Simon Baker’ı Anlamak İçin Patrick Jane’i Unutmak Gerekiyor

Ru!
10 dakikalık okuma

Ru!, Ağustos sayımızda The Mentalist‘in yıldızı Simon Baker’ı konu ediyor.

Merhaba ben RU! Episode’un meraklı yazarı. Size yeni bir şeyle geldim. RU!ografi ismini ben uydursam da bence fikrini seveceğiniz bir şey. Bir insanın ne yaptığını değil, kim olduğunu merak eden portre yazı dizisi. Bilinen hikâyenin, görünen karakterin ve mesleki kimliğin arkasındaki kişiyi sözlerinden, seçimlerinden, çelişkilerinden, sessizliklerinden ve hayatına bıraktığı küçük ipuçlarından yola çıkarak okuma biçimi.

Bir hayatın kronolojisi değil, bir insanın satır araları. Hazırsak başlıyorum. Belki de ilk olarak gülüşünü de unutmak; çünkü yıllardır karizma olarak okuduğumuz şeyin arkasında, kendisini hâlâ “utangaç” olarak tarif eden, konuşmaktan çok gözlemleyen, Hollywood’un merkezine ulaştıktan sonra merkezin dışına çıkmayı seçen bir adam var.

Belki de Simon Baker’ı ilginç yapan ilk çelişki tam olarak bu: Hayatını görünür olarak kazanmış bir adamın, görünürlükle arasında hiçbir zaman büyük bir aşk yaşamamış olması.

Onu yıllarca ekranın karşısında son derece rahat gördük. Bir odaya girdiğinde bakışları üzerine toplayabilen, sessizliğini bile karizmanın bir parçasına dönüştürebilen adamlardan biri oldu. Oysa Baker’ın kendisi hakkında anlattıkları başka bir portre çiziyor.

Utangaç bir çocuk. Önce gözlemleyen bir yetişkin. Başarısız olmaktan endişelenen bir yönetmen. Hollywood’a ulaşmasına rağmen oraya ait olmak için kendisini yeniden icat etmeyen bir Avustralyalı.

Bu yüzden onun hikâyesini kariyer basamakları üzerinden anlatmak biraz haksızlık olabilir.

Çünkü mesele The Mentalist değil.

Hatta mesele oyunculuk bile olmayabilir.

Mesele, bir insanın dünyanın onun hakkında yarattığı karakterle kendi karakteri arasındaki mesafeyi nasıl koruduğu. İnsan böyle bir kimlikle karşılaşınca, bizim ülkemizde neden böylesi yok diye de sormadan edemiyor. Hiçbir röportajı boş değil, anlamsız hiçbir açıklaması yok. Her şeyin görünmekle ilgisinin olduğu dayatılan şu dünyada kendisi başlı başına “yanılıyorsunuz” örneği. Bu sebeple anlatmaya değer…

Görünür Olmak Ve Görünmek İstememek

Şöhret çoğu zaman insanı kendisinin daha yüksek sesli bir versiyonuna dönüştürür. Simon Baker’da sanki bunun tersi olmuş.

Başarı büyüdükçe sesini yükseltmek yerine seçimleri küçülmüş; daha kişisel hikâyelere, Avustralya’ya, denize, yönetmenliğe ve kendisine daha yakın karakterlere dönmüş.

Bu geri çekilmeyi kariyer kaybı olarak okumak kolay. Oysa başka bir ihtimal daha var: Belki Baker bir noktadan sonra başarıyı “daha fazla görünmek” üzerinden tanımlamayı bıraktı.

Hollywood’un merkezine ulaşmak ile orada yaşamak istemenin aynı şey olmadığını fark etmiş olabilir.

Ve belki de Simon Baker’ın hikâyesindeki en çağdaş taraf burada başlıyor.

Çünkü bize sürekli zirveye nasıl çıkacağımız anlatılıyor. Çok daha az insan, zirveye çıktıktan sonra orada kalmak istemediğinde ne olduğunu anlatıyor.

Gözlemleyen Adam

Baker’ın röportajlarında tekrar tekrar karşıma çıkan bir özellik var: Gözlem.

Bu yalnızca oyunculuk tekniğinin bir parçası değil gibi.

Setlerde kendi sahnesini beklerken kamerayı, lensleri, sesi, kurguyu izliyor. İnsanların nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyor. Yıllar sonra yönetmen koltuğuna geçtiğinde aslında uzun zamandır sessizce hazırlandığını fark ediyorsunuz.

İlişkileri hakkında konuşurken bile benzer bir kelime kullanıyor: Merak.

Eski eşi Rebecca Rigg’de onu ilk etkileyen şeylerden birini anlatırken, “Beni çeken buydu,” demek yerine, “Beni meraklandıran buydu,” diyor.

Küçük bir kelime farkı.

Ama belki de Baker’ın dünyayla ilişkisinin anahtarı tam olarak orada. Bazı insanlar dünyaya kendilerini anlatmak için bakar. Bazılarıysa dünyayı anlamak için. Simon Baker ikinci gruba daha yakın görünüyor.

Simon Baker’ı Anlamak İçin Patrick Jane’i Unutmak Gerekiyor

Babasını Tanımadan Büyüyen Bir Babanın Hikâyesi

Sonra çocukluğuna gidince bu sessizliğin başka bir tarafı ortaya çıkıyor.

Biyolojik babasını yıllarca bilmeden büyüyen bir çocuk var karşımızda. Evde baskın bir üvey baba, dışarıda ise deniz ve küçük bir sahil topluluğu.

Belki bu yüzden Baker’ın hayatında “aidiyet” kelimesi düşündüğümüzden daha önemli. Çocukken bunu sahilde buluyor, yetişkin olduğunda ailesinde. Setlerde aynı insanlarla yıllarca çalışırken oluşturulan toplulukta. Ve yıllar sonra Hollywood’dan yeniden Avustralya’ya döndüğünde belki tekrar kendisinde.

Baker’ın ebeveynlikten söz ederken kariyerinden çok daha büyük bir başarıymış gibi konuşması da bu yüzden başka türlü okunabilir.

Babasının kim olduğunu bilmeden büyüyen bir çocuğun, bir gün üç çocuğun babası olması yalnızca biyografik bir bilgi değildir.

Bir insanın kendi hikâyesinde eksik bırakılan bir cümleyi başka türlü tamamlamasıdır ve bizde ballandıra ballandıra anlatılacak bu travmatik tanımlı hikâye, Simon için çözülmüş bir geçmiş ve kendisini ne istediğini bilen bir adama dönüştürmüş.

Belki yıllardır Simon Baker’ın karizmasını yanlış yerde aradık. Sarışın saçlarında değil. Mavi gözlerinde değil. Patrick Jane’in karşısındaki insanı birkaç saniyede çözen bakışında da değil. Belki karizma dediğimiz şey bazen insanın odaya ne kadar güçlü girdiği değildir. Kendisini o odaya kanıtlamaya ne kadar az ihtiyaç duyduğudur.”

Erkekliğin Sessiz Tarafı

Simon Baker’ın yaş aldıkça rol için seçtiği erkeklere bakmak da ilginç.

Gençliğindeki rollerinde çekicilik daha görünürdür. Zaman ilerledikçe oynadığı erkekler susmaya başlar. Yorgunlar. Kusurlular. Geçmişleri var. Suçlulukları var.

Bazıları ne hissettiğini anlatmak konusunda son derece beceriksiz. Ve Baker sanki yaşlandıkça bu erkeklerle daha fazla ilgileniyor. Belki bunun nedeni, kendisinin de erkeklik hakkında başka sorular sormaya başlaması.

Güç nedir?

Bir erkeğin güçlü görünmek zorunda olmadığı an nerede başlar? Pişmanlıkla ne yapılır? Bir insan geçmişinin ne kadarını taşımak zorundadır?

Ve değişmek için kaç yaş çok geçtir?

Baker’ın son dönem röportajlarında empati, açıklık ve değişmek üzerine konuşması bu nedenle bana kariyer tercihlerinden daha ilginç geliyor.

Çünkü 20 yaşında değişmek kolaydır.

50’lerinden sonra hâlâ, “Fikrim değişebilir,” diyebilmek başka bir şeydir.

Deniz

Sonra bütün bunların ortasında sürekli aynı yere dönüyor: Denize.

Simon Baker’ın sörfle ilişkisini ünlü bir aktörün hobisi olarak okumamak gerekiyor.

Deniz, şöhretten çok daha önce hayatında. Beni en çok etkileyen de bu oldu. Belki deniz sevdasıyla beni de aldı.

Çocukluğunda orada. Hollywood’dan önce orada. Hollywood’dan sonra hâlâ orada. Breath’te orada. Belki bazı insanlar için memleket bir şehir değildir. Bir histir.

Baker için bunun deniz olabileceğini düşünmeden edemiyorum.

Çünkü okyanusun çok demokratik bir tarafı vardır: Kim olduğunuzla pek ilgilenmez. Golden Globe adaylığınızı bilmez. Dizinizin kaç ülkede yayınlandığını bilmez. IMDb sayfanızdan haberi yoktur. Dalgaya girdiğiniz anda yalnızca sizsinizdir.

Belki dünyanın Simon Baker olarak tanıdığı adamın, Simon olarak kalabildiği yerlerden biri tam olarak burasıdır.

Karizmanın Ardında Ne Var?

Ve sonunda yeniden o meşhur gülüşe dönüyoruz. Belki yıllardır Simon Baker’ın karizmasını yanlış yerde aradık. Sarışın saçlarında değil. Mavi gözlerinde değil. Patrick Jane’in karşısındaki insanı birkaç saniyede çözen bakışında da değil.

Belki karizma dediğimiz şey bazen insanın odaya ne kadar güçlü girdiği değildir. Kendisini o odaya kanıtlamaya ne kadar az ihtiyaç duyduğudur.

Simon Baker bugün 57 yaşında. Hollywood’u gördü. Büyük şöhreti gördü. Uzun bir evliliği, babalığı, ayrılığı, yönetmenliği, başarıyı ve başarının insanın bütün sorularını cevaplamadığını gördü.

Ve hâlâ kendisini anlatırken büyük cümleler kuran bir adama benzemiyor.

Belki bu yüzden onu merak ediyoruz.

Çünkü dünyanın sürekli, “Bana bak!” dediği bir çağda Simon Baker’da başka bir şey var.

Sanki şöyle diyor: Bakmak istiyorsan bak. Ama gördüğünün benim tamamım olduğunu sanma.

Ve Şimdi, Bütün Bunlardan Sonra Patrick Jane’e Dönebiliriz

Yazının başında Simon Baker’ı anlamak için Patrick Jane’i unutmamız gerektiğini söylemiştim. Hâlâ aynı fikirdeyim. Çünkü Patrick Jane, Simon Baker değil.

Ama belki onu bu kadar iyi taşıyabilmesinin nedeni, ikisinin düşündüğümüzden daha derin bir yerde birbirine dokunmalarıydı.

Jane bir odaya girdiğinde önce bakardı. İnsanların söylediklerinden çok söylemediklerini dinler, küçük hareketleri fark eder, sessizlikleri okurdu. Gösterişli olan yeteneğiydi; onu ilginç yapan ise gözlemiydi.

Simon Baker hakkında uzun süre okuyunca insan ister istemez aynı kelimeye dönüyor: Gözlem.

Fakat aralarında önemli bir fark var. Patrick Jane insanları çözmek için gözlemliyordu. Baker sanki anlamak için gözlemliyor. Belki de bu yüzden yıllar sonra Patrick Jane’e baktığımda artık yalnızca çok zeki, çok karizmatik bir televizyon karakteri görmüyorum. Arada, rolün arkasındaki adamdan küçük parçalar yakaladığımı düşünüyorum.

Bir bakışın biraz fazla uzun kalmasında. Bir şey söylemeden önceki o küçücük bekleyişte. Mizahı ciddiyetin önüne koymasında. Ve belki en çok da herkes ona bakarken onun başka bir şeye bakmasında.

Ama buradan sonrası artık Patrick Jane’in hikâyesi değil.

Simon Baker bugün 57 yaşında. Bir aktörün kendisini kanıtlaması gereken yılları çoktan geride bıraktı. Başarıyı gördü, şöhreti gördü, Hollywood’u gördü. Sonra bütün bunların biraz dışına çıkmayı da seçti.

Belki şimdi önünde çok daha ilginç bir dönem var. Çünkü genç bir oyuncuya, “Ne kadar ileri gidebilirsin?” diye sorarsınız. Simon Baker gibi bir adama sorulacak soru artık başka: “Bütün bunlardan sonra gerçekten ne anlatmak istiyorsun?”

Bir yazar olarak ona bırakmak istediğim son yönlendirme de tam olarak bu olurdu:

Simon, artık bizi etkilemeye çalışma. Bunu zaten yaptın. Bize bundan sonra seni neyin etkilediğini göster.

Hangi hikâyenin hâlâ geceleri aklına geldiğini, hangi insanı anlayamadığını, hangi sorunun cevabını henüz bulamadığını…

Belki yönet. Belki yaz. Belki oyna.

Belki hiçbirinde Patrick Jane kadar kusursuz görünme. Ama hayatının bu döneminde, kariyerinin en ilginç rolü artık başka biri olmak değil, kendi bakışını bize göstermek olabilir.

Çünkü The Mentalist bize yıllarca bir adamın insanları nasıl okuduğunu anlattı.

Ben artık Simon Baker’ın dünyayı nasıl okuduğunu merak ediyorum.

Ve belki de bundan sonraki hikâyesi tam olarak orada başlıyor.

Simon Baker’ı Anlamak İçin Patrick Jane’i Unutmak Gerekiyor
Bu içeriği paylaş

Episode Dergi

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Üyelik Sözleşmesi ve Gizlilik Politikası metinlerini okudum ve onaylıyorum.

Son Bölümlerimiz...

Podcast

Kritik Eşik – 58: Yabani

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Yabani dizisini konuşuyor.

LISTEN
58. Bölüm
Süre: 7:13

Kritik Eşik – 57: Kirli Sepeti

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Kirli Sepeti'ni konuşuyor.

LISTEN
57. Bölüm
Süre: 11:21

Kritik Eşik – 56: Dilek Taşı

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Dilek Taşı dizisini konuşuyor.

LISTEN
56. Bölüm
Süre: 15:36

Kritik Eşik – 55: Bambaşka Biri

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Bambaşka Biri dizisini konuşuyor.

LISTEN
55. Bölüm
Süre: 19:07

Kritik Eşik – 54: Aile ve Adım Farah Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Aile ve Adım Farah'ı konuşuyor.

LISTEN
54. Bölüm
Süre: 18:18

Kritik Eşik – 53: Ömer ve Yargı Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Ömer ve Yargı dizilerinin yeni sezonları.

LISTEN
53. Bölüm
Süre: 19:30

Son Bölümlerimiz...

Video

Episode TV’nin Sevilen Programı ‘Oben Budak’la Falan Filan’ Yeni Bölümüyle Yayında

Episode TV’nin sevilen programlarından Oben Budak'la Falan Filan heyecan verici yeni bölümüyle…

‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’nin Yeni Bölümünde Mutluluk Konuşuldu

Episode TV'nin sevilen programlarından Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi'nin 4. bölümü, 8…

Episode TV’nin ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Programının 3. Bölümü Yayınlandı

Bugün yayınlanan Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi 3. bölümünde "Nikahta Keramet Var…

Episode TV’den ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Kendine Has Üslubuyla Devam Ediyor

Episode Dergi YouTube kanalı Episode TV’nin yeni içeriklerinden Deniz Tezuysal ile Kesin…

Mehmet Kurtuluş Episode’a Konuştu

Kurz und schmerzlos (1998), Im Juli (2000), Gegen die Wand (2004) gibi…

Popüler İçerikler

Simon Baker’ı Anlamak İçin Patrick Jane’i Unutmak Gerekiyor

Ru!, Ağustos sayımızda The Mentalist'in yıldızı Simon Baker'ı konu ediyor. Merhaba ben…

Ru!
Tarafından
Ru!

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!
E-Bülten'imize Abone Olun!

Çok Okunanlar

‘MobLand’ 2. Sezonuyla TOD’da İzleyiciyle Buluşuyor

Tom Hardy, Pierce Brosnan ve Helen Mirren’ı bir araya getiren suç draması…

Editör
Tarafından
Dizi dünyasının tek adresi: Episode Gelişmeleri takip etmek için yeni sayıyı okumayı unutmayın!