Sevgili Okur! Ben Ru! Hadi Biraz Konuşalım.

Ru!
8 dakikalık okuma

Episode Dergi Mayıs sayısında Ru! okurlara seslendi.

Bugün laptop başına çok havalı oturdum. Kendimden emin, eee neyi anlatıyoruz? Genelde bir cevap gelirdi. Baktım içerisi kapı duvar. Şunu yazayım dedim olmadı, bunu yazayım dedim olmadı. Baktım olmayacak, dedim Ebru kalk kendini ıslah et.

Kalktım, 11 gezegenin bir araya gelmesi gerçekleşti ve TV’yi açtım. Tam üç ayın sonunda açılmasına o da heyecan yapmış olacak ki kendine gelmesi uzun sürdü. Ve pek tabii aylık TOKİ taksidi gibi ödediğim tüm dijital platformlarımı gezdim. Gerçekten. İnsanın içinden hiçbir şey yapmak gelmez ama yine de bir şey yapıyormuş gibi görünmek ister ya… İşte ben de bugün “bir şey izleyen insan” olmaya karar verdim. Çünkü izleyen insan kontrollüdür. Koltuğunda oturur, hayatını pause’a alır, duygularını 45 dakikalık bölümlere böler. En kötü ihtimalle “bir sonraki bölüme geç” der ve hayatını ertelemeyi estetik bir şeye dönüştürür. Ben de öyle yaparım sandım.

Olmadı.

ru!

İlk olarak güçlü kadın dizilerinden birini açtım. Hani şu kimseye eyvallahı olmayan, hayatını kontrol eden, gerektiğinde bağıran, gerektiğinde giden kadınlar… Fleabag’deki Fleabag gibi, ya da Euphoria’daki Rue Bennett gibi hayatın ortasında durup kendine bile laf sokabilen kadınlar… Kadın ekrana baktı ve birine, “Ben bunu hak etmiyorum,” dedi. O an içimden şöyle bir ses geldi: “Yürü be panter parçası!” Kısa sürdü bu çıkışım. Kadın sınır çizdi, ben çayımı karıştırırken şeker atıp atmama konusunda bile karar veremedim. Kapattım. Çünkü bazı karakterler sana iyi gelmez, seni geliştirir falan değil… Direkt kişisel saldırı gibi hissettirir.

O an aklıma Kürk Mantolu Madonna’daki o duygu geldi: “İnsanlar birbirini tanımadan nasıl bu kadar kesin konuşabiliyor?” Ben kendimi bile tanıyamazken Fleabag bana karakter dersi veriyor.

Sonra romantik komedi açtım. Dedim ki, “Hafif bir şey izleyeyim, biraz gülümserim.” Adam kararsız, kadın âşık. Birbirlerine bakıyor ama konuşamıyorlar. Tam Normal People’daki Connell Waldron ile Marianne Sheridan gibi… Herkesin her şeyi hissedip hiçbir şey söylemediği o sinir bozucu romantizm. Bir noktada sinirlendim. Üç bölüm olmuş hâlâ, “Ne hissediyorum bilmiyorum,” diyor.

Dedim ki, “Bak güzel kardeşim, ben üç aydır bir mesaj atıp atmamak arasında gidip geliyorum, senin bu sürecin bana kısa bile geldi.” Bir sahnede adam cesaretini topladı ve konuştu. O an televizyona bakıp, “Helal olsun!” dedim. Sonra kendime baktım. Ben hâlâ yazıp siliyorum. Kapattım. Çünkü romantik komedi izlemek için önce kendi trajikomik halini kabullenmiş olman gerekiyor. Ben henüz oraya varamadım. Ha, bu arada üç gündür usta çağıracağım, yazıp sildiğim de bu. Yarın evde miyim bilmiyorum ki?

“Tamam,” dedim, “ciddileşiyorum.” Bir suç dizisi açtım. True Detective modunda girdim konuya. Dedektif geldi. Hayatı darmadağın ama en azından başkalarının hayatını çözebiliyor. Delilleri topladı, bağlantıları kurdu, sonuç çıkardı. Ben burada kendi duygularımın failini bulamıyorum. “Bunu bana kim yaptı?” diye soruyorum. Cevap çok net: Ben. Ama nasıl yaptım, ne zaman yaptım, hangi sahnede kendime bunu yazdım? Hiçbir fikrim yok. Dedektif bir bakışta çözüyordu, ben beş sezondur aynı yerdeyim. Kapattım. Çünkü bazı günler suç dizisi izlemek içindeki faili meçhulleri çoğaltıyor. Hayır, bulduk zamanında feyyaz gibi, şimdi n’apalım, Allaha havale ettik geri mi alalım?

Sonra dedim ki, “Biraz cool olayım.” Succession açtım. Kendall Roy hayatını mahvediyor ama o bile karizmatik. O herkesin çok iyi giyindiği, çok net konuştuğu, hayatın içinde asla tökezlemeyen insanların olduğu diziler… Bir karakter vardı, hayatında hiçbir şeyi ertelemiyor. Âşık mı oldu? Söylüyor. Gitmek mi istiyor? Gidiyor. Karar mı vermesi lazım? Veriyor. Ben dün bir mesajı yazıp silerken kendime yabancılaştım.

Dizideki kadın, “Ben kendimi seçiyorum,” dedi. Bak bak! Hele hele… En son “seni seçtim” dediğimde koluma üçüncü serumu takıyordum ben:) Demek ki seçmek değilmiş mesele, kimi seçtiğin önemliymiş. Gene kamu spotu şeklinde kişisel gelişim hanemize bir cümle ekledik, sonra varoluşumuza aynen devam ettik çok şükür. Ben bugün ne izleyeceğimi bile seçemediğim bir dünyanın kapılarını aralamışım. Her şeye hızlı karar veren ben, şöyle bir oturup grilerde gezinelim dedik, beni yine kuralcı çizgime döndürdüğünü düşünerek kapattım. Bu diziler insanları etkiliyor vallahi:)

Bir ara, “Ben bugün entelektüelim,” diye belgesel açtım. Evren, yıldızlar, zaman… Anlatıcı dedi ki, “İnsan evrende çok küçük bir yer kaplar.” Dedim ki, “Keşke bugün ruh halim de bu kadar küçük yer kaplasaydı.” Ama olmadı. Evren büyüdükçe ben de büyüdüm. Küçülmek için açtığım şey beni daha da genişletti. O noktada fark ettim: Ben bugün hiçbir şeye sığınamıyorum.

Aklıma Bulantı geldi: “Var olmak fazlalıktır.” Dedim ki, tamam… Bugün biraz fazla var olmuşum.

Aslında mesele şuymuş: İnsan bazen dizi izlemek için dizi açmıyor. Kendini yönetmek için açıyor. Hadi havalı kelime bulayım. Regule etmek. Duygularını outsource ediyor. Ağlamak istiyorsan dram açıyorsun, âşık olmak istiyorsan romantik komedi, hiçbir şey hissetmemek istiyorsan reality show. Yani hissetmeyi bile outsource ettiğimiz bir çağdayız. Ama bugün… Hiçbir tür beni taşımadı.

Çünkü bütün diziler bana aynı şeyi söyledi: “Bizim bir senaryomuz var.” Ama bugün, “Benim yok.”

En komik tarafı şu; hiçbir şey izleyemedim ama kendimi izledim. Kalktım, oturdum, aynı sahneyi tekrar oynadım. Telefonu elime aldım, bıraktım, yine aldım. Sanki ben de bir diziyim ama yazar greve çıkmış. Sahne var, hikâye yok. Hareket var, anlam yok. Ve ben o dizinin başrolüyüm ama ne oynadığımı bilmiyorum. Neyse ki yalnız değilim 🙂

Yalnız insanın en büyük yeteneği bu galiba. Kendini meşgul ederek hayatta kalmak. Bir şey izlemek, bir şey dinlemek, bir yerlere bakmak… Çünkü boş kalırsa kendisine denk geliyor. Ve kendine denk gelmek her zaman iyi bir fikir değil. Bazen insan kendini izleyince kanal değişmek istiyor ama kumanda yok.

Bugün kaçamadım. Hiçbir karakter beni içine almadı, hiçbir hikâye beni saklamadı. Bugün kendimle baş başa kaldım. Ve dürüst olayım… Biraz sıkıcıydım. Biraz dağınıktım. Biraz gereksiz dramatiktim. Ama aynı zamanda gerçektim. Belki de bütün mesele bu. Kurguya sığamadığın günler, gerçeğin fazla geldiği günlerdir. Yarın yine dizi açacağım. Büyük ihtimalle yine, “Bu kesin iyi gelir,” diyeceğim. Ve muhtemelen yine yarısında kapatacağım. Çünkü mesele izlemek değilmiş. Mesele şuymuş: İnsan bazen hiçbir hikâyeye sığmaz. Çünkü o gün kendi hikâyesi taşmıştır.

Ve sanırım bugün benimki biraz taştı.

Ama olsun. En azından bu bölümde kendim oynadım. Senaryo yoktu, yönetmen yoktu… Ama his fazlaydı. Belki de bazı günler tam olarak böyle geçmeli. İzleyecek bir şey bulamayarak ama kendine bakacak kadar durarak.

Ve evet… İtiraf ediyorum. Bugün hiçbir dizi bana iyi gelmedi.

Ama biraz kendime denk geldim. Ve şunu fark ettim… Kendime denk gelmek sandığım kadar “derin” bir şey değilmiş. Biraz şöyle bir şeymiş: Aynada kendine bakıp, “Sen bugün niye böyle davrandın ya?” deyip cevap alamamak. Yani aslında ben bugün… Kendi dizimin en sinir bozucu yan karakterine denk geldim. Ve spoiler vereyim: Sen sensin de e, bugün sen kimsin?

Bu içsel paradoks ile sizi size bırakıp kaçıyorum.

Dış/gece/karakter soldan çıkar.

KİB bye.

ru

Etiketler:
Bu içeriği paylaş

Episode Dergi

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!

Üyelik Sözleşmesi ve Gizlilik Politikası metinlerini okudum ve onaylıyorum.

Son Bölümlerimiz...

Podcast

Kritik Eşik – 58: Yabani

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Yabani dizisini konuşuyor.

LISTEN
58. Bölüm
Süre: 7:13

Kritik Eşik – 57: Kirli Sepeti

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Kirli Sepeti'ni konuşuyor.

LISTEN
57. Bölüm
Süre: 11:21

Kritik Eşik – 56: Dilek Taşı

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Dilek Taşı dizisini konuşuyor.

LISTEN
56. Bölüm
Süre: 15:36

Kritik Eşik – 55: Bambaşka Biri

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Bambaşka Biri dizisini konuşuyor.

LISTEN
55. Bölüm
Süre: 19:07

Kritik Eşik – 54: Aile ve Adım Farah Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Aile ve Adım Farah'ı konuşuyor.

LISTEN
54. Bölüm
Süre: 18:18

Kritik Eşik – 53: Ömer ve Yargı Yeni Sezon

Episode’un editörleri Özlem Özdemir, Yasemin Şefik ve Engin İnan, Kritik Eşik'in yeni bölümünde Ömer ve Yargı dizilerinin yeni sezonları.

LISTEN
53. Bölüm
Süre: 19:30

Son Bölümlerimiz...

Video

Episode TV’nin Sevilen Programı ‘Oben Budak’la Falan Filan’ Yeni Bölümüyle Yayında

Episode TV’nin sevilen programlarından Oben Budak'la Falan Filan heyecan verici yeni bölümüyle…

‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’nin Yeni Bölümünde Mutluluk Konuşuldu

Episode TV'nin sevilen programlarından Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi'nin 4. bölümü, 8…

Episode TV’nin ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Programının 3. Bölümü Yayınlandı

Bugün yayınlanan Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi 3. bölümünde "Nikahta Keramet Var…

Episode TV’den ‘Deniz Tezuysal ile Kesin Bilgi’ Kendine Has Üslubuyla Devam Ediyor

Episode Dergi YouTube kanalı Episode TV’nin yeni içeriklerinden Deniz Tezuysal ile Kesin…

Mehmet Kurtuluş Episode’a Konuştu

Kurz und schmerzlos (1998), Im Juli (2000), Gegen die Wand (2004) gibi…

Popüler İçerikler

TOD STUDIOS’tan Yeni Komedi Dizisi: ‘Her Şey Mümkün’den İlk Afiş Geldi!

​Dijital içerik dünyasına iddialı bir giriş yapmaya hazırlanan TOD STUDIOS, yeni orijinal…

Editör
Tarafından Editör

E-Bülten'imize Abone Olun!

En yeni içeriklerimizden ilk siz haberdar olun! Bültenimize abone olun!
E-Bülten'imize Abone Olun!

Çok Okunanlar

Formatın DNA’sını Değiştirmek

Televizyon dünyasında "format avcılığı" dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz Tim…

Oben Budak
Tarafından Oben Budak
Dizi dünyasının tek adresi: Episode Gelişmeleri takip etmek için yeni sayıyı okumayı unutmayın!