Episode Dergi olarak Ocak 2026 sayımızda Yasemin Şefik‘in galalar ve “gala fareleri” üzerine düşüncelerine yer veriyoruz.
Gala bir vitrin değildir. Gala bir sonuçtur. Aylarca süren bir emeğin, bir riskin, bir hikâyenin dışa vurumudur. Oraya ait olmayan birinin bu sonuca zahmetsizce ortak olmaya çalışması, ‘ufak bir yüzsüzlük’ değil; doğrudan bir saygı problemidir. Bu yüzden artık sektör daha dikkatli. Bu yüzden kapılar eskisi kadar gevşek değil. Bu yüzden hafıza güçlü.”

Gala fareleri vardır. Onlar bir davete gelmez; davetin etrafında dolaşırlar. İçeri girmeleri tesadüf değil, stratejidir. Çünkü gala faresi için önemli olan ne filmdir ne dizi ne de markanın hikâyesi. Önemli olan, orada olduğunu ispatlamaktır. Bir kare, bir etiket, bir “ben de vardım” cümlesi. Gerisi detaydır.
Bu bir merak meselesi değil artık; bu, görünür olma takıntısının sektörel bir formudur. Gala fareleri çoğunlukla sosyal medya tutkunudur. Kamerayı içerikten, kadrajı bağlamdan, kalabalığı anlamdan ayırırlar. Etkinliği bir sonuç olarak değil, bir dekor olarak görürler. Panonun önünde durulur, ışık yakalanır, mekânın adı yazılır. Film izlenmese de olur, marka dinlenmese de. Çünkü gala faresi için esas anlatı, etkinliğin kendisi değil, kendisinin etkinlikte olmasıdır.
Eskiden bu mesele hafife alınırdı. “Kimseye zararı yok” denirdi. Ama vardı. Çünkü bu sızmalar tekrarlandıkça sektör yoruldu. Bugün artık listeler kontrol ediliyor. PR ajansları, marka ekipleri, menajerler, basın danışmanları bu konuda fazlasıyla uyanık. “Aman dikkat” diye dolaşan listeler var. Fotoğraflar var. Tanınan yüzler var. Çünkü gala fareleri aynı yöntemleri, aynı rahatlıkla, aynı pişkinlikle denemeye devam ediyor.
Ve evet, mesele sadece dışarıdan gelenler değil. Sektörün içinden olan gala fareleri de var. İşin mutfağını görmüş ama sınır fikrine mesafeli, “beni herkes tanıyor” özgüveniyle hareket edenler. İşte onlar, bu görünme arzusunu daha tehlikeli bir noktaya taşır. Çünkü tanıdıklık, refleksleri gevşetir. Ve gevşeyen her yerde, bir sızma ihtimali doğar.
Gala faresi küçük bir figür gibi görünür ama etkisi büyüktür. Çünkü her sızma, emeği biraz daha görünmez kılar. Gerçek davetlilerin, gerçekten o iş için orada olanların alanını daraltır. Bir galayı kalabalıklaştırır ama anlamını boşaltır. Ve zamanla herkes aynı soruyu sormaya başlar: “Biz neyi kutluyorduk?”
Gala bir vitrin değildir. Gala bir sonuçtur. Aylarca süren bir emeğin, bir riskin, bir hikâyenin dışa vurumudur. Oraya ait olmayan birinin bu sonuca zahmetsizce ortak olmaya çalışması, “ufak bir yüzsüzlük” değil; doğrudan bir saygı problemidir. Bu yüzden artık sektör daha dikkatli. Bu yüzden kapılar eskisi kadar gevşek değil. Bu yüzden hafıza güçlü.
Ve işin ironik tarafı şu: Gala fareleri hâlâ var ama artık eskisi kadar görünmüyorlar. Çünkü sektör öğrendi. Kim gerçekten orada olmalı, kim sadece oradaymış gibi yapmak istiyor, ayırt etmeyi öğrendi. Geriye tek bir gerçek kaldı: Görünmek kolay, ait olmak zordur. Ve bu sektörde, eninde sonunda ikisi arasındaki fark mutlaka ortaya çıkar.
Çünkü mesele sadece bir galaya izinsiz girmek değil. Mesele, sınır fikrinin giderek değersizleşmesi. Herkesin her yerde olabileceği yanılgısı. Emekle davet arasındaki bağın kopması. Görünürlükle değerin eş tutulması. Ve en tehlikelisi: “Oradaysan varsın” düşüncesinin, “oraya ait misin” sorusunun önüne geçmesi.
Oysa sektör dediğin şey, kapıdan içeri girme becerisiyle değil, içeride kalabilme iradesiyle kurulur. Bir fotoğrafla var olunmaz; bir hatırlamayla kalınır. Ve hafıza, sandığımızdan çok daha seçicidir. “Kim oradaydı” değil, “neden oradaydı” sorusunu tutar aklında.
Gala fareleri bunu hep ıskalar. Onlar kalabalığın güvenliğine inanır. Çok görünürsen silinmeyeceğini sanır. Oysa tam tersi olur. Fazla görünen, bağlamını kaybeder. Her yerde olan, hiçbir yere ait olmaz. Ve zamanla isimler değil, roller unutulur. Kim çalıştı, kim üretti, kim risk aldı hatırlanır; kim panonun önünde durdu değil.
Sonuçta herkes aynı yere bakar ama herkes aynı şeyi görmez. Bazıları emeği görür, bazıları ışığı. Bazıları hikâyeyi takip eder, bazıları kadrajı. Ama zaman, her zaman olduğu gibi, ışığın değil hikâyenin tarafındadır.
Ve evet,
Bu yüzden bazıları hep davet edilir. Bazıları ise hep denemek zorunda kalır.
