Eda Sakallı, Ekim sayımızda podcast dünyasına dalıyor.
Her gün 10.000 adım atamasam da çıktığım her yürüyüşte kulağımda bir ses oluyor. Bu akşam bir kalp kırıklığını anlatıyor bu ses; dün bir yası anlatıyordu, geçen hafta ise sıfırdan ayağa kalkmanın hikâyesini… Yüzlerini hiç görmediğim bu insanlar, tam da bana lazım olan cümleyi kurduğunda kendimi yalnız hissetmiyorum. Bazen de yepyeni bir bakış açısıyla karşılaşıp zihnimde bir “Aha!” anıyla eve dönüyorum. Tüm bu zihinsel yolculuğun adı podcast: Dinlemekten keyif aldığım, bir ara yapmaya soyunduğum o samimi hikâye anlatma biçimi.
SESİN YENİ İMPARATORLUKLARI
Ama bu sesler artık yalnızca kulaklığımızda değil; dünyanın en büyük medya platformlarının strateji odalarında da yankılanıyor. Netflix ve Spotify, geçtiğimiz aylarda dünyanın en çok dinlenen podcast’lerinden Jay Shetty’nin On Purpose programının video haklarını ortaklaşa satın aldı. Bildirildiğine göre çok yıllık bu dev anlaşmanın değeri 100 milyon dolara kadar ulaşıyor. 13 Temmuz’dan bu yana Jay Shetty, tam uzunluktaki yeni bölümleri 5 milyon aboneye sahip YouTube kanalına yüklemek yerine yalnızca bu iki platformda izleyiciyle buluşturuyor.
Üstelik video podcast hamlesi yapan tek platform Netflix değil; Disney+ ve Hulu’nun yayın takvimlerinde de podcast bölümleri kendilerine giderek daha fazla yer buluyor. Peki ama neden? Video podcast’lerin film ve dizilere kıyasla çok daha mütevazı bütçelerle üretilmeleri şüphesiz en etkili sebeplerden biri. Üstelik bu format, izleyiciyi platformda çok daha sık ve uzun süre tutmayı başarıyor.

Durum böyle olunca sektörün bu dönüşümüne şaşırmamak gerekiyor. Hollywood’un dev künye arşivi bile bu değişime ayak uydurdu: IMDb, sistemine “dijital içerik üreticisi” adında yeni bir kategori ekledi. Artık tek bir film ya da dizi jeneriğinde adı geçmeyen bir YouTuber veya yayıncı da IMDb üzerinde resmi bir profile sahip olabiliyor. Kısacası sinema ile dijital içerik dünyası arasındaki sınırlar esniyor.
Aynı dönemde videocast dünyasında bambaşka bir yol daha açıldı. Tüm platformlarda toplam 1 milyar dinlenme barajını aşan The Diary of a CEO’nun sunucusu Steven Bartlett, dev bir platforma bağlanmak yerine kendi bağımsız medya imparatorluğunu büyütmeyi seçti. Holdingi Steven.com, marka yönetimi devi Authentic Brands Group ile birlikte OBSN adlı bir girişim başlattı.
Önümüzdeki yıllarda içerik üreticilerinin medya şirketlerine ve tüketici markalarına 400 milyon dolara kadar yatırım yapmayı hedefleyen bu girişim, çok kritik bir gerçeğe dayanıyor: Steven Bartlett, podcast dinleyicilerinin sunucuyla kurdukları parasosyal ilişkinin, bir tüketici olarak satın alma kararları üzerinde ne kadar dönüştürücü bir güce sahip olduğunu fark etti ve bu güveni dev yatırım modeline dönüştürdü.
Yani kulaklığımızdaki bir ses artık iki ana yoldan birine gidiyor: Ya dev bir akış platformunun başköşesine kuruluyor ya da kendi küresel imparatorluğunu inşa ediyor. Yürüyüşte açıp dinlediğimiz özgün podcast’ler artık milyon dolarlık birer IP (fikri mülkiyet).
PODCAST KÜLTÜRÜ: MÜKEMMEL OLMAMA ÖZGÜRLÜĞÜ
Peki, genellikle yeni bilgiler keşfetme arzusu yüksek, öğrenme merakı fazla insanların dinlediği bu podcast’ler hangi özelliklerinden ötürü dinleyicilerin kalplerini fethediyor? Videocast ve podcast dünyası milyon dolarlık endüstrilere dönüştükçe bu ekosisteme dair akademik ve sektörel araştırmalar da çeşitlendi. Düzenli dinleyicilerle yapılan araştırmalar, takipçilerin bir podcast’i özgün bulmasında sunucunun öne çıkan 7 temel özelliğini işaret ediyor.
Bu özellikler, geleneksel görsel içerik üreticiliği ile podcast dünyasının yollarını kesin çizgilerle ayırıyor. Çünkü dinleyiciler, dayatılan mükemmelliğe değil; kusurlarıyla var olan ve bunları cesaretle ortaya koyabilen, tıpkı kendileri gibi sunucuların programlarını özgün buluyor. Sunucuyla bağ kuruyor, onu adeta karşılıklı kahve içtiği bir arkadaşı gibi görüyorlar.

Bir podcast sunucusunu parasosyal bağ kurulan bir dost kılan o 7 özellik ise şöyle şekilleniyor:
1. SIRADANLIK VE ALELADELİK: Dinleyiciler, ulaşılmaz ikonların kurgusal dünyaları yerine, “senin benim gibi” birinin hikâyesini, ilgi alanlarını ve fikirlerini dinlemeyi tercih ediyor.
2. GÜNCEL OLMAK VE ANINDA TEPKİ VERMEK: Gündemi yakından takip eden, yayın esnasında hazırcevap, hızla reaksiyon veren ve aklındakini pat diye sorabilen sunucular her zaman bir adım öne çıkıyor.
3. BENZERLİK VE EMPATİ: Empati kurdurabilmek medyanın her alanında kıymetli. Bir dizinin kahramanının motivasyonu ya da ızdırabı ayna nöronlarımızı harekete geçirdiğinde o yapımın nasıl fanı oluyorsak podcast’te sadece duyduğumuz ya da bir koltukta sohbet ettiğini gördüğümüz biriyle empati üzerinden bağ kurmak çok daha hayati bir hal alıyor. Tam da bu noktada dinleyiciler; benzer hedefleri, arayışları ya da insani kusurları olan sunucularla çok daha hızlı ve derin bir bağ kuruyor.
4. ÖZGÜRLÜK: “O ne der, bu ne yapar?” kaygılarından arınmış, fikirlerini filtresiz dile getirebilen yayınlar dinleyicinin sığınağı haline geliyor.
5. DOĞALLIK: Tarkan’ın yıllar önce hafızamıza kazınan o ikonik şarkısında söylediği gibi: “Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin.” Dinleyici, kendisi gibi davrananın sıcaklığına ve gerçekliğine çekiliyor. Bu madde bana hemen, dinlemeye bayıldığım Nilay Örnek’in Nasıl Olunur podcast serisindeki o içten ve katıksız kahkahalarını hatırlattı.
6. MÜKEMMEL OLMAMA HALİ: Kusursuzluğu ve steril hayatları pompalayan dijital dünyaya inat; podcast ve videocast dinleyicisi hataları, zaafları ve eksikleri olan isimleri seviyor. Bu mecra, üzerimizdeki o ağır mükemmeliyetçilik baskısını bir nebze olsun hafifletiyor.
7. CESUR İTİRAFLAR: Mutsuzluğunu, yalnızlığını, iflasını, platonik aşkını ya da diyetini bozduğunu açık yüreklilikle paylaşabilen isimler samimiyet testini geçiyor. Deniz Dülgeroğlu’nun Merdiven Altı Terapi yayını, bu cesur itirafların dinleyicide nasıl devasa bir karşılık bulabileceğinin en canlı kanıtı.
Sonuçta zihnini yeni fikirlerle beslemek ve yalnızlığını samimi bir sesle paylaşmak isteyen o meraklı dinleyici kitlesi, kusursuz prodüksiyonların soğukluğuna değil, işte bu ham, cesur ve insani samimiyete teslim oluyor.
Her podcast ya da videocast biz dinleyicilerine farklı bir söz veriyor. Kimi Ateş Ataseven ve Fazıl Oral’ın Paradoks serisi gibi felsefe, mitoloji ve değerler üzerinden bizi derin derin düşündürmeyi; kimi Nilay Örnek gibi bize ilham vermeyi; kimi de yalnız olmadığımızı hatırlatmayı vaat ediyor. Ancak her biri, sunucusunun vizyonu doğrultusunda bizi zihinsel bir yolculuğun parçası olmaya davet ediyor.
Hadi, siz de kendi favori podcast’inizi açın ve bu yolculuğa katılın.
