Türkiye’de dijital platform rekabeti her geçen gün büyürken izleyicinin karşısına aynı anda hem global devler hem de güçlü yerli oyuncular çıkıyor. TV+ ise bu kalabalık ekosistemde kendini “tek bir çatı altında en iyi içeriklere erişim” fikriyle konumlandırıyor; farklı platformların öne çıkan seçkilerini bir araya getiren bir içerik merkezi olmayı hedefliyor.
TV+ Genel Müdürü Gülçin Alıcı Gökçe ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, HBO Max ile genişleyen işbirliğinden Apple TV anlaşmasına, Paramount ve Universal gibi stüdyolarla yapılan stratejik adımlardan nostalji içeriklerinin geri dönüşüne kadar uzanan yeni dönemi konuştuk. Gülçin Alıcı Gökçe, TV+’ın vizyonunu, kürasyon stratejisini tüm detaylarıyla paylaştı.
TV+’ı bugün Türkiye’deki dijital platform ekosisteminde nasıl konumlandırıyorsunuz?
Dijital platformlar ekseninde çok büyük bir ekosistem içerisinde, çok güçlü global ve lokal oyuncular var. TV+ hepsine eşit mesafede, hepsinin merkezinde ve hepsinni en güçlü içeriklerini alıp tek bir platformda müşterilerimize ulaştıran bir dünya sunuyor. Aslında TV+ olarak biz de ayrı bir ekosistem yaratıyoruz. Pazara yeni platformlar dahil oldukça, iyi işler çıktıkça çok mutlu oluyoruz. Çünkü biz her yenilikte, yeni bir rakip geldi diye düşünmüyoruz; yeni bir iş ortağı, yeni içerikler geldi diye pazara bakıyoruz. Bu kapsamda pazara yeni oyuncuların gelmesi, oyuncuların güçlenmesi, yeni içeriklerin gelmesi ve pazarın büyümesi bizim için hep pozitif değer taşıyor.

Geçtiğimiz günlerde özel bir etkinlikle HBO Max ile yaptığınız anlaşmanın detaylarını da açıkladınız.
Aslında HBO Max ile BluTV zamanından beri bir işbirliğimiz var, BluTV’nin tüm kataloğuna da bir dönem yer vermiştik. Sonrasında HBO Max’in seçili bir kataloğu da TV+’ın içindeydi. Kullanıcılarımızdan da çok olumlu geribildirimler aldık. Bu nedenle işbirliğini daha da genişletmeye dönük adımlar atmaya karar verdik.
HBO Max ile yaptığımız anlaşma iki kurum açısından da “kazan-kazan” özelliğinde. Kataloğu ve yaratıcı dünyası; HBO Max’i içerik pazarının en iddialılarından biri haline getiriyor. Ayrıca Türkiye pazarını, Türk insanını çok iyi tanıyorlar ve gerçekten izleyicinin kalbine dokunan işler yapıyorlar. Global tarafta da Game of Thrones gibi yüzlerce kültleşmiş içeriğe sahipler. Herkesin beğenerek takip ettiği işlere imza atıyorlar, bu açıdan çok güçlüler.
Biz de TV + olarak Turkcell’in de gücünü arkamıza aldığımız için hem teknolojimizle hem sunduğumuz deneyimle gurur duyuyoruz. Ayrıca çok geniş kitlelere çok hızlı ulaşabiliyoruz, etkileşim gücümüz çok yüksek. Dolayısıyla TV+ olarak HBO Max kataloğuna yer verdiğimizde bu gücümüz daha da artıyor. Yani güçlü iki oyuncu olarak güçlü kaslarımızı birleştirdik, totalde pazarın tümüne, tüketiciye fayda sağlayacak bir değer üretebildik diyebilirim.

Başka platformlarla da benzer anlaşmalar yapmayı düşünüyor musunuz?
Tabii ile işbirliğimiz var, Şampiyonlar Ligi Exxen’deyken onlarla da işbirliğimiz vardı. Disney Stüdyo’dan aldığımız bazı içerikleri yayınlıyoruz. Prime Video’nun bazı serilerini yayınlıyoruz, Rocky serisi gibi. Yani her platforma eşit mesafedeyiz, böyle işbirlikleri yapmayı önemsiyoruz.
Aslında biraz yerli orijinaller için de sormuştum, Gain, Exxen, Prime Video, Disney+ gibi platformlar yerli orijinal içerikler yapıyor, bunlara da yer vermeyi hedefliyor musunuz?
HBO Max ile yaptığımız işbirliğinin müşterilere katkısını çok net görüyoruz, ekosisteme ticari katkısı da net olarak anlaşıldığında bence bu, büyümenin ve yeni anlaşmaların kapısını aralayacak.
Apple TV ile 25 filmden oluşan bir anlaşma yaptığınızı söylediniz. Bu çok güzel bir haber, benim gibi pek çok izleyiciyi de Apple TV dizileriyle ilgili heyecanlandıran bir anlaşma. Dizilerle ilgili bir anlaşma gündeminizde mi?
Apple TV’nin Türkiye’de olmaması, onların içeriklerine ulaşılamaması, onları da bir arzu nesnesi haline getiriyor, haklısınız. Global oyuncular için Türkiye pazarı iştah kabartıyor ama bazı kaygıları da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla iyi modeller kurmak ve iyi modellerle örnek olmak çok önemli. Ben, Apple TV’nin filmleri için yaptığımız işbirliğinin gelişeceğini, belki ileride Apple TV dizilerini de kapsayacağını düşünüyorum, umuyorum.

Paramount, Universal, MUBI gibi markalarla işbirliğinizden de biraz bahsedebilir misiniz?
Marka işbirliklerimizi, TV+’ta sunduğumuz değeri sürekli genişleten ve derinleştiren çok kritik adımlar olarak görüyoruz. “TV+ sana yeter” söylemiyle yola çıkarken temel hedefimiz; kullanıcılarımızın farklı platform üyelikleri, farklı şifreler ve hesaplar arasında kaybolması yerine, aradıkları her içeriğe tek bir platform üzerinden ulaşabilmesi. Bu nedenle işbirlikleri, bu vizyonun en güçlü taşıyıcılarından biri. Aynı zamanda birlikte çalıştığımız stüdyo ve platformlar için de içeriklerini daha geniş kitlelerle buluşturma açısından çok değerli fırsatlar sunuyor.
Türkiye’de dijital içerik deneyimini tek bir çatı altında toplamak için sadece yerli platformları değil; dünyadaki önemli platformları da işbirliği planımıza aldık ve sektörün önde gelen yapımcı ve dağıtımcılarıyla stratejik anlaşmalar yaptık. Bu kapsamda Paramount ve Universal gibi global stüdyoların yapımları da TV+’a dahil edildi. MUBI ile olan işbirliğimiz sayesinde de sinemaseverler, özel seçki halinde sunulan filmlere erişebiliyor. Dünya çapında ses getiren içeriklerin Türkiye’deki izleyicilerle buluşması, kullanıcıların global kültürün bir parçası olmasını sağlıyor.
BBC Studios, Amazon MGM gibi önemli firmaların yapımlarını da yayınlıyorsunuz. İçerik alımlarında en fazla neye dikkat ediyorsunuz, kullanıcılarınızın en çok izlediği içerik türlerine dair neler söyleyebilirsiniz? Seçkiyi nasıl oluşturuyorsunuz?
TV+ bir hane ürünü, dolayısıyla evdeki herkesi hedefleyen seçenekler olmasına önem veriyoruz. Animasyon filmleri, dizileri çok güçlü, animasyon kanallarımız da var; bu kanallar ve içeriklerimiz daha çok çocuklara hitap ediyor. Gençlerin ilgisini çekecek pek çok farklı içeriğimiz var.
Bundan 4-5 sene önceki yayın politikamızdan farklı olan şeyi şu şekilde açıklayabilirim: Önceden pek çok içeriği alıp yer veriyorduk; şimdi ses getiren, daha büyük işlere odaklanıyoruz. Yayınlayacağımız içerik bir ilgi oluşturacak mı noktasına daha çok odaklanıyoruz. İçerik kürasyonunu yapan bir ekibimiz var, onlar elbette içerikleri önden izliyor, içerikle ilgili globaldeki eleştirileri, izleyici yorumlarını ve puanlarını takip ediyor. Kürasyonumuza uygun olarak, kullanıcılarımızı tatmin edecek içerikler oluşturmaya çalışıyoruz. 22 bin saat içeriğimiz var, popüler işlerden bağımsız işlere, festival seçkilerinden farklı ülkelerin dizi ve filmlerine pek çok içeriği kullanıcımızla buluşturuyoruz.


Mavi Ay ve Alf’le gönülleri çaldınız… Nostalji kuşağı devam edecek mi?
Biz müşterilerimizi dinlemeyi çok önemsiyoruz ve nostaljik işlere yoğun bir ilgi var. Mavi Ay ve Alf’i paylaştığımızda pek çok yorum aldık, kullanıcılarımız başka eski dizileri de yayınlamamızı istedi. Nostalji kesinlikle çok güzel bir tema ve her daim çok ilgi görüyor. Ben de yıllar sonra Alf’i tekrar izlediğimde çok mutlu oluyorum. Nostaljik işlere yer vermeye devam edeceğiz.
90’ların yerli dizileriyle ilgili de böyle bir adım atılabilir mi?
Eski TRT dizilerini Tabii ile anlaşmamız sayesinde zaten TV+’tan izleyebiliyorsunuz. Ama diğerleriyle ilgili de neden olmasın, düşünebiliriz.
TV+ olarak orijinal içerik yapmayı düşünüyor musunuz?
Yakın zamanda böyle bir planımız yok. Yapılan özgün içeriklerden güzel bir katalog oluşturmayı daha anlamlı buluyoruz. Bence o dünyayı müşterilerimizle daha fazla buluşturmak birinci görevimiz.