz uç bir örnek. Herkesin arkadaş grubunda geçmişinden kaçan bir suikastçı bulunmuyor. Yine de dizinin asıl numarası, bu absürt önermeyi tanıdık bir duygunun üzerine yerleştirmesi: Birini yıllardır tanımakla, gerçekten tanımak aynı şey değil.
Debbie için mesele yalnızca Judithʼin ne iş yaptığı değil. Onunla geçirdiği yılların, paylaştıkları sırların ve kurdukları yakınlığın ne kadarının gerçek olduğunu anlamaya çalışıyor. Bu sırada kocası Davidʼin de göründüğü kadar masum olmadığı, siyasi kariyerinin arkasında çok daha karanlık ilişkiler bulunduğu ortaya çıkıyor.
Böylece hikâye, iki kadının Avrupa boyunca süren kaçışından fazlasına dönüşüyor. Debbie bir yandan hayatta kalmaya çalışırken diğer yandan kendi hayatına dışarıdan bakmak zorunda kalıyor. Judith ise yıllardır sürdürdüğü ikili yaşamın sonuçlarıyla yüzleşiyor.
Tabii bütün bunları yaparken önlerinde onları öldürmek isteyen insanlar, peşlerine düşen suçlular ve giderek büyüyen bir komplo var. Duygusal hesaplaşmalar için pek uygun bir ortam sayılmaz. Ama zaten dizinin eğlencesi de burada.

Aksiyonun Ortasında İki Kadın
Octavia Spencer ve Hannah Waddingham arasındaki karşıtlık, dizinin en iyi çalışan taraflarından biri. Spencer, Debbieʼnin şaşkınlığını ve giderek keskinleşen bakışını taşırken Waddingham, Judithʼin soğukkanlılığını neredeyse komik denebilecek bir rahatlıkla oynuyor. Biri başına gelenleri anlamaya çalışıyor, diğeri ise bütün bunların arasında hâlâ kontrolü elinde tutabileceğine inanıyor.
Bu dinamik, Ride or Dieʼın aksiyon sahnelerine de karakter kazandırıyor. Çünkü mesele yalnızca kimin daha hızlı koştuğu ya da silahını daha iyi kullandığı değil. İki kadının aynı tehlikenin içinde birbirlerine ne kadar tahammül edebildiği de en az kovalamacalar kadar belirleyici.
Dizinin kadın karakterlerini aksiyonun merkezine yerleştirmesi de ayrıca kayda değer. Burada kadınlar, bir erkek kahramanın hikâyesini ilerletmek için kenarda beklemiyor. Kendi sırları, hataları, kararları ve hesaplaşmalarıyla anlatının tamamını taşıyorlar. Yaşları ya da hayatlarının hangi aşamasında oldukları da onları daha küçük bir hikâyeye mahkûm etmiyor.
Güvenlik Kamerası Görüntülerinden Bir Dostluk Portresi
Ride or Die, dostluğu kusursuz bir sadakat hikâyesi olarak anlatmakla ilgilenmiyor. Daha çok, bir ilişkiyi ayakta tutan şeyin ne olduğunu soruyor: Birbirimiz hakkında her şeyi bilmek mi, bildiklerimize inanmak mı, yoksa gerçeği öğrendikten sonra hâlâ yan yana kalabilmek mi?
Dizinin aksiyon komedisi tarafı bu soruları ağırlaştırmadan taşımasını sağlıyor. Elbette her kovalamacanın ya da her sürprizin aynı ölçüde etkileyici çalıştığını söylemek zor. Ancak Spencer ve Waddinghamʼın karşıt enerjileri, hikayenin tanıdık tür kalıplarını daha keyifli hâle getiriyor.
Sonuçta Ride or Die, en yakın arkadaşının gizli hayatını öğrenmenin ne kadar tehlikeli olabileceğini anlatırken daha rahatsız edici bir ihtimali de akılda bırakıyor: Belki de birini tanıdığımızı düşünmemizin nedeni, onun bütün sırlarını bilmemiz değil, bilmediklerimizi hiç sorgulamamış olmamızdır.
Kitap kulübünün bir sonraki buluşmasında bunu konuşabilirsiniz. Yalnız, arkadaşınızın mesleğini önceden kontrol etmek isteyebilirsiniz
