Episode Dergi Mayıs sayısında kapağımıza konuk olan TOD Studios dizisi Her Şey Mümkün‘ün yönetmeni Arif Gökdeniz Uslu ile konuştuk.
Var Bunlar’la kendine özgü bir komedi dili kuran Arif Gökdeniz Uslu, bu kez Her Şey Mümkün ile gündelik hayatın kaosu, yalnızlığı ve kimlik arayışını absürt bir yerden ele alıyor. Miray Karabulut ve Mine Özgüle’nin birlikte yazıp başrolünü üstlendikleri diziyi “özgür bir oyun alanı” olarak tarif eden Uslu’yla bugünün mizahını, İstanbul’un hikâyedeki görünmez ağırlığını ve neden artık hepimizin biraz “deliliğe vurarak” ayakta kalmaya çalıştığını konuştuk.
Var Bunlar gibi kendine özgü bir komedi dilinden sonra Her Şey Mümkün’de seni en çok heyecanlandıran ne oldu?
Yine kendine özgü bir dil yaratabilme fırsatı aslında. Elif Yakarçelik’le çalışmak bu konuda her zaman ilham verici; sınırları boğucu olmayan, özgürce kararlar verebildiğimiz bir oyun alanı açtı yine bize. Mine ve Miray’ın daha önce böyle bir işte yer almamış olmaları da ayrıca heyecan vericiydi. İzleyici onlardan daha önce bir şey görmediği için bizi o anlamda sınırlayan bir beklenti de yoktu, dediğim gibi güzel bir oyun alanımız vardı.
Bu dizi klasik sitcom ritminden daha farklı bir yerde duruyor. Absürt ama aynı zamanda çok gerçek. Yönetmen olarak bu tonu nasıl kurdun?
Bunlar çok bilinçli kararlar olmuyor açıkçası, senaryolar yazılıp Mine ve Miray’la okumalar yaptıkça bir şeyler kendiliğinden canlanmaya, ayaklanmaya başladı. Önce karakterler beliriyor gözümde, sonra da bu karakterlerin nasıl bir dünyada yaşadığı, neredeyse kendiliğinden diyebileceğim, sezgisel şeyler. Bu tip projeler uzun tasarı sürecine ve sonra o tasarımı noktası virgülüne hayata geçirebileceğimiz yapım sürecine dayanmıyor. Komedi o kadar katı bir şey değil sanırım benim için, daha çok hemen her aşamasında yeni şeyler dahil etmeye çalıştığımız bir arayış hali. Ekipçe nasıl iyi hissedebileceğimizi, neye nasıl gülebileceğimizi hep beraber arıyoruz. Bu arayışa katılmaya gönüllü, uzun zamandır beraber çalıştığımız bir ekibimiz var.
Miray Karabulut ve Mine Özgüle’nin sosyal medya kökenli mizah anlayışını dizi diline taşırken en çok neye dikkat ettin?
Sosyal medyadaki takipçilerinin yabancılamayacağı kadar tanıdık ama yeni, özgün şeyler deneyebilecek kadar özgür bir alan yaratmaya dikkat ettim.

Dizide karakterler sürekli kendi fikirleriyle çelişiyor. Sence bugünün insanını anlatan en güçlü taraf bu mu?
En güçlü tarafı bu mu bilmiyorum ama bunun özellikle o yaş grubunda çok hâkim bir ruh hali/davranış biçimi olduğu aşikâr. Post-truth bizi mahvetti, post-trust’a evriliyor hatta, doğrunun kalmadığı bir yerde bu çelişkileri yaşamamız çok normal sanırım. Mizah için çok bereketli olsa da akıl sağlığını korumak için zor bir dönem. Zaten yaptığımız, akıl sağlığımızı koruyabilmek için mizaha sığınmak, biraz deliye vurmak kendimizi.
Her Şey Mümkün iki kadın karakterin hem çatıştığı hem birbirine tutunduğu bir hikâye. Bu ilişkiyi yönetirken en önemli denge neydi?
Birbirlerini asla bırakmayacaklarını izleyen herkese inandırabilmek. Ne olursa olsun, ne kadar fikir ayrılığı yaşanırsa yaşansın bu ikilinin arasının bozulacağının aklımıza bile gelmeyeceği bir dünya kurmaya çalıştık. Güven duygusu, şımarabilmek için, kişinin kendi olabilmesi için hayati bir unsur.
Komedide artık sadece “güldürmek” yeterli olmuyor. Sence bu dizinin alt metninde en çok ne var? Kaygı mı, yalnızlık mı, kimlik arayışı mı?
Sanırım kimlik arayışı daha baskın. Bu arayış biter mi, sonlu bir şey mi, insan hayatının herhangi bir döneminde tamam ben oldum, buyum, artık değişmem diyebilir mi, demeli mi? Bunlar bence cevapları olmayan büyük sorular. Yalnız kalma kaygısı da var tabii ama Meriç ve Deniz’in yalnızlıkları bile iki kişilik.
Var Bunlar’da da gündelik hayatın absürtlüğünü çok iyi görüyorduk. Seni sıradan hayatın içindeki komediye çeken şey ne?
Şakaya vurmasak çekilecek dert değil bu sıradan hayat dediğimiz şey, bunu söylerken bile kahkaha atıyorum. Yani bunu katlanılır kılabilmek için arada parıldayan o absürt parçalarını görmeye alıştırdım sanırım kendimi. Yoksa çokça acı, keder, kan, gözyaşı olan, güçlünün güçsüzü neredeyse hiç merhamet göstermeden ezdiği, ezildiğimiz, şahit olmanın canımızı fena yaktığı bir dönemden geçiyoruz diye düşünüyorum.
Dijital platformlar, yönetmenlere televizyona göre daha özgür bir alan açıyor mu? TOD için üretmek bu projede sana nasıl bir alan sağladı?
Öncelikle reytingden azade olmak büyük lüks, onun baskısı çok daha farklıdır diye düşünüyorum, televizyona daha önce hiç dizi yapmadım. Platformda çalışırken bölüm sayısı belli, başı sonu belli, süreç belli, bununla ilgili başka bir baskı hissetmiyorum. E, konuşabildiğimiz, gösterebildiğimiz şeylere de daha çok müsamaha gösteriliyor sanıyorum. TOD’la artık tanış olmaktan bir adım öteye geçtik sanırım, Var Bunlar’da üç sezon beraber çalışma fırsatımız oldu, oradan kaynaklanan ve bu projenin de her anına, alanına yayılan güven hissi oldukça rahatlatıcıydı.

Miray Karabulut ve Mine Özgüle hem yazıp hem oynuyor. Yönetmen olarak bu yaratıcı ortaklık sete nasıl yansıdı?
Bu durum hem avantaj hem de dezavantaj olabiliyor. Müthiş bir avantaj çünkü sette halihazırda çekerken bile herhangi bir değişiklik yapabiliyorsun; metne çok hâkimler, karakterlere çok hâkimler, dünyaya çok hâkimler, kolay kolay denenmeye cesaret edilemeyecek birçok şeyi denemeye cesaret edebiliyorsun böylece. Ama tabii bazı dirençler de yaşanıyor, senaryoyu da yazdıkları için o dünyayla ve içindekilerle başka bir ilişki, bağ kurmuş oluyorlar. Bazen onu size emanet etmekte zorlandıkları oluyor, bakıcıya çocuğunu bırakmak gibi bir his olsa gerek 🙂
Dizide İstanbul da görünmez bir karakter gibi duruyor. Şehrin kaosu ve temposu hikâyeyi nasıl besledi?
İstanbul, hayatımızda o kadar büyük bir figür ki bence onu yadsımak mümkün değil. Her zaman ana karakterlerden biri olacak, İstanbul’da yazılsa, başka bir şehirde çekilse bile İstanbul kendini hissettirir diye düşünüyorum. Kişinin ruh haline bu denli dahli olan çok az şehir var bence. Dolayısıyla İstanbul’dan bağımsız düşünülemez bu proje de. Dizide görünen mekânların ve o mekânlara ulaşırken ekip olarak bizim gördüğümüz, içinden geçtiğimiz her yerin ve anın ruhu sirayet etmiştir sanıyorum.
Bu dizide seyirciyi nasıl bir komedi bekliyor? Daha yüksek kahkaha mı yoksa “ben de böyleyim” hissi mi?
Yüksek kahkahaya şerh koymak istemem. Umarım iyi gelir izleyenlere, biraz daha keyifli bir hale gelir günleri, negatif duygulardan uzaklaşmak istediklerinde eşlik edebiliriz onlara.
Her Şey Mümkün’ü tek bir duyguyla tarif et- men gerekse bu ne olurdu?
Her şey mümkün, haliyle garip, rahatlatıcı bir tarafı var; sen tabii elinden geleni yap, ne kadar nasıl istersen ama her şey de seninle ilgili değil. Yani ne yaparsan yap aslında her şey mümkün, hem pozitif hem negatif anlamda. Dolayısıyla memnun bir kabulleniş gibi benim için, keyfim yerinde.
Miray Karabulut, ‘Her Şey Mümkün’ü Anlatıyor
Mine Özgüle, ‘Her Şey Mümkün’ü Anlatıyor
Yapımcı Elif Yakarçelik, ‘Her Şey Mümkün’ü Anlatıyor
