Bulutsuzluk Özlemi – Özel Röportaj

Orçun Onat Demiröz
Orçun Onat Demiröz
Lisans öğrenimini 2010 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde tamamladı. Akabinde yüksek lisans için Viyana’ya gitti ve 4 yıl kadar Avusturya’da yaşadı. 2015 yılında Türkiye’ye döndü ve...
17 dakikalık okuma

Episode Dergi Mayıs sayısında Orçun Onat Demiröz mikrofonu Bulutsuzluk Özlemi solistlerinden Nejat Yavaşoğulları ve Yaşamaya Mecbursun belgeselinin yönetmeni Caner Kaya’ya uzatıyor.

Bulutsuzluk Özlemi, 40 yılı aşkın süredir Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde yaşananları, toplumsal olayları ve ekonomi politik gündemi aynalayarak anlatıyor. Nejat Yavaşoğulları-Sina Koloğlu tarafından kurulan grup, sahiplendiği protest ve ilerici rolün yanı sıra müzikal olarak da modern Türkçe rock’ın öncüsü olarak kalıpları kıran bir yerde duruyor.

Doğrusu 12 Eylül Darbesi’nin yarattığı askeri baskı, işkence ve sansür ortamında bir nefes olarak kurulan Bulutsuzluk Özlemi, “Türkçe sözlü rock olur mu?” tartışmalarının yaşandığı gerici bir dönemde takındığı yenilikçi tavırla da sonraki kuşaklara ilham veren bir sıçrama tahtası oluyor. Özellikle Uçtu Uçtu albümü ve bu albümdeki “Tepedeki Çimenlik”, “Hiroşima”, “Şili’ye Özgürlük”, “Acil Demokrasi”, “Sözlerimi Geri Alamam” şarkılarıyla müzikal bir manifesto yazan grup, 90’lardaki Güneşimden Kaç ve Yol albümleriyle de mirasını güçlendiriyor.

Türkiye’nin sosyopolitik tarihini yıllardır en gerçekçi şekilde anlatan, toplumun vicdanı olmayı şiar edinmiş Bulutsuzluk Özlemi’nin Yaşamaya Mecbursun belgeseli vizyona girdi. Açıkçası yönetmenliğini Caner Kaya’nın yaptığı bu belgesel sadece Bulutsuzluk Özlemi’nin değil, Türkiye’nin de belgeseli.

Nejat Yavaşoğulları ve Caner Kaya ile hem Bulutsuzluk Özlemi tarihini hem de Yaşamaya Mecbursun belgeselini konuştuk. Unutmayın, bir umuttu yaşatan insanı… Keyifli okumalar!

bulutsuzluk özlemi

Bulutsuzluk Özlemi’nin 40 yıllık dönüm noktalarını anlatan Yaşamaya Mecbursun belgeseli vizyona girdi, hayırlı olsun. Nasıl hissediyorsunuz ve yollarınız nasıl kesişti, fikir nasıl gelişti?

Nejat Yavaşoğulları: Doğrusu değişik dönemlerde grubun belgeselini çekmek isteyen çok olmuştu. Ancak bu işi sonuna kadar götüren olamamıştı, ta ki Bulutsuzluk Özlemi’ni seven ve her zaman takip etmiş bir yönetmen olan Caner Kaya ortaya çıkana kadar.

Caner Kaya beni bir konser sonrası yakaladı ve elindeki dosyayı sundu. Kendisiyle kısa bir konuşma yaptık ve bu konuşma sonunda bu işi yapabilecek kişi olduğunu anladım. Caner’e o gün, “Tamam, yola koyulabilirsin,” dedim. Bir Film şirketi ve yapımcı Aslı Filiz de devreye girince işler akıp gitti. Müthiş bir ekiple titiz bir çalışmaya başlamış olduk.

Caner Kaya: Bu projeyi yaklaşık üç sene önce düşünmeye başladım. Yine bir Bulutsuzluk Özlemi konserindeyken böyle bir belgesel neden yok, yapılabilir mi, acaba ben yapabilir miyim diye düşünerek başladı her şey. Yavaş yavaş aldığım notlar, yaptığım araştırmalar bir noktaya geldi ve filmin ilk dosyasını yazdım. Nejat abiden randevu istedim, büyük bir heyecanla gidip projemi, yapmak istediklerimi anlattım ve süreç başladı. Sonrasında Bir Film, Aslı Filiz ve Ersan Çongar’ın katılımıyla da bu proje ete kemiğe büründü ve filmi gerçekleştirdik.

bulutsuzluk özlemi

Belgeselde Bulutsuzluk Özlemi’nin özellikle 80’ler ve 90’larda sahiplendiği ilerici, protest toplumsal rolün hakkı veriliyor. Yansıttığı sosyopolitik gerçekliğin de altı çiziliyor. Ayrıca 80’ler ve 90’lar ile 2000 sonrasındaki dönem iki ayrı blok gibi. Bulutsuzluk Özlemi’nin sahiplendiği bu ilerici role ve belgeseldeki kurguya dair neler söylemek istersiniz?

Nejat Yavaşoğulları: İnsan, kafasındaki işleri gerçekleştirme sürecine girince ve içtenlikle uğraşınca yaptıklarının nereye ulaşacağını, sonuçlarının ne olacağını bilemiyor. Şarkıları yazarken dünya için düşündüklerimi, hayat için beklentilerimi, bakış açımı sözlere yansıtıyorum. Her şairde, her ressamda, her sanatçıda bu vardır. Sonuçta bütün bu yapılanlar, sözüyle ve müziğiyle, sanata bakış açısıyla bir bütünlük, bir marka oluşturdu. Meğer aradan yıllar geçince böyle oluyormuş, bunu öğrendim.

Belgeseldeki kurgu ve içerikse Caner Kaya’nın gruba bakış açısını yansıtıyor ki bu çok normal. Tabii daha uzun bir belgesel olabilirdi, benim hâlâ aklımda olan bazı görüntüler, konser kayıtlarından bir sürü şey var… Fakat Caner Kaya, 90 dakikalık tempolu bir film yaptı. Ortaya vurucu bir film çıktı. Bunu filmin ilk gösterimi biter bitmez seyircinin verdiği tepkide görmek benim için muhteşem bir andı.

Caner Kaya: Öncelikle belgeseli bu şekilde kurgulamak bilinçli bir tercihti. Başından beri düşüncemiz bu belgeseli yalnızca grubu yıllardır takip edenlerin değil, belki bir şarkısını bilen, belki hiç duymamış, belki dünyanın başka bir köşesinde yaşayan insanların da keyifle izleyeceği bir şekilde yapmaktı. Bunun için bulduğumuz formül, grubun tarihini ülkenin tarihiyle paralellikler kurarak anlatmaktı. Bulutsuzluk Özlemi’nin toplumsal-protest yönünü elbette Nejat abi daha iyi anlatır.

Fakat çocukluğunu 80’ler, ilk gençliğini 90’larda yaşayan ben ve benim kuşağım için çok aydınlatıcı bir rolü olduğunu düşünüyorum. 12 yaşında bir çocuk olarak 141-142’yi, Deniz Gezmiş’i, Şili’deki askeri darbeyi, Hiroşima’ya atılan atom bombasını onların şarkılarıyla öğrendim. Bu yüzden bugün olduğum kişi olmamda bu müziğin önemli etkisi olduğunu düşünüyorum. Belgeselin ana temalarından biri de buydu benim için: Sanat toplumu dönüştürebilir mi? Ve evet, bence dönüştürür, değiştirir, etkiler ve Bulutsuzluk Özlemi’nin müziği de bunun önemli kanıtlarından biri.

Bir yandan da Bulutsuzluk Özlemi demek modern Türkçe rock müzik için bir milat demek. Hatta Bulutsuzluk Özlemi’nin kurulduğu dönemde Türkiye’de Devil, Egzotik Band, Whisky, Dr.Skull ve Kramp gibi ilk “hard n heavy” grupları da kuruluyor. Ancak Bulutsuzluk Özlemi daha farklı bir yoldan ilerliyor ve Uçtu Uçtu ile adeta bir manifesto yazıyor. Geriye dönüp baktığınızda 80’lerde Türkiye’deki yenilikçi müzik denemelerini ve ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Nejat Yavaşoğulları: Şimdi geriye dönüp bakınca 80’ler, 90’ların öncü yıllarını oluşturmuş diye düşünüyorum. 1980 Darbesi’nin baskısının geçmeye başladığı yıllarda hareketlenme yaşandı, özellikle 80’lerin ikinci yarısından itibaren. Bu, ayakları yere basan bir çıkıştı. Bulutsuzluk Özlemi her şeyiyle farkını zaman içerisinde hissettirdi. Ülke için yenilik olabilecek bir durum yarattı.

Caner Kaya: Bu saydığınız grupların hepsini 90’larda dinlerdik elbette, hatta bu listeye Kesmeşeker’i de eklemek isterim. Ama en azından benim için Bulutsuzluk Özlemi hep diğer gruplardan farklı bir yerde durdu, durmaya da devam ediyor. Bunun da yalnızca kişisel hayranlığımdan kaynaklandığını düşünmüyorum.

Belgeselin yapım sürecinde gördüm ki Nejat abi hep cesurca yapılmayanı yapmaya çalışmış, olmaz denileni zorlamış ve büyük bir mükemmeliyetçilikle hareket etmiş. Yenilikçi müzik denemeleriyle ilgili en güzel sözü de yine filmde kullandığımız eski bir röpotajında söylüyor zaten: “Ben böyle düşünüyorsam benim gibi düşünen birileri mutlaka vardır.”

Vardı gerçekten ve Bulutsuzluk Özlemi o insanların sesi olmayı başardı.

Yaşamaya Mecbursun’u izlerken en çok ilgimi çeken bölümlerden biri de 90’lar boyunca Beyoğlu’ndaki eski Hayal Kahvesi’nde aralıksız olarak kendi şarkılarınızı çaldığınız dönem oldu. Oradaki arşiv görüntüleri de çok güzel. O bölümde müziğe yönelik gerçek bir tutkuya tanıklık ediyoruz. Hatta Akın Eldes “şilte atıp orada yaşamak istediğini” söylüyor. Kemancı, Hayal Kahvesi, Caravan gibi mekânlarla rock müziğin coştuğu, kitlesinin genişlediği zamanlar. O dönemi nasıl yorumluyorsunuz?

Nejat Yavaşoğulları: Modern anlamda Türk rock müziğinin geliştiği altın bir dönemdi. Biz kendimizi bar grubu olarak görmediğimiz halde Hayal Kahvesi, takipçilerimizle buluştuğumuz bir mekâna dönüştü. Dünyadaki benzerleri gibi, müziğiyle var olan kulüpler gibi bir yerdi o dönem. Müziğiyle meşhur oldu. Bizim de konuklarımızı davet ettiğimiz müzik dolu bir mekândı.

Hatta orayı kuranlar sinemacı dört arkadaştı, hayalperest ve idealisttiler. Serdar Temizkan, Fehmi Yaşar, Cemal Şan ve Hakan eski binadan atılıp burayı devredince bu güzel mekân yeni işletmecilerle alışveriş merkezlerinde yer alan, müziği önemsemeyen, yeme içme ağırlıklı bir tarza dönüştü.

Eski davulcumuz Utku belgeselde bunu çok iyi anlatıyor. Taksim bir bölge olarak yaşıyordu. Hayal Kahvesi, karşısında Engin Yörükoğlu’nun kurduğu Jazz Stop, Batu Mutlugil’in aynı yerde devam ettirdiği Mojo, az ötede Kemancı… Bugünkü yıldızlarla birlikte hep oralardaydık. Teoman, Yavuz Çetin, Şebnem Ferah, Aylin Aslım ve diğerleri birbirimizin sahnesinde çıkardık.

Caner Kaya: Ben yaş itibarıyla o dönemi onlar kadar yaşayamadım. Biz 10’lu yaşlardakiler için uzaktan takip edilen; fısıltıları, dedikoduları rock müzik dergilerinden yakalamaya çalışılan bir hayal âlemi gibiydi. Fakat yine belgeselin yapım sürecinde o zamanlar uzaktan bakıp tam adını koyamadığım, sezdiğim olayın gerçek olduğunu gördüm.

Darbenin etkisini kaybetmesiyle bir dip dalga geliyor. İnsanlar bu müziği yapmak, dinlemek istiyor ve bu mekânlar açılıyor, tıklım tıklım doluyor. Bu, benim kuşağım için de geçerli. Buralardan etkilenerek gitar çalmaya başladık; gruplar kurmaya, şarkılar üretmeye çalıştık. İçimizden yetenekli olanlar oralarda da çaldılar ve gerçekten de bugün Türk rock müziği dediğimiz ne varsa aslında o ortamların eseri.

Öte yandan 90’lar Bulutsuzluk Özlemi’nin gitar sound’unu tam olarak oturttuğu ve biraz daha sertleştiği bir dönem. Yol albümü bunun en güzel yansıması ki favori albümümdür. Şırnak’ın İdil ilçesinde verilen konser de o dönemde. Belgeselde o konser de duygusal bir şekilde veriliyor. Ayrımcılıkların ortadan kalktığı, toplumsal vicdana dair çok güzel görüntüler var. Belgeseldeki o görüntülere ve konsere yönelik neler söylemek istersiniz?

Nejat Yavaşoğulları: Kimsenin aklına gelmeyecek bir işti, duvarlarda mermi izlerinin olduğu bir dönemde İdil isimli bir kasabada konser verdik. Ben “Kim gelecek?” derken tüm meydan doldu. İdil’in çevresinden gelen öğretmenler, hemşireler, oralarda görev yapan insanlar bize müthiş coşkulu bir konser yaşattı. Çok heyecan vericiydi.

bulutsuzluk özlemi

Caner Kaya: Son yıllarda artık çok geride kaldığı ve insanlar da kötü şeyleri unutmaya meyilli olduğu için büyük bir 90’lar nostaljisi yaşanıyor ve sanki Türkiye’nin en güzel yıllarıymış gibi bir hava esiyor. Fakat maalesef öyle değildi. Bitmek bilmeyen ekonomik krizler, faili meçhuller, terör ortamı… Ben uzaktan bakan biri olarak gitar sound’unun sertleşmesini biraz buna bağlıyorum. Çok sertti yaşanan her şey ve Bulutsuzluk Özlemi buna cevap veriyordu. Aynı şekilde biz dinleyenlerin de o sertliğe, başkaldırıya ihtiyacımız varmış ki benim de favori albümüm her zaman Yol olmuştur.

İdil konserini o yıllarda gazeteden okuduğumu hatırlıyorum. O zaman da öyle gelmişti, yıllar sonra görüntüleri izleyip kurgulayınca da aynı şekilde düşünüyorum. Hislerimi en güzel Murat Meriç’in filme aldığımız sözleri yansıtıyor: Bulutsuzluk Özlemi’nin o ortam içinde İdil’de konser vermesi fantastik bir olaydı, olaymış. Ama şunu da unutmayalım, bu konserden yıllar önce, 93’te çıkan “Devran Dönüyor” şarkısında “Bana fark etmez Türk, Japon, Kürt” diyen, ozanların kendi dilinde şarkı söylemesinin yasaklanmasını eleştiren de Bulutsuzluk’tu. Aslında burada bir tutarlılık var ve İdil’e konser vermeye gitmeleri bunun doğal uzantısı gibi de duruyor.

Açıkçası bu belgesel, Türkiye’nin darbelerle dolu otokratik yakın siyasi tarihine de ışık tutuyor. Hatta Nejat abi belgeselin bir yerinde esprili bir şekilde, “40 yıldır ‘Acil Demokrasi’yi çal Allah çal, değişen bir şey yok,” diyor. Bulutsuzluk Özlemi’nin muhalif kimliğini şekillendiren bu sosyopolitik süreci ve bugünü nasıl görmek gerek? Daha özgür, daha adil, refah seviyesi daha yüksek bir ülkede yaşasak Bulutsuzluk Özlemi’nin yolu farklı mı olurdu?

Nejat Yavaşoğulları: Kesinlikle farklı olurdu! Bulutsuzluk Özlemi, İngiltere’de olsaydı bu şarkılarla tüm dünyada tanınıyor ve konser veriyor olurdu.

Caner Kaya: Ben yine Nejat abiden rol çalarak cevap vereceğim, zira müziğinin nasıl olabileceğini elbette o bilir. Ancak benim hem bu konuya hem de Bulutsuzluk Özlemi müziğine ziyadesiyle kafa yormuş biri olarak cevabım hayır, Bulutsuzluk Özlemi yine aynı müziği yapardı. Belki o zaman “Acil Demokrasi” demezdi ama mutlaka eleştirecek bir şey, söz söylemek istediği bir konusu olurdu. Buna karşın bence bu sorunun esas muhatabı gruptan çok dinleyicileri.

Belki dediğiniz gibi bir ülkede yaşasak bizim için en akılda kalıcı şarkı “Acil Demokrasi” değil de “Tepedeki Çimenlik” olurdu. “Bıktım Be”den daha çok “Rüzgar”ı dinlerdik.

Bence en güzel şarkıları “Gülsüm”ü her konserde çalar, belki “Şili’ye Özgürlük”ü unuturlardı. Zira Bulutsuzluk’un müziğinde her şey var, siyaset kadar aşk da var. Bu biraz da biz dinleyecilerin gündemiyle neyin örtüştüğü konusu
diye düşünüyorum.

Peki, bu belgeselin yaratım sürecinde sizi en çok zorlayan unsurlar neler oldu? 40 yıla yayılmış bir tarihten, diskografiden ve arşivden bahsediyoruz. En çok hangi açıdan zorlandınız?

Nejat Yavaşoğulları: Maalesef bazı çalışmalar yer alamadı. Yaşamaya Mecbursun, 90 dakikalık tek bir filme dönüşünce içimde kalan şeyler de çok oldu. Ancak belki de bu hali Yaşamaya Mecbursun’u daha etkili kıldı.

Caner Kaya: Öncelikle bu yaratım sürecinde hiç zorlanmadığımı söylemeliyim. Ben bu grubun hayranıyım, sadece onlardan imza almak için sırada beklemişliğim var. Benim için onlarla bir masada oturup sohbet edebilmek bile çok büyük bir olay. Bunun üstüne bir de, bunu da Murat Cem Orhan’dan alıntılıyorum; “Hayran olduğunuz insanların sözüne katkı yapmak, o sözle başka bir şey söylemek inanılmaz keyifli.”

Fakat karar vermekte zorlandığımız çok an oldu, bu farklı bir zorlanma meselesi. Film 85 dakika, Bulutsuzluk Özlemi’nin tipik bir konseri iki buçuk saat sürüyor. Bu yüzden en önemli karar sürecimiz hangi şarkıların filmin neresinde, hangi kayıttan kullanılacağı konusunda oldu. O şarkıları filmin akışındaki konularla eşleştirmeye, bir bağlam içine oturtmaya çalıştık. Bir de özellikle Aslı Filiz’le kurguya yoğunlaştığımız sıralarda filmin hiçbir yerinde durağanlaşmasını, sarkmasını, uzamasını istemedik.

Bu belki de hiç konuşmadan aldığımız ortak bir karardı ve belki yüzlerce kez izleyerek, başka başka fikirler deneyerek, arayarak, bazen bularak, bazen geri dönerek kurguyu son haline getirdik. Bu sayede özellikle Türkiye’de “belgesel” denince akla gelen düşük tempolu, ağdalı anlatımdan uzak durmayı başardığımızı ve temposunu hiç kaybetmeyen, hatta bir Bulutsuzluk şarkısı gibi “gümbür gümbür ilerleyen” bir film yaptığımızı düşünüyorum ve sonuçtan çok memnunum.

Şunu da sormak ve Sina Koloğlu’na bir selam göndermek isterim. Ben Sina abiyi hep Bulutsuzluk Özlemi’nin Jon Lord’u olarak görmüşümdür. Jon Lord, Deep Purple için neyse Sina abi de Bulutsuzluk Özlemi için o sanki. Acaba Nejat abi bu durumu, dostluklarını ve üretimlerini nasıl yorumluyor?

Nejat Yavaşoğulları: Öyle tabii, Sina yıllar boyunca her türlü mükemmeliyetçiliğime sabırla katlandı, katlanıyor.

Caner Kaya: Bu sorunun muhatabı ben değilim tabii ama birlikte geçirdiğimiz son 1,5 yılda onların tatlı sert ilişkisini, bazen tartışıp sonra birlikte gülmelerini, anılarını yâd edişlerini çok sevdim ve besleyici buldum. Bunların yanında en saygı duyduğumsa sahnede, konser esnasında birbirlerine destek olmaları, bir bakışla şarkının, konserin akışını değiştirecek kadar birbirlerini tanıdıklarını görmek oldu.

Son olarak tekrar ellerinize sağlık. Gerçekten keyifle izlediğim bir belgesel oldu. İzleyicilere ve Bulutsuzluk Özlemi hayranlarına neler söylemek istersiniz?

Nejat Yavaşoğulları: Ben bizim için “sesi çıkartanlar” dedim. Bizi hep ayakta tutan, bize güç veren izleyicilerimize de “sesi çoğaltanlar” dedim. Bence bu birçok şeyi ifade ediyor.

Caner Kaya: Ben elbette bu tarz bir üretim yapmış herkes gibi mümkün olduğu kadar çok insanın bu belgeseli izlemesini isterim. Ama şunu da eklemeliyim: Bu film yalnızca grubun hayranları için yapılmadı, hatta bu film, grubun hayranı olmayanlar için yapıldı bile diyebiliriz.

Bu bir Bulutsuzluk Özlemi belgeseli fakat daha çok Bulutsuzluk’un her şeye rağmen hâlâ hepimizin ihtiyacı olan o umuda dair ilham olmaya devam etmesinin belgeseli. Bu yüzden grubu bilen bilmeyen, dinleyen dinlemeyen herkesin içinde kendine ait bir şeyler bulabileceğini düşünüyorum ve yine, tabii ki herkesin izlemesini istiyorum.

bulutsuzluk özlemi
Bu içeriği paylaş
Lisans öğrenimini 2010 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde tamamladı. Akabinde yüksek lisans için Viyana’ya gitti ve 4 yıl kadar Avusturya’da yaşadı. 2015 yılında Türkiye’ye döndü ve çeşitli kültür/sanat dergilerinde, eklerde, bloglarda yazarlık yaptı. Aynı zamanda birçok ajansta da metin ve içerik yazarı olarak çalıştı. Hayatına yazar, yorumcu ve DJ olarak devam ediyor.

Episode Dergi

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Son Bölümlerimiz...

Podcast

Kritik Eşik – 58: Yabani

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Yabani dizisini konuşuyor.

LISTEN
58. Bölüm
Süre: 7:13

Kritik Eşik – 57: Kirli Sepeti

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Kirli Sepeti'ni konuşuyor.

LISTEN
57. Bölüm
Süre: 11:21

Kritik Eşik – 56: Dilek Taşı

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Dilek Taşı dizisini konuşuyor.

LISTEN
56. Bölüm
Süre: 15:36

Kritik Eşik – 55: Bambaşka Biri

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Bambaşka Biri dizisini konuşuyor.

LISTEN
55. Bölüm
Süre: 19:07

Kritik Eşik – 54: Aile ve Adım Farah Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Aile ve Adım Farah'ı konuşuyor.

LISTEN
54. Bölüm
Süre: 18:18

Kritik Eşik – 53: Ömer ve Yargı Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Ömer ve Yargı dizilerinin yeni sezonları.

LISTEN
53. Bölüm
Süre: 19:30

Son Bölümlerimiz...

Video

Episode TV’nin Sevilen Programı ‘Oben Budak’la Falan Filan’ Yeni Bölümüyle Yayında

Episode TV’nin sevilen programlarından Oben Budak'la Falan Filan heyecan verici yeni bölümüyle…

‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’nin Yeni Bölümünde Mutluluk Konuşuldu

Episode TV'nin sevilen programlarından Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi'nin 4. bölümü, 8…

Episode TV’nin ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Programının 3. Bölümü Yayınlandı

Bugün yayınlanan Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi 3. bölümünde "Nikahta Keramet Var…

Episode TV’den ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Kendine Has Üslubuyla Devam Ediyor

Episode Dergi YouTube kanalı Episode TV’nin yeni içeriklerinden Deniz Tezuysal ile Kesin…

Mehmet Kurtuluş Episode’a Konuştu

Kurz und schmerzlos (1998), Im Juli (2000), Gegen die Wand (2004) gibi…

Popüler İçerikler

TOD STUDIOS’tan Yeni Komedi Dizisi: ‘Her Şey Mümkün’den İlk Afiş Geldi!

​Dijital içerik dünyasına iddialı bir giriş yapmaya hazırlanan TOD STUDIOS, yeni orijinal…

Editör
Tarafından Editör

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Çok Okunanlar

‘Job’: Gücün El Değiştirdiği Yer – Özel Röportajlar

Episode Dergi olarak Nisan 2026 sayımızda Yasemin Şefik'in yakın zamanda sahnelenmeye başlayan…

Yasemin Şefik
Tarafından Yasemin Şefik
Dizi dünyasının tek adresi: Episode Gelişmeleri takip etmek için yeni sayıyı okumayı unutmayın!