Aile Hayatının Güzellikleri: Ferhunde Hanım ve Kızları

 Aile Hayatının Güzellikleri: Ferhunde Hanım ve Kızları

Feride Çetin’in Ferhunde Hanım ve Kızları incelemesi, Episode’un 21. sayısında yayımlanmıştır.

Çocukluk ömür boyu peşimizi bırakmıyor. Hele ki, azıcık da olsa kenetlenmiş bir ailede büyüyorsak o zaman biriktirdiğimiz anılar sonraki yıllarımızın yürünecek yollarını belirliyor. Orhan Pamuk’un Kar romanında dediği gibi; aile olmak sorunlara rağmen birliktelikte çaresizce inat etmenin zevki üzerine kurulu, belki de.

Bugün 40’lı yaşlarını sürenler için 90’lar Türkiye’sinin gri ve puslu havasında büyümek nasıldı, hatırlamaya çalışıyorum… Özel televizyonlar, doğru frekansı yakalamaya çalışan çatı süsü antenler, çoluk çocuğu havasız salonlara hapseden ateriler, rönesansını yasayan Türkçe pop ve elimizden düşürmediğimiz gazete hediyesi maketler… Müzik kanalları sayesinde dünyanın farklı ülkelerindeki uçucu ruhlarla tanışıyorduk. Özgürlük bayraklarımızı göndere çekme sevdasıyla beyazcamın kahramanlarını takip ediyorduk. Kapitalizmi iyi bir şey sanıyorduk. İki arada bir derede kalmıştık. Popüler kültür ikonları gibi bir hayatımızın olamayacağı henüz kafamıza dank etmemişti.

Tüm o ekonomik krizler, kamyon kazaları, otel yangınları ve faili meçhul haberleri arasında süzüldüğümüz 90’lar elbette ki Birol Güven’in konservatif komedi-dönem dizilerinde resmettigi kadar “minnoş” değildi. Bugün cebelleştiğimiz her altyapı sorunu o kuşakta patlak vermişti.

Sanıyorum o günlerin tema müziği olarak beyinlere zerk edilen Ulvi Cemal Erkin’in “Köçekçe” bestesinden alıntı Anadolu’dan Görünüm jeneriği, çocukluğu sokaklarda geçen son maceraperest kuşak olacağımızın sinyalini veriyordu. O zaman farkında değildik tabii, büyüyecek ve kendi mahallemizden olmayana yargılar gözle bakmayı, kutuplaşmış kalabalıklar arasında kaybolmayı öğrenecektik.

90’ların başında benim cephemde işler arapsaçına dönmek üzereydi. Okul birincisi olmakla hayallerimi gerçekleştirmek arasinda bocaladığım ve sonunda zor olanı seçip kendi yolumda yürümeye başladığım lise yıllarına merhaba demiştim. Beş kızdan oluşan “sağlam” bir kız çetesinin mensubuydum. Ögrenci hakları için müdür odasının önünde yatıp kalkmadığım zamanlarda kısa oyunlar yazardım ya da duvar gazetesine haber toplardım. O zamanlar farkında olmadığım hatta 30’larımın ortasına kadar anlayamayacağım, ancak uzun psikanaliz seanslarından sonra itiraf edebileceğim bir şekilde dünya medcezirli bir sahildi benim için. Kendi kıyıma vuran yosunları toplayarak denizyıldızlarını kurtarma enerjsi bulduğum günlerde bir müzikal yıldızı gibi hissederdim. Diğer günleri ise o müzikalin introsundaki bozuk notaları düzeltmeye harcardım.

Sonradan kısaltılmış adıyla Ferhunde Hanımlar memleket manzaralarını yalın biçimde evlerimize taşıdı, kim olduğumuzu sormamızı sağladı

Bizim evde tantana eksik olmazdı. Ucu gözükmeyen bir ergenlik tüneline girmiş üç çocukla boğuşan annem, televizyon izlememize -derslerimizi yetiştirmemize engel olacağı bahanesiyle- izin vermezdi. Yasak olan kıymetliydi de… Kim bilir belki bu yüzden, biz üç kardeş de iletişim bilimleri üzerine eğitim aldık.

Neyse efendim, sadede geleyim; televizyonun açık olduğu nadir zamanlarda ne izlersem hafızaya kaydederdim. Hikâyeleri hep sevdim. Hele ki, o hikâyeleri dürüstçe anlatanlara bayılırım.

İşte,  “kim olacağımı şekillendiren” 1993 yılının sürprizi de gizlice televizyon izlediğim bir gün karşıma çıktı. Bu sürpriz, kalabalık bir ailenin maceralarını anlatan günlük bir diziydi. Ailenin telaşlı ve sakar annesi Ferhunde Hanım (Beyhan Saran), top patlasa istifini bozmayan ağırkanlı kocası Behzat (Baykal Saran) ve birbirinden çatlak(!) kızlarının maceraları anlatılıyordu bu dizide. Ankara’da sıradan hayatları olan, neşeli insanlardı. Hemen her ailenin başına gelecek olaylar yaşarlardı.

Anlattığım dizi öyle sınırsız aksiyon falan vaat eden bir seyirlik değildi yani. Fakat benim için Ferhunde Hanım ve Kızları kısa sürede kapı komşumuz gibi oluvermişti. Bin bir rica ile annemi ikna eder, her gün aynı saatte ekran başına kurulur ve bu aileyi seyrederken kahkahalara boğulurdum. Suzi (Güven Hokna) ortalığı karıştırırken deli Nermin’in (Melek Baykal) telaşını izlemeye doyamazdım. Nasıl oluyorsa oluyor, bu dizideki herkes sanki kendi hayatını ekrana taşıyordu. Öyle gerçek rol yapıyorlardı ki, sanki tüm oyuncular gizli kameralarla dolu bir evde yaşıyor ve bir reality show canlandırıyorlardı. Delidolu Nevzat (İpek Çekem) ve meraklı Müjgan (Hülya Gülşen Irmak), dünya derdini omuzlamış Nejla (Hatice Aslan), eşleri, sevgilileri, dostları, komşuları… Ferhunde Hanım ve Kızları, o yılların bulutlarını dağıtan bir güneş gibi doğuyordu salonumuza… Dizi, TRT’den Star TV’ye transfer olup 1999 yılına dek gösterimde kaldı. Ferhunde Hanım ve Kızları sade hayatlarını bin bir aksiyonla renklendirmeyi ve sadık seyircisini büyütmeyi başardı. 

Günümüz tiyatrosunun önemli isimleri, oyunculuğa ilk adımlarını bu diziyle attılar. Şahap Sayılgan, Hakan Salınmış, Ayşenil Şamlıoğlu, Volkan Ünal, Ali Hürol, Tamer Karadağlı, Simge Selçuk… Sonraları dizide rol alan birkaç isimle çalışma fırsatı buldum. Ben karşılarında heyecanla eğilip bükülür, iki kelimeyi yan yana getiremezken olanca mütevazılıklarıyla işlerini yaparken sahneyi çiçeklendirmelerine şahit oldum. İyi oyuncular kulise girdikleri andan itibaren takım arkadaşlarının işini kolaylaştırırlar. Ankara kökenli, yolu Ferhunde Hanım’ın evinden geçmiş bu oyuncularla oynarken hayatı güzelleştiren ayrıntıların tadını çıkarmayı öğrendim. 

Kendi ailemizi iyi tanımazsak ya geçmişteki modelleri tekrar ederiz ya da onlara bilinçsizce karşı çıkarız. Kim olduğumuzu, kendi yaşamımızı “en iyi biçimde nasıl” sürdüreceğimizi bilemeyiz. Sonradan kısaltılmış adıyla Ferhunde Hanımlar memleket manzaralarını yalın biçimde evlerimize taşıdı, kim olduğumuzu sormamızı sağladı. Zor günlerde, “Her şey geçer,” demeyi öğretti bize. Televizyon tarihimizin klasikleri arasına adını yazdıran Ferhunde Hanımlar’daki bütün güzel insanları şükran ve sevgiyle selamlıyorum.

Benzer İçerikler